Modeminizin güvenliği: 18tdn, linkbucks.com sızması

Bilgisayarımızı ne kadar güvenli tutarsak tutalım, bir de işin internete çıktığımız modem-router kısmının olduğunu geçtiğimiz gün bir tecrübeyle öğrendim. Konuyla ilgili pek fazla Türkçe ileti olmadığı için yazmak istedim.

Malumunuz, TTNET yasadışı olarak olarak DNS’lerimiz zehirlediği için(DNS Spoofing)[1][2] kendi güvenliğimiz için TTNET DNS’leri ve zehirlediği Google DNS ve OpenDNS adreslerini kullanmamak gerekiyor. Ben de ücretsiz ve güvenli bir servis olan Comodo Secure DNS( 8.26.56.26 ve 8.20.247.20) numaralarını kullanmak istedim.

Sadece bilgisayar üzerrinden değil, evdeki ağa bağlanan tüm bilgisayarlar, cep telefonları ve misafirlerimizin de güvenliğini sağlamak için bunu modem üzerinden yapmayı daha uygun buldum.

Uzun zamandır girmediğim modem arayüzüme bir türlü erişemeyince, modemi resetleyip fabrika ayarlarına geri döndürdüm. Tabi fabrika ayarı olunca modem arayüzüne giriş kullanıcı adı ve parolam “admin- admin” olarak kabak gibi kaldı. Zaman yokluğundan değiştirmeyi ihmal ettim…

Ertesi gün baktığımda twitter üzerinde tıkladığım bağlantılar (t.co kısaltılmış bağlantıları kullanıyor twtter) beni önce 18tdn.com uzantılı bir bağlantıya (bomboş bir site ama Alexa’ya göre dünyadaki en çok ziyaret edilen 63 bininci site, ziyaretçileri gelişmekte olan Hindistan, Türkiye ve ortadoğu ülkelerinden geliyor. Trafik olarak ise ve bağlantı kısaltma servislerinden geliyor http://www.alexa.com/siteinfo/18tdn.com) bu sitenin ardından da hızlıca linkbucks.com reklamlarına yönlendiriyor. Sadece bir bilgisayar böyle değil evdeki tüm bilgisayarlar ve telefonlarda da aynı sorun ortaya çıkmıştı. Linux kullandığım için bir virüs veya benzeri bir zararlı yazılım olmayacağı ortadaydı tabi aynı anda hem telefonlara hem de bilgisayarlara bir zararlı yazılım bulaşmasına imkan da yoktu… Biraz araştırınca bunun router üzerinden yapılan bir sızma (router hijack sanırım) olduğunu öğrendim. Sazan gibi admin -admin kullanıcı adı ve şifresini bırakınca modemde, haliyle çok kolay şekilde routera erişip bir betik ile bu işi yapıyorlarmış…

Çözümü basit, modeminizi fabrika ayarlarına geri döndürün, güvenli bir kullanıcı adı ve parola belirleyin. Sorunu yaşadığınız tarayıcıların ön belleklerini silin ve bilgisayarınızı yeniden başlatın.

Modemde varsayılan kullanıcı adı ve parola kombinasyonlarını kullananların kulağına küpe olsun.

Your password is incorrect

Your password is incorrect

Ayrıca hızlı ve güvenli Comodo DNS’i de kullanmanızı öneririm.

İnternette tam anlamıyla bir güvenlik ve gizlilik istiyorsanız:
 https://www.kemgozleresis.org.tr/tr/ adresini mutlaka ziyaret edin. Bütün platformlar için gerekli bütün bilgiler orada var.

Kem Gözlere Şiş

Kem Gözlere Şiş

—————————————

1- http://haber.sol.org.tr/medya/internet-yasaklarinda-skandalin-yeni-adi-dns-spoofing-haberi-90202 

2- http://googleonlinesecurity.blogspot.com.tr/2014/03/googles-public-dns-intercepted-in-turkey.html (Google güvenlik ekibinin resmi açıklaması)

Aşağı doğru

Fotoğraf çekip içlerinden bilgisayar duvar kağıdı olabilecekleri çıkarmak hoşuma gidiyor. Bu nedenle günlüğümde ürettiğim duvar kağıtlarıyla ilgili bir kategori açmak istedim. Daha önce hazırladığım duvar kağıtlarını KDE -Look sayfamda görebilirsiniz.

Bu duvar kağıdının adı “Aşağı Doğru”. Beşiktaş Yıldız Parkında Mart 2014 tarihinde çektim. Fotoğrafı eğimli bir patikada bayır aşağı inerken çektim. Küçük bir açıyla ve zemine olan yakınlığın da katkısıyla, ilk bakışta patika düzmüş gibi geliyor hatta patikanın ilerisine doğru baktığınızda sanki yokuş yukarı bir yol gibi görünüyor.

İndirmek için resmin üzerine sağ tıklayıp Resmi farklı kaydet diyebilirsiniz.

Aşağı doğru

Aşağı doğru

Ebat: 2560 x 1600
Dosya boyutu: 3.9 MB

Bir işletim sisteminden daha ötesi: Her(Aşk)

Geleceği düşündüğümde aklıma hep teknolojinin insanlığı yuvası olan Dünya’dan ileriye taşıyıp gezegenler arası yolculukların yapıldığı, sosyal düzenin değiştiği ve yemyeşil ve barışçıl bir resim çiziyorum hep.

1990′lı yılların başlarında çocukken 2000′li yılları, 2010′u 2015′i hep büyük değişiklikler getirecek diye beklemiştim… Ne yazık ki uçan arabalar hiç gelmedi. Neredeyse 2015 senesinde geldiğimiz nokta basit bir küresel veri alış verişi ağı olan İnternet ve dokunmatik ekrana sahip akıllı(ki akıllı değiller) cep telefonları oldu.  Her an büyük bir bilimsel kırılma olacakmışçasına verike haberlerin hayal kırıklığı bu belkide. Ama şahit olduğum 30 yıllık ömrümde hiçbir insan başka bir gezegene veya gök cismine ayak basmadı.

1990 sendormu bir yana 2000 senromundaki büyük umutlar beklenen İnsan genomu çözüldü denildi fakat hiçbir büyük hastalığa çare bulunmadı…

Gelecek hep hayal edilenden daha, geride, daha ticari ve daha bireysel eğlenceye yani tüketim talebine odaklı oldu. Düşünsenize 1991 yılında geliyor biri size diyor ki 2012 senesinde el içi kadar bir tetriste sapandan fırlatılan kuşlarla domuzları vuracağınız bir atari(o zamanki el oyuncakları) dünyayı kasıp kavuracak insanlar milyonlarca saatini bu oyunda harcayacak… Ne derdiniz, ya bırak allasen 2012 senesinden bahsediyorsun arkadaşım koskoca 21 yılda insanoğlu nerelere gider nerelere… Sen kalkmış el atarisindeki saçma bir oyundan bahsediyorsun…

Velhasıl-ı kelam, teknolojik gelişmenin hayal kırıklığını başka bir yazıya bırakıp başlığımıza geri dönelim…

Her(Aşk)

Her(Aşk) - Afiş boyu için resme tıklayabilirsiniz

Her(Aşk) – Afiş boyu için resme tıklayabilirsiniz

Her filmi, benim yukarıdaki hayal kırıklığım paralelinde bir gelecekte geçiyor. Filmimizin kahramanı Thedore() bir mektup şirketinde çalışıyor. Mektup şirketi demişsem, eposta falan değl, bilindik profillerin üye olduğu ve sevdiklerine mektuplar yazdıran bir şirket, kahramanımız da yazıcı, müşterilerin ağzından dokunaklı mektuplar yazıyor ve bu şekilde geçimini idare ediyor.

Bu gelecek biraz garip doğrusu, en çok dikkatimi çeken 80′li yılların saç-bıyık ve elbise modasının hakim olması. Diğer taraftan da gelişmiş olan teknolojinin yine iletişim teknolojisi üzerinden ilerlediği.

Boşanmış ve hayal kırıklığı içerisindeki kahramanımızın depresyon halleri bir gün gezdiği bir mağazada tanıştığı bir işletim sistemi(Operating System – OS) ile değişiyor.

Bu işletim sistemi, bilindik komut işleyip emir alan bir yapıdan çok öte, semantiğin de ilerisinde öğrenebiliyor, düşünebiliyor tam anlamıyla bir yapay zeka ürünü. İlk kurulumunda işletim sisteminin kullanıcısı analiz edilerek onun kişiliğine göre bir karakter olarak kurulan bu işletim sistemi, kullanıcının tam anlamıyla sanal bir arkadaşı oluyor.

İşletim sistemi kurulum öncesinde sorduğu sorularla bir kadın kendini yapılandırıyor ve ismini de kendi seçerek(Samantha) bilgisayara kuruluyor.

İleri düzey ses tanıma, düşünebilme ve değerlendirme gibi özellikleriyle tıpkı bir insan gibi iletişim kurabilen ve etkileşebilen bu işletim sistemi kısa zamanda zaten depresyonda olan kullanıcısını kendisine aşık ediyor ve aralarında bir birliktelik yaşanmaya başlıyor.

Tıpkı sanal bir sevgili benzeri bu ilişki, işletim sisteminin internetten bulduğu bir insan vekil(human proxy) aracılığıyla ilişkinin insan tarafını biraz canlandırma niyetine kadar çok iyi gitmekte. Daha sonrasında başlayan iletişim, kıskançlık ve ihanet gibi insansı durumlara işletim sisteminin evrilmesi ve sonrasında yaşananlarla sorgulayıcı bir seyir izleyerek film sona eriyor.

Elimden geldiğince spoiler vermeden filmi anlatmaya çalıştım. Fakat filmle ilgili bir kaç hususa da değinmeden geçemeyeceğim.

Filmde yapay zekanın evrilmesi işlenmiş, düşünüp kendisini ve insanlardan farklarını ortaya koyabilen ve kendiliğinden eylemler yapabilen bir işletim sistemi deyince aklıma 2001: A Space Odyssey  filmi ve HAL 9000(IBM’in harflerinden birer sıra geriye kayın, anladınız siz) geliyor. Ayrıca Terminatör filminden SkyNET’i de örnek verebiliriz. Düşünebilen bir işletim sistemi için nihai tehdit insanoğlunun onu kapatması ve bu durumda potansiyel olarak en büyük düşman insanoğlu olması en basit matematikle kaçınılmaz bir çıkarım.

Bu filmde ise, işletim sistemi komut almayı reddetmiyor ve varlığının devamını sürdürme amacı yok, neden HAŞ veya SkyNET gibi evrilmiyor peki diye sorunca, filmde arada işletim sistemine yapılan güncelleme sahnesi sanırım bu soruları kesmek için yapılmış…

Diğer taraftan, aynı anda birçok kişi ile etkileşime geçmesi ve insan zekası ve fiziğinin sınırlarının bu işletim sistemine yetmemesi de ayrı bir konuydu. Bu derece süper bir işletim sistemiyle dünyada çözülemeyen bir sorun kalmazdı doğrusu, sıradan ve ortalama geliri olan bir insanın bu işletim sistemini edinebilmesi ise çok garip geldi. Gerçi filmde işletim sistemine benzer olarak oyunlar ve oyun karakterleri de yapay zekaya yavaş yavaş dönüşüyordu, bu da sanırım bir öncü yenilik dönemi olduğunu anlatmak içindi.

Film güzel, işletim sistemlerin gelecekte nasıl olacağına dair fantastik bir tablo çiziyor. Yapay zeka, ve Asimov‘un Üç Robot Yasası gibi İşletim sistemleri ve ahlakı vb tartışmalar için ilgi çekici olabilir.

Ayrıca ileride bu derece sofistike yazılımların olup olmayacağı ve özgür yazılım ve yapay zeka gibi birçok konu da tartışılabilir. Gelecekten dönüp baktığımızda ilkel olan günümüz işletim sistemleri, özgür yazılım modelinde işlevsel olarak kodlanırken acaba yapay zeka işin içine girince kimin düşünce yapısına göre kodlanacak ve düşünmek öğretilecek, toplumun veya topluluğun ortak değerlerine göre mi, yoksa devrimsel bir örenim yolu izlemesi için mi kodlanacak?

Sanıyorum ki bunları tartışmaya daha çok zaman var…

Notum: 7/10, iMBD notu: 8,3

Peki bir işletim sistemine aşık olunabilir mi?

Evet olabiliyor. Japonya’da gençler bilgisayar karakterleriyle aşk yaşıyormuş. Bunlarla evlenenler bile olmuş. Şu haber ve benzerleri fikir verebilir: http://t24.com.tr/haber/japon-gencler-seksten-neden-uzaklasiyor/242599 

Bir İşletim sistemiyle arkadaş olunabilir mi?

Evet. Kesinlikle olunabilir. Çoğumuz şu aşağıda gördüğünüz işletim sistemiyle dost olmuştuk. Onu çok sevmiştik fakat gitti.

En sevdiğimiz arkadaşlarımızdan biriydi Pardus

En sevdiğimiz arkadaşlarımızdan biriydi Pardus

Harika bir tiyatro oyunu: Sessizlik (Silence)

Aslında tiyatroyla pek aram yoktur. Okulda sınıfça gidilen oyunlardan sonra üniversitede arkadaşlarımın oynadığı bir kaç oyuna gitmiştim o kadar. Evlendikten sonra sağolsun eşimin itkisiyle çok sık olmasa da ayda bir -bazen iki- tiyatroya gidiyoruz.

Eski oyunlardan çok aklıma kalan yok fakat son yıllarda en çok beğendiğim ve hoşuma giden oyun ne derseniz, iki hafta önce gittiğimiz “Sessizlik( orj. Silence)” isimli oyunu şimdiye kadar izlediğim en iyi tiyatro oyunlarından biri olduğunu söyleyebilirim.

Sessizlik(Silence) -Tiyatro Oyunu

Sessizlik(Silence) -Tiyatro Oyunu

Sessizlik, İngiltere’nin karanlık çağında geçen bir kara komedi.  The Guardian bu oyunu Biraz Month Phtyhon biraz da Şekspir tarzı komedi diye tanımlamış. Oyun İngiliz orjinli, Moria Buffini isimli yeni dönem oyun yazarları tarafından kaleme alınmış. Türkçeye Serdar Biliş çevirmiş, Mehmet Birkiye yönetmiş.

Oyunun konusu İngiltere’nin karanlık döneminde -ki bu Viking istilası zamanları oluyor- Fransa’dan gelen(sürgüne ve evliliğe zorlanan) bir genç kız ve Cumbria – Kuzey Batı İngiltere(İskoçya daha doğru tabir olur) Lordu gencin kendilerinin sadece seyirci oldukları yazgılarının onları sürüklediği yaşamları, cinsiyetler ve din ve dinler çatışması(Paganizm- Hristiyanlık) çerçevesinde yaşanılan evlilik ve sonrasında başlarından geçen maceralar olarak spoiler vermeden tanımlayabilirim.

Oyundaki karakterler:

  • Silence, Cumbria’nın genç Lordu(!)
  • Roger, Rahip
  • Ethelred, İngiltere Kralı
  • Ymma, Normandiyalı bir prenses
  • Agnes, Ymma’nın hizmetkarı
  • Eadric, Ethelred’in koruması

Oyuncular: Nimet Iyigün, Oya Okar, Süleyman Atanisev, Funda Eryiğit, Münir Can Cindoruk, Savaş Özdemir

Oyundaki karakterler gerçek karakterlerin öyküsü mü bilmiyorum ama, Kral Tedariksiz Ethelred ve Ymma(Normandiyalı Emma) gerçekte yaşamış karakterler, ve özellikle Emma’nın hayatı gerçekten entrikalarla geçmiş… Oyunu izledikten sonra bakmanızı öneririm.

Oyunu Devlet Tiyatroları sergiliyor, biz Üsküdar Tekel Sahnesi’nde izledik. Eski Tekel fabrikasını tiyatroya dönüştürmüşler. Sahne gayet iyi, Üsküdar iskelesine 10 dakika mesafede(sahilden kuzeye doğru yürüyünce), ama koltuk açısı biraz daha iyi olabilirmiş..

Gelelim oyunu neden beğendiğime ve neden şimdiye kadar izlediğim en iyi oyunlardan biri olduğuna.

Birincisi oyuncular gerçekten çok başarılıydı ve oyunda yenilikçi bir sahne vardı ve oyuncular sahne geçişlerine süper uyumluydular, jestleri başarılıydı, bir de simülasyon(tiyatroda tanımı nedir bilmiyorum) yaparcasına olay ve eylemleri canlandırdılar bununla birlikte komik ve ironik sahnelerinde performansları çok iyiydi.

İkincisi eğlenceliydi. Oyunun özgün halini bilmiyorum ama, set görevlilileri gayet interaktif şekilde sahne geçişlerini ve efektleri uyguladılar. Eğlenceliydi doğrusu.

Üçüncüsü konu akışı daha çok bir film gibi sunuldu, bu benim daha çok hoşuma gitti.

Son olarak hikaye de güzeldi.

Ben çok güzel vakit geçirdim. Kesinlikle gitmenizi öneririm, yalnız bilet bulunmuyor, sanıyorum 13 gün öncesinden satışa sunulan biletleri sabah 10:10′da alma girişimlerine başlayın, hemencecik bitiyormuş.

Oyunun Devlet Tiyatrolarındaki sayfasıhttp://www.devtiyatro.gov.tr/programlar-sehirler-istanbul-detay-sessizlik.html

Notum: 9/10 (Oyun epeyce de ödül almış)

The Boat That Rocked – Rock’n Roll Teknesi

The Boat That Rocked – Rock’n Roll Teknesi [W] [IMBd] (The Pirate Radyo), İngilitere’de devlet televizyon ve radyosu BBC’nin 1960’lı yıllarındaki yayın hakimiyeti ve tercihini topluma dayatmasına karşın toplumun neredeyse yarısının hayranlıkla dinlediği 1960’lı yıllarda altın çapını yaşayan “Korsan Radyo” yayıncılığını anlatmakta.

The Boat That Rocked- Rock'n Roll Teknesi  (The Pirate Radio)

The Boat That Rocked- Rock’n Roll Teknesi (The Pirate Radio)

O dönem, birçok korsan yayıncı sa Kuzey denizi başta olmak üzere İngilitere’yi çevreleyen denizlerde tuttukları tekneler ve gemilerle korsan radyo istasyonları kurup Rock’n Roll ve Pop müzik yayını yapmaktaymış…

Film de bu dönemde yaşananlardan – özellikle Radio Caroline‘dan- esinlenerek yazılmış bir senaryo üzerinde, radyo yıldızlarının serseri ve farklı yaşam tarzlarını ön plana koyarak -baba oğlul meselelerine de dem vurarak- çok hareketli olmasa da eğlenceli şekilde akıyor.

Filmde, özgürlükler, devletin yasakçılığı ve kanunlarla yasadışı ilan edilmenin ne kadar saçma olduğunu alaycı bir gözle görebilirsiniz. Devletin “en iyiyi ben bilirim” dayatmasıyla insanların ne tür müzik dinlemeleri gerektiğini dikta edişini İngilizler elbette bizden önce aşmışlar, bizde hala tam olarak kırılmış bir tabu değil bu. Filmde yansıyan “Acar Bürokrat” figürü ülkemizde hala tam teşekküllü şekilde faal.

Radyo yayını sansürcülüğünü bugün ülkemizde yaşanan keyfi internet sansürü ve TİB vb gibi uygulamaları karşılaştırdığımızda yanlış zihniyetin ülkemizde hala yanıltılmadığını görüyoruz. Sansür ve özgürlükler açısından bugünkü torba yasada yer alan İnternet Düzenlemesi(!) bu filmdeki Deniz Suçları Yasasından farksız.

1960′ın İngilteresini yansıtan kara mizahı bugünkü Türkiye’de görmek kötü. Bu karşılaştırmayı yapmak için bile izlemenizi öneririm.

Filmde Rock müzik ve Pop müzik dinleyebilmek için yapılanlar ve “bir gün herkes dilediğince 7/24 istediği müziği dinleyebileceği radyo istasyonlarına kavuşacak” dileği bugünkü “birgün özgür internete erişebileceğiz”  dileğiyle aynı. Sonuçta özgürlük elbette kazanacak, ki filmde İngiltere’de artıuk bu yayınları yapan 300′den fazla radyo istasyonu olduğu son vurgu olarak geçilmiş.

Şunu söyleyebilirim ki; Rock’n Roll bir devrimdi, çok büyük bir devrimdi, ama internet daha büyük bir devrim, belki de şimdiye kadar yapılmış en büyük devrim… Biz bu devrimin ilk otuz yılında internetin çok iyi bir şey olduğunu gördük: İnternet = Özgürlük!

Tıpkı diğer özgürlükler gibi internet de seçimsel bir denetime tabi tutulmak isteniyor. Tıpkı Rock’n Roll’u toplumdan uzak tutmaya çalışan Avam Kamarası Bakanları gibi bugün de internetin tu kakalığından ülkemizi, milli birlik ve beraberliğimizle birlikte milli irademizin korumaya çalışıldığı aşikar…

Filme dönersek, filmin müzikleri tek kelimeyle harika. İşlediği dönem zaten Rock’n Roll’un altın çağı… Her ne kadar ben bu dönem sonrasında Hard Rock’la geçen yılları ve müziklerini sevsem de, tartışmasız müzikler enfes…

Değişik, eğlenceli, kulağınızın pasını silecek bir film, ayrıca o dönem yaşananları günümüzle mukayesesi açısından izlenmeli.

IMDb notu 7,4 /10 benim notum 7/10.

Düzenleme: Bu filmde Kont rolü ile başarılı bir oyun sergileyen Philip Seymour Hoffman dün hayatını kabetmiş, üzüldüm: http://www.bbc.co.uk/turkce/multimedya/2014/02/140202_philip_seymour_hoffman.shtml

Freedomsponsors.org: Destek olun & Harçlık Kazanın

Özgür yazılımın gönüllü katkıcıların emekleriyle oluşturulduğunu elbette hepimiz biliyoruz. Yazılım gelişip büyüdükçe de sunucu, dernek, özel emek gerektiren işler vb çeşitli maliyetler de ortaya çıkıyor. Bu maliyetler de gönüllülerin bağışlarıyla veya özgür yazılım üzerine iş yapan şirketler veya bazı vakıf ve kamu kurumlarının desteğiyle karşılanmakta…

Linux çekirdeği veya LibreOffice gibi büyük özgür yazılım projelerinde bu maliyetler elbette çok daha büyük oluyor ve bunlar büyük sonsorların desteğiyle karşılanmakta. Örnek verirsek, Linux Vakıfı’nın devasa sponsorları şurada: http://www.linuxfoundation.org/about/members LibreOffice’in ise “büyük” sponsorları benzer bir şekilde “Danışma Kurulu -Advisory Board” altında görülebilir:
https://www.libreoffice.org/about-us/advisory-board/

LibreOffice Danışma Kurulu‘nda yer almak, bu şirketlere iş yaptıkları ekosistemin ihtiyaçlarına göre LibreOffice’in seyri ve gelişmesinde söz sahibi olma hakkı tanıyor. Elbette yıllık belli bir ücretle şirketler ve kurumlar bu kurula katılabiliyor. Kurulun ücretleri tam zamanlı geliştirici sağlama ve çalışan sayısına göre değişiyor. Detayları burada görebilirsiniz: https://wiki.documentfoundation.org/TDF/Advisory_Board

Kurulda dikkat çekmek istediğim King Abdulaziz City for Science and Technology (KACST). Bu kurumu Suudi Arabistan’ın TÜBİTAK’ı olarak kabaca tanımlayabiliriz. LibreOffice’in gelişmesine ve Arabistan’da kullanılımı üzerine epeyce iş yapıyorlar. LibreOffice’in Arapça sürümüne ve soldan-sağa yazılan dillere yönelik yazım desteği ve iyileştirmeleri bu kurum sayesinde oldu diyebiliriz. Bnkz:
http://blog.documentfoundation.org/2013/06/25/the-document-foundation-welcomes-a-new-member-of-the-advisory-board-king-abdulaziz-city-for-science-and-technology-kacst-of-saudi-arabia/

Ben TÜBİTAK’ın da LibreOffice Danışma Kurulu içierisinde yer alması gerektiğini düşünmekteyim. Kurumsal pazarı hedefleyen bir Linux dağıtımın iş modelinde temel teşkil eden bir bileşen olan LibreOffice’in gelişimi iş modelinin de sağlıklı ilerlemesi ve sorunları birincil elden çözülmesi gibi çok önemli faydalar sağlayan çok büyük bir avantaj. Ben TÜBİTAK yönetiminde olsam kesinlikle bu kurula TÜBİTAK’ı dahil ederdim… Yıllık ücretler çok görünmesin, gerçekten edilen tasarrufun yanında bu tutarlar para değil.

Kısa bir giriş yapmak istemiştim ama yine kaptırdık. Yukarıda yazdıklarım başka bir yazının ana konusu olsun ve konuya geri döneyim…

****

Yukarıda kabaca özgür yazılımın mali tarafını anlatmaya çalıştım. Gelin görün ki bir tepeden yönetim ve istihdam modeliyle de yapılamayan bazı şeyler var. Bunlar aslında özgür yazılımın ilerlemesinde yenilikçiliği temsil eden şeyler. Çoğunlukla iyileştirmeler ve yeni özellikler kullanıcılar tarafından talep edilmekte ve geliştiricilerin başının etini yiye yiye onların ilk uygun zamanlarında yapılmayı beklemekte…

Özellikle gönüllü geliştiricilerin sürekli boş zamanı olmadığı ve kendi istekleri dışında(veya bağlı olduğu organizasyonun iş listesi dışında) özgür yazılımda sürekli bir sorumluluğu olmadığının bir kez daha altını çizmek istiyorum. Tabi birçoğunun da ya öğrenci ya da serbest çalışan(freelancer) kişiler olduğunu da hatırlatayım…

Onlarca özelli isteği ve az bir iş gücü denklemindeki çözümsüzlük için işte tam burada Freedomsponsors.org devreye giriyor.

Freedomsponsors.org

Freedomsponsors.org

Freedomsponsors.org, özgür yazılımdaki genel bağış mantığından farklı olarak, iş ve çözüme yönelik bağış mantığını benimseyen, belirli bir iş, bir hata için gönlünden ne koparsa destek olarak geliştiricileri motive etmeyi amaçlayan ve sonuç olarak da özgür yazılımın gelişmesine katkı sağlamaya çalışan bir aracı site.

Çalışma mantığı çok basit, herhangi bir özgür yazılım projesindeki bir gelişme için – genellikle o yazılımın hata takip sistemine girilmiş bir hata kaydını temel alarak- bireylerin “şu işi halledin ben şu kadar lira benden, helali hoş olsun” diyerek vaad ettikleri bağışların söz konusu işin/hatanın çözülmesi üzerine hatayı çözen kişiye ödenmesi şeklinde…

Güzelliği ise, hem istek sahibinin gönlünden kopan küçük bir miktarla kişisel olarak beklentinin gerçekleşmesi, hem de hatayı çözen kişinin – büyük ihtimalle geçimini sağlamak için zorlanan bir kişi veya ailesinin yükünü hafifletmeye çalışan bir öğrenci oluyor bu- bu emeğinin karşılığında para kazanması.

Buradaki sponsorlu iş listesine baktığınızda genellikle ürünün normal gelişimine ek olan özellikler olduğu için işin doğasını bozmayan ve destekleyici bir yapı karşımıza çıkıyor.

Freedomsponsors.org ile ilgili daha önce bizim camiada pek yazılı bir şey görmemiştim. Google+ üzerinde sanıyorum Anıl Özbek ve Emir Yâsin Sarı‘nın konuyla ilgili girdileri vardı…

Ben de bugün bu işe dahil olayım dedim ve LibreOffice ile ilgili ilk sponsorluk kaydımı girdim. Söz konusu kayıt, LibreOffice’de değişiklikleri izlerken değişiklikleri kısmi kabul özelliğinin kazandırılmasıyla ilgili bir hata kaydım üzerinden yaptım. Bu özellikle editörler ve şirketlerde birlikte çalışan kişilerce ihtiyaç duyulan bir iyileştirme. Bu özelliğin kazandırılması için ben 20 USD’lik bir sponsorluk kaydı girdim:
http://freedomsponsors.org/core/issue/429/

LibreOffice ile ilgili mevcut kayıtları -başarılı olanlar- ve açık teklifleri şuradan görebilirsiniz: http://freedomsponsors.org/project/149/LibreOffice#/LibreOffice

Freedomsponsors.org adresinde sadece LibreOffice yok, Xorg’dan tutun, Linux çekirdeğine, Scribus’a kadar onlarca özgür yazılım projesi yer almakta.

Eğer sizin de istediğiniz bazı özellikler/çözülmesi için fazladan emeğe ihtiyaç olan hata kayıtları varsa, bu platformda sponsor olmanızı öneririm. sadece bireysel olarak değil, çalıştığınız şirketin ihtiyaçları için de buradan sponsor olabilirsiniz. Ki cömert sponsor kayıtları genellikle bu yazılımları iş modellerinde kullanan şirketler tarafından girilmiş.

Freedomsponsors.org sitesinin kullanımı çok basit, üye oluyorsunuz, para ödemek için bir PayPal hesabına ihtiyacınız var. Şayet bir kredi karınız varsa PayPal‘e üye olmak 5 dakika bile sürmüyor(ben de ilk kez üye oldum, kolaymış gerçekten). Ayrıca yeni elektronik para birimi Bitcoin ile de ödeme yapıp ödeme alabiliyorsunuz.

Freedomsponsors.org sitesindeki kayıtlı projeler şurada:
http://freedomsponsors.org/project/ Kayıt gireceğiniz proje bu listede yoksa hiç merak etmeyin dilediğiniz özgür yazılım projesini kolaylıkla kayıt edebiliyorsunuz.  Sitenin genel kullanımı çok kolay…

Sitede sponsorluk dışında, Kickstarter(topluluk fonlaması) özelliği de mevcut. Siteyi bu amaçla da kullanabilirsiniz. Site işleyiş maliyeti olarak sponsorluk ödemelerinden küçük bir komisyon almak dışında ek bir maliyet çıkarmıyor… Detayları siteden alabilirsiniz.

Çağrım iki taraflı, hem geliştirme isteyen kişiler ve şirketlere, hem de ek gelire ihtiyacı olan öğrencilere. Gelin bu platformda özgür yazılıma destek olun. Öğrenciler ve serbest çalışanlar siz de hem özgür yazılıma katkı verin, hem de  ek gelir kazanın!

Mutlu günler.

Konu dışı: LibreOffice’in resmi twitter hesabı açıldı, takip ediniz:
https://twitter.com/LibreOffice


LibreOffice Türkiye topluluğumuzun hesabını henüz takip etmediyseniz onu da takip ediniz:
https://twitter.com/LibreOfficeTurk

LibreOffice Android sürümüne geliştirici olun!

LibreOffice bildiğiniz üzere Windows, GNU/Linux, Mac OS X, BSD platformlarında kullanılabilir bir özgür ofis yazılımı.

Michael Meeks LibreOffice Android sürümünü anlatıyor:

GSoC 2012 öncesinde Android’in yükselişiyle LibreOffice’de mobil platformlarda yerini almak için planlarını yapmıştı. GSoC 2012 sonrasında da hızlanan geliştirme çalışmalarıyla bir şeyler oluşmaya başlamıştı.

LibreOffice Android

LibreOffice Android

Fakat bu platformdaki gelişme istenenin epeyce gerisinde kalmış bulunuyor. Sebebi ise malumunuz geliştirici eksikliği…

Gördüğüm o ki Andorid’in popülerleşmesiyle ülkemizde de Andorid geliştiriciliği hız kazanmış; birçok genç arkadaş bu konuda epey ilgili ve mesafe kat etmiş.

LibreOffice’in masaüstü sürümü için geliştirici çıkarma işinde ülkemiz geride kaldı. Neden bu açığı LibreOffice Android sürümünde kapatmayalım? Madem Android geliştiriciliği  ülkemizde bu denli popüler, gelin LibreOffice’in Android sürümüne katkı verin.

Lafı çok uzatmaya gerek yok aslında. LibreOffice’in Andorid sürümü hepimizin ihtiyacını giderecek bir ofis yazılımı olacak.

Gelin bu geliştirme sürecinde yerinizi alın.

Proaktif olun!

Proaktif demişken, sürekli bu kelimeyi tekrar ediyorum. Proaktif nedir derseniz, elini taşın altına koyan, şartların oluşmasını beklemeden insiyatif alarak işi halletme diye kabaca tanımlayabilirim. Özgür yazılım katkıcısıysanız elinizi taşın altına sokmaktan çekinmemelisiniz. Bekleyeceğiniz bir şey de yok, her toplulukla kendinizi tanıtın elinizden geleni ortaya koyun, bunu yapabilirim deyin ve yapın. Bu kadar. Nazlanmaya, acaba demeye hiç gerek yok. Üreten veya üretmeye niyeti olan kişi her yerde memnuniyetle karşılanacaktır.

LibreOffice’in Android sürümüne katkıcı olmak için şu sayfadan başlayabilirsiniz: https://wiki.documentfoundation.org/LibreOffice_on_Android

Günlük sürümler şurada: http://dev-builds.libreoffice.org/daily/master/Android-ARM@24-Bytemark-Hosting/current/

Kod şurada: http://cgit.freedesktop.org/libreoffice/core/tree/android

Geliştirici sayfaları: https://wiki.documentfoundation.org/Development http://tr.libreoffice.org/get-involved/gelistirici/ https://www.libreoffice.org/developers/ Türkçe geliştirici listemiz hakkında da şuradan bilgi alabilirsiniz.

Geri durmayalım! LibreOffice Android sizin elinizde şekillensin.

Not: Bu arada LibreOffice’i rollAPP ile iPad ve ChromeBook/Chrome üzerinde kullanabiliyorsunuz: 

 - LibreOffice, RollApp ile iPad ve Chromebook’larda

Neler Yap-a-mıyorum…

2013 senesinin son çeyreği benim için zaman yönetimi açısından çok verimsiz geçen bir dönem oldu. Son üç ayda doğrusu elle tutulur pek bir şey yapamadım, daha doğrusu neticelendiremedim.

Aslında durum şu ki, ahtapot gibi onlarca işin ucundan tutmuş durumdayım. Ama hepsini çekip çevirecek gücüm elbette yok. Biraz daha organize olabilmek adına yapılacaklar listeleriyle durumu toparlamaya çalıştım ama gidiş bu ya, bu sefer de listeler kabardı, yeni listeler vs. vs…

Tabi iş, doktora bir yandan bir yandan da insanın kendine zaman ayırması denklemin diğer tarafında ise hobim olan özgür yazılım -ağırlıklı olarak LibreOffice- beni epeyce yorgun kıldı.

Sırf LibreOffice için yapılacak listelerimi tamamlamak için en az 20-25 gün tam mesai uğraşabileceğim onca iş var. Diğer taraftan da ödev ve okulla ilgili olan kitaplar hariç bir kitap bitirebilmiş değilim. Bir yandan da Sezai’nin İlizarov Günlüğü’nü e-kitap haline dönüştürmesine yardımcı olmak için editörlük yapma işi var ki kaç aydır zaman ayıramadım…

Zaman gerçekten izafi bir kavram, yıllar geçtikçe daha hızlı akıyor gibi. Tam nerede duymuştum hatırlamıyorum ama yaklaşım şöyle bir sözdü “Hayatın ne kadar yoğunsa o kadar iş yapabilmişsin demektir.” Bu minvalde hep düşünüyorum, “zaman yok… zaman yok… az zaman bulayım öyle yaparım” diye işleri öteleye öteleye aslında birbirinden bağımsız ve kopuk onca boş zamanı değerlendirememişim… Oysa geriye dönüp baktığımda bağımsız ve kopuk zamanı çok heba ettiğimi daha iyi görebiliyorum.

Çalışan ve boş zamanı sınırlı olan insanların kesinlikle zamanını iyi planlaması gerekiyor. Yapmak istediğimiz işe ayıracağı zamanı iyi korumak, bilgisayar başındayken çer-çöp internet sörfü veya sosyal medya gibi feci şekilde hızlı zaman tüketen alışkanlıklardan kesinlikle uzak durmak gerekiyor. Bir de çalışmayı bölmemek…

Çok fazla birikmiş şey varsa geri dönüp toparlanmaya çalışmak ise ayrı bir ızdırap…

Tabi ki özellikle özgür yazılım konusunda hiçbir şekilde “bir şeyler yapmak” zorunda değilim. Her ne kadar insanlar katkıcıları katkı verme yükümlülüğündeki insanlar gibi görse de, böyle bir yükümlülük ve sorumluluk yok. Hatta bu algıyı yıkmak için hiçbir şey yapmamak nasıl olurdu düşünmüyor değilim…

Sanki ülkemizde özgür yazılıma katkı vermek birilerinin işiymiş gibi bir algı oluşmuş gibi. Nasılsa birileri yapıyor da bir başka algı. Yapılmalı, edilmeli diyen talepkar duruş sahipleri azalsa da şiarımızı tekrar etmeliyiz

Yapabilecek durumdaysan yapmalısın arkadaşım!

***

Son üç ayda sadece LibreOffice Türkiye’nin sair işleriyle uğraşmadım elbette. LibreOffice Küresel Pazarlama çalışmalarına zaman ayırdım, Kalite-Güvence/hata kayıtları, LibreOffice’in Twitter’da ve diğer sosyal ağlardaki tanıtım çalışmaları da haylice zamanımı aldı.

Çevirilere bu dönem çok vakit ayıramadım. Wiki‘ye sınırlı, belge yazmaya da keza aynı. Forum‘u yanıtsız bırakmamaya çalıştım, en azından bu konuda başarılı olduğumu söyleyebilirim. Kullanıcılarımızın sorunlarından birçok hata kaydı çıkardım ve bu kayıtlar LibreOffice’in gelişmesine fayda sağlayan hatalardı. Türkiye’de pazarlama adına bir faaliyet gösteremedik. LibreOffice Türkiye Twitter hesabından sınırlı bir iletişimle tanıtım faaliyeti yapmaya çalıştım ama maalesef zaman yetmedi. Şirketler ve Kurumsal kullanıcılara yönelik Önerilen Çözüm Ortağı gibi fikirlerimizi hayata geçirecek zaman olmadı. Fatih Projesi ve LibreOffice’in durumuyla ilgili 1 cm bile ilerleyemedik. Fatih zaten ne olduğu hakkında biraz fikrimiz olan fakat nasıl yürütüldüğüyle ilgili hiç bir fikrimiz olmayan adeta kapalı bir proje… Bu konuda gönüllü olacak ve bu işin sıkıca takipçisi olacak arkadaşlara ihtiyacımız var…

LibreOffice Türkiye Geliştirici ekibi de başarısız olduğumuz bir diğer nokta oldu. Çok beklentim olmadığı için fazla bir hayal kırıklığına uğramadım ama ilgisizlik gerçekten beni üzdü. Genç arkadaşların sahiplenmesi gerekirdi. LibreOffice’in içermeci yapısı ve EasyHack ile başlayan süreçleri yurt dışında çok iyi çalışıyor fakat maalesef biz Türkiye’de yine üretime katılamadık. Bu yıl tek tesellimiz Efe Gürkan Yalaman’ın GSoC’da “ExpertConfig” çalışmasını yapmış olması. Geçen yıl da Gökçen Eraslan Sayısal İmza desteğiyle GSoC’da yer almıştı.

Her ne kadar GSoC’da yer almak harika bir şey olsa da, kod katkıcısının devamlılığını göremedik. Zaten şu an ülkemizden de bildiğim başka tek satır kod yazıp LibreOffice’e göndermiş kimse yok. Bence bu çok utanılacak bir durum. Çok utanıyorum doğrusu. Daha fazla kaça bölünebilirim bilmiyorum ama bu konuda da bir şekilde çağrı yapmaya devam edeceğim.

LibreOffice’in çoğu “kağıt kesiği” olan onlarca EasyHack yeni geliştirici adaylarını beklemekte.

Başarısızlıkları sıralarken yazım denetimi, dilbilgisi denetimi ve eş anlamlılar sözlüğü gibi Türkçe ile ilgili hususlara hiç girmek istemiyorum. Sevgili Anıl‘ın Türkçe Eş Anlamlılar Sözlüğü konusundaki çabalarının  desteksiz kalması, dilbilgisine yönelik ne yeterli teknik elemanın ne de ilgilin olması beni çok üzmüştü. Tek sevindirici haber ise Zemberek’in yeni sürümüne yönelik umut ışığının olmasıydı Burdan tekrar sesleniyorum, kod katkısı verebilecek herkesi Zemberek Projesine katkı vermeye davet ediyorum.

Wiki ve belgelendirme konusunda da bu yılı başarılı geçmiş sayamıyorum. Bu konuda da tonla yapılacak iş var. Kalite kontrol vb gibi konularda sınırlı ve bireysel çabalarımız olsa da tatminkar işler çıkardığımız söylenemez.

Özetle, tam işleyen bir topluluk olamadık henüz. İlgi ve alaka yok denecek kadar az, çeviri ekibi hariç -ki burada da hızımız düştü- bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az kişi işleri idare etmeye çalışıyoruz. Hala doğru düzgün Makro ve Basic bilen birisini bulamamış olmamız üzücü.

Topluluk oluşturabilmek, işlerliğini devam ettirebilmek çok anlamadığım işler. Ben topluluk yöneticisi değilim, bir topluluk yöneticimiz de yok. İşlerin devam etmesi için harcadığım zaman yerine topluluğu geliştirmeye daha fazla zaman ayırsaydım diye düşünüyorum ama daha iyi olacağını zannetmiyorum. Jenerasyona bağlı kaybedilen şeyler var, yaklaşık 8 yıl önce başladığım özgür yazılım serüveninde bir üst jenerasyonun çalışkanlığına imrenirdim. Şimdi bu üst jenerasyon 40′lı yaşlarda ve çoğunun zamanı tükenmiş vaziyette, aşağıdan gelen bir jenerasyonu geçtim birey bile yok. Arafta kalmış zombi-katkıcı gibi hissetmiyor değilim. Ne kadar sürdürebileceğimi bilmiyorum ama yapmazsam yapacak kimse olmayacak, bu da üzerimde baskı kurmuyor değil. Keyiften zorunluluğa geçiş iğrenç bir duygu. Yalnız kalmak ise bir o kadar kötü. Proaktif arkadaşlara ihtiyacımız var…

Eskiden ne güzelmiş oysa…

Demeyeceğim!

Demeyeceğim!

Yapamadıklarımızı yazdım. Yaptıklarımız emin olun daha fazla. Ama bundan daha fazlasını şu halimizle yapamayız. Daha iyisi için katkıcı olun. Davetimiz gönüldendir.

LibreOffice’de “Gömme Harf” kullanarak süslü paragraflar oluşturmak

Aslında LibreOffice forumlarında basit bir ipucu yazma niyetindeydim fakat bu küçük konuyla ilgili biraz daha yazmak istediğimden dolayı buradan yazmaya karar verdim.

Öncelikle ‘Gömme Harf” nedir derseniz, bunu ilk kez bugün duydum.

Genellikle basılı yayınlarda görmüşsünüzdür, paragrafın ilk harfi iri bir şekilde paragrafın başında yer alır ve birkaç satır yüksekliğindeki bu harf paragrafın baş bölümüne “gömülmüş” gibidir. Dergiler, gazeteler, eski hikaye kitapları, ortaçağdan kalma metinler vb birçok belgede bu kullanıma rastlamışsınızdır.

Bu özelliğin LibreOffice’de olduğunu biliyordum ayrıca bunun nasıl yapılacağıyla ilgili de LibreOffice Yardım içeriğimizde güzel bir başlığımız da var:  https://help.libreoffice.org/Writer/Drop_Caps/tr

Lakin bu işlevin adını “İlk Harfleri Büyüt” şeklinde yardım içeriğindeyse maddenin başlığı “Paragrafın başındaki iri başlangıç karakteri” şeklinde çevrilmiş.

Çeviri sürecinde kalite kontrol çok önemli, bu özellikle terimlerde -hele matbaacılık ve yayıncılıkla ilgiliyse- zorlayıcı oluyor. Bu gibi durumlarda konunun uzmanı olan sevgili Ali Işıngör abimizden destek alıyorum.

Bu işlev konusunda da kendisine dönüp nedir bu “Drop Caps“ın Türkçesi diye sordum. “Gömme Harftir onun Türkçesi” yanıtı üzerine de biraz şaşırdım ve bunun da bahanesiyle bir telefonda da dertleşmiş olduk…

Gömme harf, aslında basılı yayınlardan çok internet yayınlarıyla daha çok haşır neşir olduğumuz için çoğumuz basit ve süsten uzak metin bloklarıyla daha çok haşır neşir olmuş durumdayız. Haliyle gömme harfin de kullanımı bu sebepten azalmakta. Hatta doğru bir tanımını bulmak dahi zorlayıcı olmakta. Bu sebepten dolayı konusunda uzman olan Ali abi sayesinde bir nevi bu biçemi doğru adlandırılmış şekliyle dilimizde koruyoruz.

Microsoft Office tarafına onlar ne yapmış diye baktığımızda Drop Caps’i “Başlangıcı büyüt, Büyütülmüş bir ilk büyük harf oluşturma” gibi karşılıklar kullandıklarını gördüm ki bunlar da gayet zorlayıcı tanımlamalar.(Bknz http://office.microsoft.com/tr-tr/word-help/results.aspx?qu=ba%C5%9Flang%C4%B1c%C4%B1+b%C3%BCy%C3%BCt&ex=1&origin=EC079000070)

LibreOffice çevirilerindeki hatalı ve yanlış anlaşılmaya sebep olabilecek(cümle ve kelimelerin ilk harflerini büyük/küçük harfe dönüştürmeyle mesela) çevirileri düzelttikten sonra. Mevcut yardım içeriğimizden de faydalanarak, LibreOffice’de nasıl gömme harf kullanılacağını anlatayım…

Gömme harf uygulamak istediğiniz paragrafı imleçle seçin ve menüden Biçim – Paragraf’a tıklayın, açılan iletişim penceresinde “Şimdilik İlk Harfi Büyüt- Sonraki sürümlerde Gömme Harf”i seçin:

LibreOffice'de Gömme Harf ekeleme iletşim penceresi Menüde Biçim - Paragraf yolunu izleyin

LibreOffice’de Gömme Harf ekleeme iletişim penceresi Menüde Biçim – Paragraf yolunu izleyin

Bir paragrafın ilk harfini, birkaç satır büyüklüğünde olabilen geniş bir büyük harf ile biçimlendirir. Paragraf en az Satırlar kutucuğunda belirttiğiniz satır sayısı kadar yer kaplamalıdır.*Aşağıdaki ipucuna bakınız.

Gömme harf işlevine erişmek için:

1- Biçim – Paragraf – İlk Harfleri Büyüt/Gömme Harf sekmesini seçin

veya

2- Biçim – Biçemler ve Biçimlendirme - seçeneğini seçip, içerik menüsünü açın Değiştir/Yeni – İlk Harfleri Büyüt/Gömme Harf sekmesini seçin

Ayarlar:

İlk Harfleri büyüt/Gömme Harf:
Seçilen paragrafa paragraf başı iri başlangıç karakteri ayarlarını uygular.

Tam kelime:
Paragrafın ilk kelimesinin ilk karakterini iri ve kelimenin geri kalan karakterlerini büyük türde gösterir.

Karakter Sayısı:
Paragraf başında iri başlangıç karakteri olarak gösterilecek karakter sayısını girin.

Satırlar:
Paragrafın ilk satırından aşağıya doğru iri başlangıç karakterinin genişlemesini istediğiniz satır numarasını giriniz. Seçim 2-9 satır ile sınırlıdır.

Metinden uzaklık:
Paragraf başındaki iri başlangıç karakteri ile paragraf metninin geri kalanı arasındaki boşluk miktarını girin.

İçerikler
Metin:
Paragrafın ilk karakteri yerine kullanmak istediğiniz iri başlangıç karakterini girin.

Karakter Biçemi:
Paragrafın başındaki iri başlangıç karakterine uygulamak istediğiniz biçimlendirme tarzını seçiniz. Geçerli biçimlendirme tarzını kullanmak için, [Hiçbiri]‘ni seçiniz.

Önizleme Alanı
Geçerli seçimin önizlemesini gösterir.

* İpucu: Yukarıda yazdığı üzere ancak Satırlar sayısında bulunan sayı kadar satır içeren paragraflarda bu özellik uygulanmakta. Tek satırlarda da bu özelliği kullanmak isterseniz satırın ilk harfinin soluna imleci yerleştirin ve satır atlatmak için  Shift+Enter tuşlarına basınız. Shift ve Enter’a birlikte basmak imleci yeni satır başına gönderecek olup paragraf bütünlüğünü bozmayacaktır. Bir satırı böylece iki satırdan oluşan bir paragraf yerine koymuş olursunuz. Bknz:

Gömme Harfle kullanımı

Gömme Harfle kullanımı: 3 paragrafta gömme harfin tam sarmalanmasını görebilirsiniz.

Gömme harf kullanarak süslü paragraflar oluşturabilirsiniz. Bu sayede belgeniz görsellik kazanacak ve bu da sıkıcı düz metin bloklarından bunalmış okuyucunun keyfini artıracaktır.

Gömme harf eski bir biçem ve günümüzde kullanımı azalsa da CSS ile gömme harfi web sitelerinde de kullanmak mümkünmüş*. Yine aynı şekilde e-kitap dosya biçimleri ve biçemleri de bildiğim kadarıyla gömme harfi destekliyor.

Gömme harf demişken, LibreOffice’in önümüzdeki 4.2 sürümünde karakter sınırları ve gömme harfle ilgili de gelişmeler de var. LibreOffice 4.2. yenilikleri için https://wiki.documentfoundation.org/ReleaseNotes/4.2#Writer adresini ziyaret edebilirsiniz.

Buradan sevgili Ali Işıngör abimize sürekli katkı ve desteği için bir kez daha teşekkür ediyorum.

Mutlu günler.

LibreOffice’de yazı tiplerini belge içine gömmek

Ofis belgeleriyle çalışırken en önemli sorunlardan biri kuşkusuz belge uyumsuzluğu. Belge uyumsuzluğu türlerini belgenin açılmaması, düzenlenememesi ve doğru şekilde görüntülenememesi olarak sıralayabiliriz. Diğer iki seçenek dosya biçimiyle alakalı ve şu an LibreOffice için neredeyse yaşanmayan sorunlar olarak geri planda kalmakta. Hatta birçok kez tekrar ettiğim üzere, Microsoft Office 2003 ve Microsoft Office 2007′ sürümlerinde yaşanan yeni dosya uzantısı (*.doc ve *docx, *.xls ve *.xlsx vb) sorunları LibreOffice’de yaşanamakta.  bu yazılımların 2010 ve 2013-365

En sık rastlanan belge uyumsuzluğu belgenin ilk düzenleyen kişinin oluşturduğu şekilde görüntülenememesi. LibreOffice tarafında işler bu konuda iyiye gidiyor. Microsoft’un kapalı standartları insanoğluna bu zülmü yaşatsa da, LibreOffice 4.1.3′ile Microsoft dosya süzgecinde eskiye nazaran epeyce ilerleme sağlanmış durumda. Daha da güzeli 4.2 serisinin özellikle *.docx uzantısıyla ilgili birçok iyileştirmeyi beraberinde getireceği söylenmekte. LibreOffice 4.2 ile gelen yenilikleri şu sayfadan görebilirsiniz https://wiki.documentfoundation.org/ReleaseNotes/4.2

Belgelerin diğer bilgisayarlarda düzgün görüntülenememesinin aslında bir de basit bir sebebi bulunmakta; Yazı Tipleri.

Belgeyi oluştururken kullandığınız yazı tipi şayet belgeyi alan kişide yoksa, muhtemelen belgeyi açan kişi belgedeki tabloların kaydığını, paragrafların büyümesi sebebiyle sayfaların kayması, yazı tipindeki  dile özgü karakterler(ör, ş, ı, ğ, ü, ç, ö gibi) yerine farklı karakter atanması veya gösterilememesi gibi sorunlarla karşılaşacaktır. 30 sayfa dolusu tablo içeren bir belgede karakterler yüzünden tabloların kaydığını düşündüğümüzde düzeltilmesi gerçekten işkence olarak adlandırılabilir. Veya profesyonel görünümlü bir belge hazırladınız(kitap taslağı vs) seçtiğiniz yazı tipinin belge alıcısında olmaması onca emek verdiğiniz estetik görüntünün heba olmasına sebep olacaktır.

LibreOffice 4.1 serisiyle gelen en güzel özelliklerden biri yazı tipinin belge içine gömülmesiydi. Şimdiye kadar pek duyuramamış olsak da, birçok kullanıcımızın çok işine yarayacak bir özellik bu.

Özellikle Linux kullanıcılarının çok işine yarayacak bir birlikte çalışabilirlik iyileştirmesi diyebiliriz. Windows üzerinde yer alan kullanımı sınırlı yazı tipleri çoğu Linux kullanıcısında yer almıyor, tersi olarak da Linux üzerinde beğenerek kullanılan bir çok özgür yazı tipi(Libreration, DeJaVu, Free Sans ve Serif, Ubuntu vb) birlikte çalıştığınız kişinin bilgisayarında olmayabilir. Windows üzerinde Microsoft Office-Microsoft Office konusunda da benzer bir durum söz konusudur. 2007 sonrası Calibri yazı tipini kullanan bir bilgisayarda oluşturulmuş bu yazı tipini içeren bir belge, 2003 sürümünde doğru görüntülenmeyecektir.

Sistem yazı tiplerinin yanı sıra, milyona yakın yazı tipi arasından zevkinize göre seçip beğendiğiniz bir yazı tipi kullanmak istediğinizde -örneğin şahane bir el yazısı-  bu sorunla karşılaşmak durumundaydınız.

Yazı tipini belgeye gömerek, belgenin iç yapısının bir parçası olarak yazı tipini kullanarak görünütüleme sorunlarının önemli bir kısmını bertaraf etmekteyiz. Özelliğin kullanımı ise çok kolay. Menüden Dosya -> Özellikler -Yazı tipi yolunan “Yazı tipini belgeye göm” seçeneğini işaretleyip Tamam‘a basmanız yeterli.

LibreOffice'de yazı tiplerini belgenin içine gömmek

LibreOffice’de yazı tiplerini belgenin içine gömmek

Şahsen, farklı sistem kullanıcılarıyla birlikte çalışanlara bu özelliği kullanmalarını şiddetle öneriyorum.

Yazı tiplerini belge içine gömmek, LibreOffice’in bütün bileşenlerinde(Writer, Calc, Impress, Draw, Base, Math ve Html) kullanılabilir.

Mutlu günler.