Nerelerdeyim, neler yapıyorum…

Son yazımı yazalı epey bir zaman geçti. Yazmadıkça yazmıyor insan… Devamlılık gerektiren her eylem gibi yazmak da zor kazanılan ve çabuk kaybedilen bir alışkanlık.  Tabi bir de başka bir faktör var o da zaman… Yorgunlukla mücadele edebiliyor insan ama zaman ile mücadele edip daha fazlasını kazanmak çok ama çok zor.

İşyerinde  son altı aydır çok yoğun bir dönem geçirmekteyim . Gündüz yoğunluğu nöbetini akşamın yorgunluğuna ve boşvermişliğine devretmekte, ben ise kendimi hoyratça bu dar boşluğa bırakmaktayım.

Hobiler, sosyal yaşam, planlar ve hayalcilik gibi boş zamanını harcadığım faaliyetlerim de çok iyi gitmiyor haliyle. Bu güçlükle en çok yer ayırdığı konu olan özgür yazılım ve son iki yıldır LibreOffice ile ilgili şeylere de bakamıyorum gibi gibi görünse de asgari oranda bakabiliyorum diyebilirim. Yeni bir şey katmasam da olanı muhafaza etmeye gayret ediyorum. Sadece ben değil, gördüğüm kadarıyla birçok arkadaş da benzer bir atalet içerisinde.

İşte bu çerçevede ne yaptık ne ettik dersek şöyle bir liste ile durumu özetlemeye çalışayım:

  • LibreOffice’in yeni sürümü olan 4.3 duyuruldu. Sürüm notlarına şuradan bakabilirsiniz.
  • Mazoşist ıstırabımızın keyifli aralarından biri olan çevirilerini yetiştirebildik. Arayüz %99.9 seviyesine ulaştı. Bu çevirilerde sevgili Ayhan Yalçınsoy ve her zamanki gibi yaşı ve verdiği emeği en büyük olan -bu kısımda utanmaz gerekiyor- sevgili Necdet Hocamız büyük çaba gösterdiler. Ben de elimden geleni yapmaya çalıştım ama çeviri zamanımın büyük kısmını yeni Microsoft Office Excel işlevleri ve Calc işlevlerinin çevirilerini yeknesaklaştırmaya harcadım. Bununla ilgili ayrıca bir tablo da yapmıştım. Onu da güncellemem gerekiyor.
  • Bu 4.3 sürümün notlarında da adım geçiyor çok şükür. KK(QA) çalışmaları çerçevesinde 5 adet hatayı çözüldü işaretledim bu sayede adım sürüm notlarına geçti. Yeni kayıtlar girdim. Şimdiye kadar toplamda 44 hata kaydı girmişim. Bu sürüm öncesi Türkçe yerlerini ilgilendiren bir tanesi var ki önemliydi, çözüldü(Teşekkürler Eike).
  • Küresel pazarlama listesinde LibreOffice 4.4 için bir öneri sundum: İşletmeler için daha iyi bir LibreOffice sürümü olsun dedim, işletmeler için çözülmesi iyi olacak hata kayıtlarına yoğunlaşmayı önerdim. Bu konuda uzun bir tartışma olmasına rağmen net bir çizgi çizilmiş değil fakat konferans gündemine alınması da benim için mutluluk verici.
  • TDF üyeliğimi yeniledim. Ülkemizden tek üye benim.
  • Zemberek çok eskidi, Linux sürümleri üzerinde performans sorununa ek olarak tam olarak nedenini bulamasam da güncel Ubuntu 14.04 üzerinde çalıştıramadım. Bazı paketlerde sorun var sanırım… Bu konuda biraz daha araştırma yapmak gerekiyor. Şayet diğer Linux dağıtımlarında da benzer sorun yaşanırsa TÜBİTAK’ın çalışmayan bir Zemberek ile nasıl bir ofis deneyimi sunacağını merak etmiyor değilim. Zemberek’i kaybedersek önce TÜBİTAK düşünsün!
  • Yine Zemebrek demişken, gözümüz yollarda Zemberek 3′ü bekliyoruz fakat gelişmesi ne yazık ki pek kolay olmuyor, sevgili Ahmet A. Akın’dan başka bu işe elini bulaştıran yok. Yine burada iş Zemberek’in hamisi TÜBİTAK’a düşüyor…
  • TÜBİTAK demişken Micheal Meeks LibreOffice 4.3′ün kaputunun altında neler olduğunu yazdığı yazısında, LibreOffice’e kod katkısı veren kuruluş ilişikli kişiler grafiği yayımladı. İdeal tabloda TÜBİTAK imzalı geliştirici veya “o yeni modelde” TÜBİTAK’ın hizmet aldığı Türk yazılım şirketleri olmalıydı…Hala yok, beklemiyoruz da…
Kuruluşa göre kod gönderim grafiği

Kuruluşa göre kod gönderim grafiği

  • Yukarıdaki grafikle ilgili şunu da söyleyeyim, Suudi Arabistan Kral Abdülaziz Bilim ve Teknoloji Şehri(KACST) dahi The Document Foundation Danışma Kurulu’na üye oldu da TÜBİTAK hala olmadı… Kod dahi gönderiyorlar… Arapça ve sağdan sola yazılan diller ile ilgili çok güzel gelişmeler bu sayede oldu
  • Foruma birkaç kişi hariç ilgi düşük, wiki Allah’a emanet…
  • Topluluk olma adına çok aşama kaydedemedik. Hiç yoktan iyi ama bağlarımızı güçlendirmek adına bir hafta sonu İstanbul’da bir toplantı yapalım diyorum. Detayı planı ile ilgili fikir alış verişi için e-posta listemize ilk fırsatta bir ileti göndereceğim.
  • Kod katkısı olarak sevgili Efe Gürkan Yalaman bu yıl da GSoC’a katıldı, Şablon Yöneticisini iyileştirecek ama sesi soluğu çıkmıyor pek…
  • Türkiye’de özgür yazılıma olan ilgi ve katkı çok iyi seyretmiyor, haliyle LibreOffice’e de pek ilgi yok… Onca yazı yazdık, kod katkısı verin, Andorid sürümüne geliştirici olun diye ama önemsiz işlere bulaşmayan kod okur yazarlarımızın dikkatini çekemedik maalesef.

Velhasıl-ı kelam, ölmesek de sürünmeye devam ediyoruz, bireysel yük ile 5-10 kişi çeşitli alanlarda dağınık zamanlarda katkı vermeye devam ediyoruz. Her alanda katkıcıya ihtiyacımız var. Bekleriz.

Mutlu günler.

PS: Bu yazıya tablette başladım, telefonda devam ettim ama fiziki klavyesiz olmuyor…

TBMM E-Dilekçe Portalı ve yurdum insanının halleri

Meclisimiz özünde halkın meclisi ama yönetim olarak temsili demkrasi ile gönderdiğimiz milletvekilleri tarafından işletilmekte…

Haliyle özü ile bağını sağlayan bir kaç araçtan biri Meclis bünyesinde kurulan Dilekçe Komisyonu. Bu komisyona yurttaşlar, talep, şikayet ve önerilerini yazılı olarak bildirmekte ve bu komisyon bu dilekçeleri değerlendirerek kamuoyu gündemini ve taleplerini meclisin faaliyetleri içine değerlendirilmek üzere meclise sunmakta.

Dilekçe Komisyonu, hem geleneksel olarak yazılı dilekçeleri almakta hem de e-dilekçe sistemi üzerinden dilekçeleri kabul etmekte. E-devlet sistemi üzerinden de TBMM e-Dilekçe modülü var, fakat aylardır çalışmayan bir modül olarak E-Devlet sisteminin genel randımansızlığına uygun davranmakta…

Benim de bir talebim olduğu için bugün TBMM Dilekçe Portalına (https://edilekce.tbmm.gov.tr) kayıt oldum. Buradan bireysel ve toplu dilekçe yazabiliyorsunuz. Güzel de bir hizmet var toplu imzaya açık dilekçeleri de imzalayabiliyorsunuz.

Talepleri az çok tahmin edebilirsiniz; iş talebi, af talebi, bedelli askerlik, tayin talepleri, katkı kredisi borçlarının silinmesi(hem de ailenin haberi olmadan)… Bunlar genel talepler, bunların dışında, kamu hizmetlerin eksikliği, şikayetler ve hizmet talepleri de diğer öne çıkan talepler… Bunun yanı sıra çaresizlik dolu talepler ve uçmuş talepler de mevcut.

Az çok uç nokta talepleri tahmin edebilirsiniz. Ben de tahmin edebildiğimi düşünüyordum ama şu talebi görünce ne kadar yanıldığımı anladım…

TBMM'ye RiotGames oyunu için verilen dilekçe

TBMM’ye RiotGames oyunu içinde hakaret işitilmesi üzerine verilen dilekçe

Okuduğumda çok güldüm doğrusu… Tek kelimeyle manyakça bir talep! Toplumun içinde bulunduğu ruh hali iki türlü aks ediyor; hem biçimsizce meclis içine hem de şuursuzca meclis dışına bir yansıma bu….

Neler var neler… Bence siz de hem eğlenip hem şaşırmak istiyorsanız TBMM Dilekçe Portalına üye olun ve menüden “İmzalayabileceğim Dillekçeler“e tıklayarak sörfe başlayın! Tabi makul talepleriniz varsa onları da dilekçe yazarak talep etmekten imtina etmeyin. Söz uçar yazı kalır…

Not: RabeaL06 isimli sihirdar hesabı sahibi, ayıp değil mi onca küfür etmişsin adama, terbiyesiz!

 

Kediciğin kamerayla tanışması

Hayvanların özellikle de evcil olanların çok akıllı olduğunu düşünüyorum. Bence çevrelerini ve nesneleri bize benzer şekilde izleyip yorumluyorlar…

Bu fotoğraf bahçemizde yaşayan kedilerin bu yılki yeni yavrularından birine ait. Akşam güneşinde keyiflenirken resmini çekmek istedim. Tabi yavrucak elimdeki fotoğraf makinesini görünce tedirgin ve meraklı bir şekilde objektife doğru bir müddet kilitlendi. Beni tanıyordu fakat elimdeki aleti daha önce hiç görmemişti ve ne işe yaradığını, tehlike arz edip etmediğini anlamaya çalışıyordu. Ben de bu anın fotoğrafını çektim ve bu haftanın duvar kağıdı olarak paylaşmak istedim.

İndirmek için buraya veya resmin üzerine tıklayıp açılan resme sağ tıklayıp farklı kaydet diyebilirsiniz.

Kedinin kamerayla tanışması

Kedinin kamerayla tanışması – (Küçük boyutlu ön izleme). Tam boyutlu indirmek için tıklayın

Ebat: 2560 x 1600
Dosya boyutu: 1.2 MB

Duvar kağıdının Kde-Look sayfası: http://kde-look.org/content/show.php/Kitten%27s+first+meeting+with+the+camera?content=165171

Kde-Look’daki diğer içeriklerim: http://kde-look.org/usermanager/search.php?username=kobzeci&action=contents

Windows 8 masaüstünde sanıyorum 2560 x 1600 boyutlu duvar kağıtları iyi görünmüyor. Kulanan varsa ekran boyutu ve düzgün bir oturma yapıp yapmadığını yazarsa sevinirim.

Öğleden sonra bir vapur

Kadıköy sahilinde boğazı seyretmenin en güzel yanı kuşkusuz gelen vapurların yanaşmasını izlemek…

Mart ayı başlarında havanın çok da güzel olmadığı bir günde çektiğim bu kareyi bu haftanın duvar kağıdı olarak ekleyelim de boş geçmemiş olalım…

İndirmek için buraya veya resmin üzerine tıklayıp açılan resmi farklı kaydet diyebilirsiniz.

Öğleden sonra vapur

Öğleden sonra bir vapur – (Küçük boyutlu ön izleme). Tam boyutlu indirmek için buraya tıklayın.

Ebat: 2560 x 1600
Dosya boyutu: 2.2 MB

Duvar kağıdının Kde-Look sayfası: http://kde-look.org/content/show.php/The+Afternoon+Ferry?content=164922

Kde-Look’daki diğer içeriklerim: http://kde-look.org/usermanager/search.php?username=kobzeci&action=contents

İyi pazarlar…

Modeminizin güvenliği: 18tdn, linkbucks.com sızması

Bilgisayarımızı ne kadar güvenli tutarsak tutalım, bir de işin internete çıktığımız modem-router kısmının olduğunu geçtiğimiz gün bir tecrübeyle öğrendim. Konuyla ilgili pek fazla Türkçe ileti olmadığı için yazmak istedim.

Malumunuz, TTNET yasadışı olarak olarak DNS’lerimiz zehirlediği için(DNS Spoofing)[1][2] kendi güvenliğimiz için TTNET DNS’leri ve zehirlediği Google DNS ve OpenDNS adreslerini kullanmamak gerekiyor. Ben de ücretsiz ve güvenli bir servis olan Comodo Secure DNS( 8.26.56.26 ve 8.20.247.20) numaralarını kullanmak istedim.

Sadece bilgisayar üzerrinden değil, evdeki ağa bağlanan tüm bilgisayarlar, cep telefonları ve misafirlerimizin de güvenliğini sağlamak için bunu modem üzerinden yapmayı daha uygun buldum.

Uzun zamandır girmediğim modem arayüzüme bir türlü erişemeyince, modemi resetleyip fabrika ayarlarına geri döndürdüm. Tabi fabrika ayarı olunca modem arayüzüne giriş kullanıcı adı ve parolam “admin- admin” olarak kabak gibi kaldı. Zaman yokluğundan değiştirmeyi ihmal ettim…

Ertesi gün baktığımda twitter üzerinde tıkladığım bağlantılar (t.co kısaltılmış bağlantıları kullanıyor twtter) beni önce 18tdn.com uzantılı bir bağlantıya (bomboş bir site ama Alexa’ya göre dünyadaki en çok ziyaret edilen 63 bininci site, ziyaretçileri gelişmekte olan Hindistan, Türkiye ve ortadoğu ülkelerinden geliyor. Trafik olarak ise ve bağlantı kısaltma servislerinden geliyor http://www.alexa.com/siteinfo/18tdn.com) bu sitenin ardından da hızlıca linkbucks.com reklamlarına yönlendiriyor. Sadece bir bilgisayar böyle değil evdeki tüm bilgisayarlar ve telefonlarda da aynı sorun ortaya çıkmıştı. Linux kullandığım için bir virüs veya benzeri bir zararlı yazılım olmayacağı ortadaydı tabi aynı anda hem telefonlara hem de bilgisayarlara bir zararlı yazılım bulaşmasına imkan da yoktu… Biraz araştırınca bunun router üzerinden yapılan bir sızma (router hijack sanırım) olduğunu öğrendim. Sazan gibi admin -admin kullanıcı adı ve şifresini bırakınca modemde, haliyle çok kolay şekilde routera erişip bir betik ile bu işi yapıyorlarmış…

Çözümü basit, modeminizi fabrika ayarlarına geri döndürün, güvenli bir kullanıcı adı ve parola belirleyin. Sorunu yaşadığınız tarayıcıların ön belleklerini silin ve bilgisayarınızı yeniden başlatın.

Modemde varsayılan kullanıcı adı ve parola kombinasyonlarını kullananların kulağına küpe olsun.

Your password is incorrect

Your password is incorrect

Ayrıca hızlı ve güvenli Comodo DNS’i de kullanmanızı öneririm.

İnternette tam anlamıyla bir güvenlik ve gizlilik istiyorsanız:
 https://www.kemgozleresis.org.tr/tr/ adresini mutlaka ziyaret edin. Bütün platformlar için gerekli bütün bilgiler orada var.

Kem Gözlere Şiş

Kem Gözlere Şiş

—————————————

1- http://haber.sol.org.tr/medya/internet-yasaklarinda-skandalin-yeni-adi-dns-spoofing-haberi-90202 

2- http://googleonlinesecurity.blogspot.com.tr/2014/03/googles-public-dns-intercepted-in-turkey.html (Google güvenlik ekibinin resmi açıklaması)

Aşağı doğru

Fotoğraf çekip içlerinden bilgisayar duvar kağıdı olabilecekleri çıkarmak hoşuma gidiyor. Bu nedenle günlüğümde ürettiğim duvar kağıtlarıyla ilgili bir kategori açmak istedim. Daha önce hazırladığım duvar kağıtlarını KDE -Look sayfamda görebilirsiniz.

Bu duvar kağıdının adı “Aşağı Doğru”. Beşiktaş Yıldız Parkında Mart 2014 tarihinde çektim. Fotoğrafı eğimli bir patikada bayır aşağı inerken çektim. Küçük bir açıyla ve zemine olan yakınlığın da katkısıyla, ilk bakışta patika düzmüş gibi geliyor hatta patikanın ilerisine doğru baktığınızda sanki yokuş yukarı bir yol gibi görünüyor.

İndirmek için resmin üzerine sağ tıklayıp Resmi farklı kaydet diyebilirsiniz.

Aşağı doğru

Aşağı doğru

Ebat: 2560 x 1600
Dosya boyutu: 3.9 MB

Bir işletim sisteminden daha ötesi: Her(Aşk)

Geleceği düşündüğümde aklıma hep teknolojinin insanlığı yuvası olan Dünya’dan ileriye taşıyıp gezegenler arası yolculukların yapıldığı, sosyal düzenin değiştiği ve yemyeşil ve barışçıl bir resim çiziyorum hep.

1990′lı yılların başlarında çocukken 2000′li yılları, 2010′u 2015′i hep büyük değişiklikler getirecek diye beklemiştim… Ne yazık ki uçan arabalar hiç gelmedi. Neredeyse 2015 senesinde geldiğimiz nokta basit bir küresel veri alış verişi ağı olan İnternet ve dokunmatik ekrana sahip akıllı(ki akıllı değiller) cep telefonları oldu.  Her an büyük bir bilimsel kırılma olacakmışçasına verike haberlerin hayal kırıklığı bu belkide. Ama şahit olduğum 30 yıllık ömrümde hiçbir insan başka bir gezegene veya gök cismine ayak basmadı.

1990 sendormu bir yana 2000 senromundaki büyük umutlar beklenen İnsan genomu çözüldü denildi fakat hiçbir büyük hastalığa çare bulunmadı…

Gelecek hep hayal edilenden daha, geride, daha ticari ve daha bireysel eğlenceye yani tüketim talebine odaklı oldu. Düşünsenize 1991 yılında geliyor biri size diyor ki 2012 senesinde el içi kadar bir tetriste sapandan fırlatılan kuşlarla domuzları vuracağınız bir atari(o zamanki el oyuncakları) dünyayı kasıp kavuracak insanlar milyonlarca saatini bu oyunda harcayacak… Ne derdiniz, ya bırak allasen 2012 senesinden bahsediyorsun arkadaşım koskoca 21 yılda insanoğlu nerelere gider nerelere… Sen kalkmış el atarisindeki saçma bir oyundan bahsediyorsun…

Velhasıl-ı kelam, teknolojik gelişmenin hayal kırıklığını başka bir yazıya bırakıp başlığımıza geri dönelim…

Her(Aşk)

Her(Aşk) - Afiş boyu için resme tıklayabilirsiniz

Her(Aşk) – Afiş boyu için resme tıklayabilirsiniz

Her filmi, benim yukarıdaki hayal kırıklığım paralelinde bir gelecekte geçiyor. Filmimizin kahramanı Thedore() bir mektup şirketinde çalışıyor. Mektup şirketi demişsem, eposta falan değl, bilindik profillerin üye olduğu ve sevdiklerine mektuplar yazdıran bir şirket, kahramanımız da yazıcı, müşterilerin ağzından dokunaklı mektuplar yazıyor ve bu şekilde geçimini idare ediyor.

Bu gelecek biraz garip doğrusu, en çok dikkatimi çeken 80′li yılların saç-bıyık ve elbise modasının hakim olması. Diğer taraftan da gelişmiş olan teknolojinin yine iletişim teknolojisi üzerinden ilerlediği.

Boşanmış ve hayal kırıklığı içerisindeki kahramanımızın depresyon halleri bir gün gezdiği bir mağazada tanıştığı bir işletim sistemi(Operating System – OS) ile değişiyor.

Bu işletim sistemi, bilindik komut işleyip emir alan bir yapıdan çok öte, semantiğin de ilerisinde öğrenebiliyor, düşünebiliyor tam anlamıyla bir yapay zeka ürünü. İlk kurulumunda işletim sisteminin kullanıcısı analiz edilerek onun kişiliğine göre bir karakter olarak kurulan bu işletim sistemi, kullanıcının tam anlamıyla sanal bir arkadaşı oluyor.

İşletim sistemi kurulum öncesinde sorduğu sorularla bir kadın kendini yapılandırıyor ve ismini de kendi seçerek(Samantha) bilgisayara kuruluyor.

İleri düzey ses tanıma, düşünebilme ve değerlendirme gibi özellikleriyle tıpkı bir insan gibi iletişim kurabilen ve etkileşebilen bu işletim sistemi kısa zamanda zaten depresyonda olan kullanıcısını kendisine aşık ediyor ve aralarında bir birliktelik yaşanmaya başlıyor.

Tıpkı sanal bir sevgili benzeri bu ilişki, işletim sisteminin internetten bulduğu bir insan vekil(human proxy) aracılığıyla ilişkinin insan tarafını biraz canlandırma niyetine kadar çok iyi gitmekte. Daha sonrasında başlayan iletişim, kıskançlık ve ihanet gibi insansı durumlara işletim sisteminin evrilmesi ve sonrasında yaşananlarla sorgulayıcı bir seyir izleyerek film sona eriyor.

Elimden geldiğince spoiler vermeden filmi anlatmaya çalıştım. Fakat filmle ilgili bir kaç hususa da değinmeden geçemeyeceğim.

Filmde yapay zekanın evrilmesi işlenmiş, düşünüp kendisini ve insanlardan farklarını ortaya koyabilen ve kendiliğinden eylemler yapabilen bir işletim sistemi deyince aklıma 2001: A Space Odyssey  filmi ve HAL 9000(IBM’in harflerinden birer sıra geriye kayın, anladınız siz) geliyor. Ayrıca Terminatör filminden SkyNET’i de örnek verebiliriz. Düşünebilen bir işletim sistemi için nihai tehdit insanoğlunun onu kapatması ve bu durumda potansiyel olarak en büyük düşman insanoğlu olması en basit matematikle kaçınılmaz bir çıkarım.

Bu filmde ise, işletim sistemi komut almayı reddetmiyor ve varlığının devamını sürdürme amacı yok, neden HAŞ veya SkyNET gibi evrilmiyor peki diye sorunca, filmde arada işletim sistemine yapılan güncelleme sahnesi sanırım bu soruları kesmek için yapılmış…

Diğer taraftan, aynı anda birçok kişi ile etkileşime geçmesi ve insan zekası ve fiziğinin sınırlarının bu işletim sistemine yetmemesi de ayrı bir konuydu. Bu derece süper bir işletim sistemiyle dünyada çözülemeyen bir sorun kalmazdı doğrusu, sıradan ve ortalama geliri olan bir insanın bu işletim sistemini edinebilmesi ise çok garip geldi. Gerçi filmde işletim sistemine benzer olarak oyunlar ve oyun karakterleri de yapay zekaya yavaş yavaş dönüşüyordu, bu da sanırım bir öncü yenilik dönemi olduğunu anlatmak içindi.

Film güzel, işletim sistemlerin gelecekte nasıl olacağına dair fantastik bir tablo çiziyor. Yapay zeka, ve Asimov‘un Üç Robot Yasası gibi İşletim sistemleri ve ahlakı vb tartışmalar için ilgi çekici olabilir.

Ayrıca ileride bu derece sofistike yazılımların olup olmayacağı ve özgür yazılım ve yapay zeka gibi birçok konu da tartışılabilir. Gelecekten dönüp baktığımızda ilkel olan günümüz işletim sistemleri, özgür yazılım modelinde işlevsel olarak kodlanırken acaba yapay zeka işin içine girince kimin düşünce yapısına göre kodlanacak ve düşünmek öğretilecek, toplumun veya topluluğun ortak değerlerine göre mi, yoksa devrimsel bir örenim yolu izlemesi için mi kodlanacak?

Sanıyorum ki bunları tartışmaya daha çok zaman var…

Notum: 7/10, iMBD notu: 8,3

Peki bir işletim sistemine aşık olunabilir mi?

Evet olabiliyor. Japonya’da gençler bilgisayar karakterleriyle aşk yaşıyormuş. Bunlarla evlenenler bile olmuş. Şu haber ve benzerleri fikir verebilir: http://t24.com.tr/haber/japon-gencler-seksten-neden-uzaklasiyor/242599 

Bir İşletim sistemiyle arkadaş olunabilir mi?

Evet. Kesinlikle olunabilir. Çoğumuz şu aşağıda gördüğünüz işletim sistemiyle dost olmuştuk. Onu çok sevmiştik fakat gitti.

En sevdiğimiz arkadaşlarımızdan biriydi Pardus

En sevdiğimiz arkadaşlarımızdan biriydi Pardus

Harika bir tiyatro oyunu: Sessizlik (Silence)

Aslında tiyatroyla pek aram yoktur. Okulda sınıfça gidilen oyunlardan sonra üniversitede arkadaşlarımın oynadığı bir kaç oyuna gitmiştim o kadar. Evlendikten sonra sağolsun eşimin itkisiyle çok sık olmasa da ayda bir -bazen iki- tiyatroya gidiyoruz.

Eski oyunlardan çok aklıma kalan yok fakat son yıllarda en çok beğendiğim ve hoşuma giden oyun ne derseniz, iki hafta önce gittiğimiz “Sessizlik( orj. Silence)” isimli oyunu şimdiye kadar izlediğim en iyi tiyatro oyunlarından biri olduğunu söyleyebilirim.

Sessizlik(Silence) -Tiyatro Oyunu

Sessizlik(Silence) -Tiyatro Oyunu

Sessizlik, İngiltere’nin karanlık çağında geçen bir kara komedi.  The Guardian bu oyunu Biraz Month Phtyhon biraz da Şekspir tarzı komedi diye tanımlamış. Oyun İngiliz orjinli, Moria Buffini isimli yeni dönem oyun yazarları tarafından kaleme alınmış. Türkçeye Serdar Biliş çevirmiş, Mehmet Birkiye yönetmiş.

Oyunun konusu İngiltere’nin karanlık döneminde -ki bu Viking istilası zamanları oluyor- Fransa’dan gelen(sürgüne ve evliliğe zorlanan) bir genç kız ve Cumbria – Kuzey Batı İngiltere(İskoçya daha doğru tabir olur) Lordu gencin kendilerinin sadece seyirci oldukları yazgılarının onları sürüklediği yaşamları, cinsiyetler ve din ve dinler çatışması(Paganizm- Hristiyanlık) çerçevesinde yaşanılan evlilik ve sonrasında başlarından geçen maceralar olarak spoiler vermeden tanımlayabilirim.

Oyundaki karakterler:

  • Silence, Cumbria’nın genç Lordu(!)
  • Roger, Rahip
  • Ethelred, İngiltere Kralı
  • Ymma, Normandiyalı bir prenses
  • Agnes, Ymma’nın hizmetkarı
  • Eadric, Ethelred’in koruması

Oyuncular: Nimet Iyigün, Oya Okar, Süleyman Atanisev, Funda Eryiğit, Münir Can Cindoruk, Savaş Özdemir

Oyundaki karakterler gerçek karakterlerin öyküsü mü bilmiyorum ama, Kral Tedariksiz Ethelred ve Ymma(Normandiyalı Emma) gerçekte yaşamış karakterler, ve özellikle Emma’nın hayatı gerçekten entrikalarla geçmiş… Oyunu izledikten sonra bakmanızı öneririm.

Oyunu Devlet Tiyatroları sergiliyor, biz Üsküdar Tekel Sahnesi’nde izledik. Eski Tekel fabrikasını tiyatroya dönüştürmüşler. Sahne gayet iyi, Üsküdar iskelesine 10 dakika mesafede(sahilden kuzeye doğru yürüyünce), ama koltuk açısı biraz daha iyi olabilirmiş..

Gelelim oyunu neden beğendiğime ve neden şimdiye kadar izlediğim en iyi oyunlardan biri olduğuna.

Birincisi oyuncular gerçekten çok başarılıydı ve oyunda yenilikçi bir sahne vardı ve oyuncular sahne geçişlerine süper uyumluydular, jestleri başarılıydı, bir de simülasyon(tiyatroda tanımı nedir bilmiyorum) yaparcasına olay ve eylemleri canlandırdılar bununla birlikte komik ve ironik sahnelerinde performansları çok iyiydi.

İkincisi eğlenceliydi. Oyunun özgün halini bilmiyorum ama, set görevlilileri gayet interaktif şekilde sahne geçişlerini ve efektleri uyguladılar. Eğlenceliydi doğrusu.

Üçüncüsü konu akışı daha çok bir film gibi sunuldu, bu benim daha çok hoşuma gitti.

Son olarak hikaye de güzeldi.

Ben çok güzel vakit geçirdim. Kesinlikle gitmenizi öneririm, yalnız bilet bulunmuyor, sanıyorum 13 gün öncesinden satışa sunulan biletleri sabah 10:10′da alma girişimlerine başlayın, hemencecik bitiyormuş.

Oyunun Devlet Tiyatrolarındaki sayfasıhttp://www.devtiyatro.gov.tr/programlar-sehirler-istanbul-detay-sessizlik.html

Notum: 9/10 (Oyun epeyce de ödül almış)

The Boat That Rocked – Rock’n Roll Teknesi

The Boat That Rocked – Rock’n Roll Teknesi [W] [IMBd] (The Pirate Radyo), İngilitere’de devlet televizyon ve radyosu BBC’nin 1960’lı yıllarındaki yayın hakimiyeti ve tercihini topluma dayatmasına karşın toplumun neredeyse yarısının hayranlıkla dinlediği 1960’lı yıllarda altın çapını yaşayan “Korsan Radyo” yayıncılığını anlatmakta.

The Boat That Rocked- Rock'n Roll Teknesi  (The Pirate Radio)

The Boat That Rocked- Rock’n Roll Teknesi (The Pirate Radio)

O dönem, birçok korsan yayıncı sa Kuzey denizi başta olmak üzere İngilitere’yi çevreleyen denizlerde tuttukları tekneler ve gemilerle korsan radyo istasyonları kurup Rock’n Roll ve Pop müzik yayını yapmaktaymış…

Film de bu dönemde yaşananlardan – özellikle Radio Caroline‘dan- esinlenerek yazılmış bir senaryo üzerinde, radyo yıldızlarının serseri ve farklı yaşam tarzlarını ön plana koyarak -baba oğlul meselelerine de dem vurarak- çok hareketli olmasa da eğlenceli şekilde akıyor.

Filmde, özgürlükler, devletin yasakçılığı ve kanunlarla yasadışı ilan edilmenin ne kadar saçma olduğunu alaycı bir gözle görebilirsiniz. Devletin “en iyiyi ben bilirim” dayatmasıyla insanların ne tür müzik dinlemeleri gerektiğini dikta edişini İngilizler elbette bizden önce aşmışlar, bizde hala tam olarak kırılmış bir tabu değil bu. Filmde yansıyan “Acar Bürokrat” figürü ülkemizde hala tam teşekküllü şekilde faal.

Radyo yayını sansürcülüğünü bugün ülkemizde yaşanan keyfi internet sansürü ve TİB vb gibi uygulamaları karşılaştırdığımızda yanlış zihniyetin ülkemizde hala yanıltılmadığını görüyoruz. Sansür ve özgürlükler açısından bugünkü torba yasada yer alan İnternet Düzenlemesi(!) bu filmdeki Deniz Suçları Yasasından farksız.

1960′ın İngilteresini yansıtan kara mizahı bugünkü Türkiye’de görmek kötü. Bu karşılaştırmayı yapmak için bile izlemenizi öneririm.

Filmde Rock müzik ve Pop müzik dinleyebilmek için yapılanlar ve “bir gün herkes dilediğince 7/24 istediği müziği dinleyebileceği radyo istasyonlarına kavuşacak” dileği bugünkü “birgün özgür internete erişebileceğiz”  dileğiyle aynı. Sonuçta özgürlük elbette kazanacak, ki filmde İngiltere’de artıuk bu yayınları yapan 300′den fazla radyo istasyonu olduğu son vurgu olarak geçilmiş.

Şunu söyleyebilirim ki; Rock’n Roll bir devrimdi, çok büyük bir devrimdi, ama internet daha büyük bir devrim, belki de şimdiye kadar yapılmış en büyük devrim… Biz bu devrimin ilk otuz yılında internetin çok iyi bir şey olduğunu gördük: İnternet = Özgürlük!

Tıpkı diğer özgürlükler gibi internet de seçimsel bir denetime tabi tutulmak isteniyor. Tıpkı Rock’n Roll’u toplumdan uzak tutmaya çalışan Avam Kamarası Bakanları gibi bugün de internetin tu kakalığından ülkemizi, milli birlik ve beraberliğimizle birlikte milli irademizin korumaya çalışıldığı aşikar…

Filme dönersek, filmin müzikleri tek kelimeyle harika. İşlediği dönem zaten Rock’n Roll’un altın çağı… Her ne kadar ben bu dönem sonrasında Hard Rock’la geçen yılları ve müziklerini sevsem de, tartışmasız müzikler enfes…

Değişik, eğlenceli, kulağınızın pasını silecek bir film, ayrıca o dönem yaşananları günümüzle mukayesesi açısından izlenmeli.

IMDb notu 7,4 /10 benim notum 7/10.

Düzenleme: Bu filmde Kont rolü ile başarılı bir oyun sergileyen Philip Seymour Hoffman dün hayatını kabetmiş, üzüldüm: http://www.bbc.co.uk/turkce/multimedya/2014/02/140202_philip_seymour_hoffman.shtml

Freedomsponsors.org: Destek olun & Harçlık Kazanın

Özgür yazılımın gönüllü katkıcıların emekleriyle oluşturulduğunu elbette hepimiz biliyoruz. Yazılım gelişip büyüdükçe de sunucu, dernek, özel emek gerektiren işler vb çeşitli maliyetler de ortaya çıkıyor. Bu maliyetler de gönüllülerin bağışlarıyla veya özgür yazılım üzerine iş yapan şirketler veya bazı vakıf ve kamu kurumlarının desteğiyle karşılanmakta…

Linux çekirdeği veya LibreOffice gibi büyük özgür yazılım projelerinde bu maliyetler elbette çok daha büyük oluyor ve bunlar büyük sonsorların desteğiyle karşılanmakta. Örnek verirsek, Linux Vakıfı’nın devasa sponsorları şurada: http://www.linuxfoundation.org/about/members LibreOffice’in ise “büyük” sponsorları benzer bir şekilde “Danışma Kurulu -Advisory Board” altında görülebilir:
https://www.libreoffice.org/about-us/advisory-board/

LibreOffice Danışma Kurulu‘nda yer almak, bu şirketlere iş yaptıkları ekosistemin ihtiyaçlarına göre LibreOffice’in seyri ve gelişmesinde söz sahibi olma hakkı tanıyor. Elbette yıllık belli bir ücretle şirketler ve kurumlar bu kurula katılabiliyor. Kurulun ücretleri tam zamanlı geliştirici sağlama ve çalışan sayısına göre değişiyor. Detayları burada görebilirsiniz: https://wiki.documentfoundation.org/TDF/Advisory_Board

Kurulda dikkat çekmek istediğim King Abdulaziz City for Science and Technology (KACST). Bu kurumu Suudi Arabistan’ın TÜBİTAK’ı olarak kabaca tanımlayabiliriz. LibreOffice’in gelişmesine ve Arabistan’da kullanılımı üzerine epeyce iş yapıyorlar. LibreOffice’in Arapça sürümüne ve soldan-sağa yazılan dillere yönelik yazım desteği ve iyileştirmeleri bu kurum sayesinde oldu diyebiliriz. Bnkz:
http://blog.documentfoundation.org/2013/06/25/the-document-foundation-welcomes-a-new-member-of-the-advisory-board-king-abdulaziz-city-for-science-and-technology-kacst-of-saudi-arabia/

Ben TÜBİTAK’ın da LibreOffice Danışma Kurulu içierisinde yer alması gerektiğini düşünmekteyim. Kurumsal pazarı hedefleyen bir Linux dağıtımın iş modelinde temel teşkil eden bir bileşen olan LibreOffice’in gelişimi iş modelinin de sağlıklı ilerlemesi ve sorunları birincil elden çözülmesi gibi çok önemli faydalar sağlayan çok büyük bir avantaj. Ben TÜBİTAK yönetiminde olsam kesinlikle bu kurula TÜBİTAK’ı dahil ederdim… Yıllık ücretler çok görünmesin, gerçekten edilen tasarrufun yanında bu tutarlar para değil.

Kısa bir giriş yapmak istemiştim ama yine kaptırdık. Yukarıda yazdıklarım başka bir yazının ana konusu olsun ve konuya geri döneyim…

****

Yukarıda kabaca özgür yazılımın mali tarafını anlatmaya çalıştım. Gelin görün ki bir tepeden yönetim ve istihdam modeliyle de yapılamayan bazı şeyler var. Bunlar aslında özgür yazılımın ilerlemesinde yenilikçiliği temsil eden şeyler. Çoğunlukla iyileştirmeler ve yeni özellikler kullanıcılar tarafından talep edilmekte ve geliştiricilerin başının etini yiye yiye onların ilk uygun zamanlarında yapılmayı beklemekte…

Özellikle gönüllü geliştiricilerin sürekli boş zamanı olmadığı ve kendi istekleri dışında(veya bağlı olduğu organizasyonun iş listesi dışında) özgür yazılımda sürekli bir sorumluluğu olmadığının bir kez daha altını çizmek istiyorum. Tabi birçoğunun da ya öğrenci ya da serbest çalışan(freelancer) kişiler olduğunu da hatırlatayım…

Onlarca özelli isteği ve az bir iş gücü denklemindeki çözümsüzlük için işte tam burada Freedomsponsors.org devreye giriyor.

Freedomsponsors.org

Freedomsponsors.org

Freedomsponsors.org, özgür yazılımdaki genel bağış mantığından farklı olarak, iş ve çözüme yönelik bağış mantığını benimseyen, belirli bir iş, bir hata için gönlünden ne koparsa destek olarak geliştiricileri motive etmeyi amaçlayan ve sonuç olarak da özgür yazılımın gelişmesine katkı sağlamaya çalışan bir aracı site.

Çalışma mantığı çok basit, herhangi bir özgür yazılım projesindeki bir gelişme için – genellikle o yazılımın hata takip sistemine girilmiş bir hata kaydını temel alarak- bireylerin “şu işi halledin ben şu kadar lira benden, helali hoş olsun” diyerek vaad ettikleri bağışların söz konusu işin/hatanın çözülmesi üzerine hatayı çözen kişiye ödenmesi şeklinde…

Güzelliği ise, hem istek sahibinin gönlünden kopan küçük bir miktarla kişisel olarak beklentinin gerçekleşmesi, hem de hatayı çözen kişinin – büyük ihtimalle geçimini sağlamak için zorlanan bir kişi veya ailesinin yükünü hafifletmeye çalışan bir öğrenci oluyor bu- bu emeğinin karşılığında para kazanması.

Buradaki sponsorlu iş listesine baktığınızda genellikle ürünün normal gelişimine ek olan özellikler olduğu için işin doğasını bozmayan ve destekleyici bir yapı karşımıza çıkıyor.

Freedomsponsors.org ile ilgili daha önce bizim camiada pek yazılı bir şey görmemiştim. Google+ üzerinde sanıyorum Anıl Özbek ve Emir Yâsin Sarı‘nın konuyla ilgili girdileri vardı…

Ben de bugün bu işe dahil olayım dedim ve LibreOffice ile ilgili ilk sponsorluk kaydımı girdim. Söz konusu kayıt, LibreOffice’de değişiklikleri izlerken değişiklikleri kısmi kabul özelliğinin kazandırılmasıyla ilgili bir hata kaydım üzerinden yaptım. Bu özellikle editörler ve şirketlerde birlikte çalışan kişilerce ihtiyaç duyulan bir iyileştirme. Bu özelliğin kazandırılması için ben 20 USD’lik bir sponsorluk kaydı girdim:
http://freedomsponsors.org/core/issue/429/

LibreOffice ile ilgili mevcut kayıtları -başarılı olanlar- ve açık teklifleri şuradan görebilirsiniz: http://freedomsponsors.org/project/149/LibreOffice#/LibreOffice

Freedomsponsors.org adresinde sadece LibreOffice yok, Xorg’dan tutun, Linux çekirdeğine, Scribus’a kadar onlarca özgür yazılım projesi yer almakta.

Eğer sizin de istediğiniz bazı özellikler/çözülmesi için fazladan emeğe ihtiyaç olan hata kayıtları varsa, bu platformda sponsor olmanızı öneririm. sadece bireysel olarak değil, çalıştığınız şirketin ihtiyaçları için de buradan sponsor olabilirsiniz. Ki cömert sponsor kayıtları genellikle bu yazılımları iş modellerinde kullanan şirketler tarafından girilmiş.

Freedomsponsors.org sitesinin kullanımı çok basit, üye oluyorsunuz, para ödemek için bir PayPal hesabına ihtiyacınız var. Şayet bir kredi karınız varsa PayPal‘e üye olmak 5 dakika bile sürmüyor(ben de ilk kez üye oldum, kolaymış gerçekten). Ayrıca yeni elektronik para birimi Bitcoin ile de ödeme yapıp ödeme alabiliyorsunuz.

Freedomsponsors.org sitesindeki kayıtlı projeler şurada:
http://freedomsponsors.org/project/ Kayıt gireceğiniz proje bu listede yoksa hiç merak etmeyin dilediğiniz özgür yazılım projesini kolaylıkla kayıt edebiliyorsunuz.  Sitenin genel kullanımı çok kolay…

Sitede sponsorluk dışında, Kickstarter(topluluk fonlaması) özelliği de mevcut. Siteyi bu amaçla da kullanabilirsiniz. Site işleyiş maliyeti olarak sponsorluk ödemelerinden küçük bir komisyon almak dışında ek bir maliyet çıkarmıyor… Detayları siteden alabilirsiniz.

Çağrım iki taraflı, hem geliştirme isteyen kişiler ve şirketlere, hem de ek gelire ihtiyacı olan öğrencilere. Gelin bu platformda özgür yazılıma destek olun. Öğrenciler ve serbest çalışanlar siz de hem özgür yazılıma katkı verin, hem de  ek gelir kazanın!

Mutlu günler.

Konu dışı: LibreOffice’in resmi twitter hesabı açıldı, takip ediniz:
https://twitter.com/LibreOffice


LibreOffice Türkiye topluluğumuzun hesabını henüz takip etmediyseniz onu da takip ediniz:
https://twitter.com/LibreOfficeTurk