Kültür-Sanat

Ana sayfa Kültür-Sanat

Kitap Tanıtımı: İlizarov Günlüğü

2
İlizarov Günlüğü
İlizarov Günlüğü

Dostum Sezai Yeniay ilk kitabını ‘İlizarov Günlüğü’nü geçtiğimiz hafta Google Play Kitaplar’da yayımladı. Zor bir zamanında yazdığı ve el birliği ile hazırladığımız bu kitabın burada tanıtımını yapmaktan da kıvanç duymaktayım.

İlizarov Günlüğü
İlizarov Günlüğü

“Sanıldığının aksine doğa en mükemmele evrilmiyor, en kolaya evriliyor…” – Sezai Yeniay, İlizarov Günlüğü

Sezai’nin kitabı bir günlük… Çocukluğunda geçirdiği bir trafik kazası neticesinde yaşadığı onca ameliyattan sonra bir son ameliyatın hikayesi. İlizarov tekniği ile kemik uzatımı sürecinde yaşadıklarını teşvikimizle, başkalarına da faydalı olsun diye, bir internet günlüğünden (http://ilizarovgunlugu.wordpress.com/) yazmaya başlamıştı. Bittiğinde bunu kitaplaştırmak için kendisine söz vermiştim. Geç de olsa eşimin yardımı ve özgür yazılım araçlarıyla bunu başardık.

Kitabı değerlendirmek gerekirse, İlizarov Günlüğü ameliyatı ve teknik-tıbbi yaşananları anlatan bir kitap değil. Kitabı okuduğunuzda kader, talih ve hayatın ne kadar çileli olabileceği ve insanın bir şekilde bu zorlu engeller karşısında kendine bir yol çizebileceğini ve başarabileceğine dair inancınız pekişecektir.

İki gün önce hayatta ortalama bir insanın sahip olabileceği birçok şeye sahip bir insan olan Mehmet Pişkin’in intiharı üzerine hayatı sorgulamış olabilirsiniz… Benzer bir çok örnek gibi, İlizarov Günlüğü ve Sezai’nin hayatını önümüze koyduğumuzda, insanın en temel içgüdüsü olan yaşama güdüsünün ne kadar doğal ve doğru olduğunun görüleceğini düşünüyorum. Mutlak içgüdümüz olan yaşamın asla bize mutlu tarafını garanti etmediğini ve hayat oyununda kuralları biz belirlemesek bile mücadele gücümüzün tahminimizden de üstün olması sayesinde kazanacağımızı düşünüyorum. Galiptir bu yolda mağlup da diyebiliriz. Türümüz böyle… Yoksa alçılanmış kırık ayağı ile kağıt toplamaya çalışan çocuğun yaşam mücadelesini nasıl açıklayabiliriz ki?

En zor en umutsuz anlarda bile zaman içerisinde -bazen ‘o zaman’ durmuş ve geçmiyorcasına can yaksa bile- bir çıkış muhakkak vardır.

Bu nedenle İlizarov Günlüğü’nü okumanızı öneririm.

Kitabın hazırlanışı ile ilgili teknik kısma gelelim. İlizarov Günlüğü tamamen özgür yazılım kullanılarak yazılmış ve e-kitap biçimine dönüştürüldü; GNU/Linux tabanlı özgür işletim sistemleri üzerinde LibreOffice Writer ile yazıldı, LibreOffice için Writer2epub eklentisi ile e-kitap biçimine dönüştürüldü ve e-kitap yönetim yazımları Calibre ve Sigil ile son şekli verildi. Lisans olarak ise özgür bir lisans olan CC BY-SA 4.0 ile lisanslandı.

Eşim ve benim için bu ilk editörlük ve e-kitap oluşturma deneyimimiz oldu.

İlizarov Günlüğü’nü serbest şekilde dağıtmanın yanı sıra, bir sayısal yayıncılık platformunda yayımlamak kitabı daha bir kitap havasında görmemizi sağladı. (Eh biraz eski kafa bizde de var, kitaplar sanal da olsa bir raf üzerinde görülmeyi hakediyor diye düşünüyoruz…)

Nihayet Sezai kitabı Google Play Kitaplar‘da da yayımlamayı başardı.

lİlizarov Günlüğü Google Play'de
İlizarov Günlüğü Google Play’de

Kitabı Google Play Kitaplar‘dan ücretsiz indirebilirsiniz, Google Books uygulaması ile cep telefonunuzda ve tabletinizde veya web okuyucusu ile masaüstü bilgisayarınızda okuyabilirsiniz. Kitabı okuduktan sonra yorum ve değerlendirmenizi kitabın sayfasından yapmanız güzel olacaktır.

Kitabın epub, mobi ve PDF biçimleri de dilerseniz şurada mevcut.

Neyse çok uzatmadan, kitabı indirebileceğiniz bağlantıları paylaşarak yazıyı sonlandırayım.

Son olarak, birçok kişinin faydalanacağı bir birikimi sunduğu için Sezai’yi tekrar kutluyorum. Kitabın editörlüğünü devralarak sürüncemeden kurtaran eşime buradan bir kez daha teşekkür ediyorum.

İyi okumalar.

AVM tipi Süperkahraman filmi: Aquaman

2

Süperkahraman filmlerini seviyorum. Külliyatına çok hakim olmadığım evrenlerde geçen bu filmleri izleyebilmek için bence iki şey gerekiyor, kurguyu sevmek ve daha da önemlisi kurguyu sorgulamadan kabullenmek.

Süperkahramanlık meşrebi itibarıyla fizik kurallarını, doğa kanunlarını ve inançların sınırları ötesinde icra edilen meşşaklatli, tehlikeli ve nankör bir meslektir. Derdi bitmez dünyada zalimin, vilyanın, sorumsuz idarecilerin yarattığı onca soruna göğüs gerildiği yetmezmiş gibi bu yerküre ötesinden dış fezadan gelen alyenin yükü de yine bu mesleğin omuzlarına biner. Hiçbir karşılık beklemeden bu necip ademoğlu için edilen bu hizmet karşılığı ne bir sosyal güvence ne de bir emeklilik maaşı bağlanır bu cefakar kahramanlara.

Çoğu zaman hükumeter gözünde muteber de değildir bu şahıslar. Ya yasa dışı eylemlerde bulundukları iddia edilir ya da kendi memleketinin milli emniyetini tehlikeye soktukları için suçlanırlar. Çoğu süperkahraman toplumdan dışlanır, sefil bir barakada dünya çilesini tamamlamak için kendi vatanında sürgün yaşar bu garipler. Örgütlenmedikleri için çoğu zaman topluma sorunlarını anlatamaz ve yaşadıkları ülkelerde gerekli yasal düzenlemeleri asla meclislerde geçirememeleri nedeniyle yaşam kaliteleri günden güne düşer. Oysa en azından Süperkahramanları Kalkındırma ve Yaşatma Derneği kursalar… Neyse, konumuz bu olmasa da toplumun hor görülen bu kesiminin yaşadığı sorunlara değinmiş olduğumu düşünüyorum.

Konumuza döneyim ve şimdiden sıkılanlara  Aquaman filmiyle ilgili kısa değerlendirmemi vereyim

  • Aksiyon&Hareket: 9/10
  • Gerçekliğe uygun kurgu: 4/10
  • Özgün konu: 5/10
  • Genel oyunculuk: 6/10
  • Görsellik: 9/10
  • Eğlence: 8/10
  • Bu tip filmleri sevmeyenler için eğlence: – 4/-10
  • Genel deneyim: Efektleri ve 3B deneyimi için sinema tercih edilebilir ama sırf merak için ise evde izlenir. 

Spoiler vermeden inceleme yazmak çok zor doğrusu. Aman, bundan sonrası spoiler içerir bakmayın gözünüzü kapatın deseler de insanın gözü o spoilera gider ve nihayetinde çoğu zaman heyecanı yok eder. Fakat buraya kadar gelmişseniz biraz bir şeyler öğrenme arzunuz vardır elbette…

Aquaman kim, Atlantis Neresi?

Aquaman yarı Atlantisli yarı Amerikalı birisidir. Peki Atlantisli kimdir, Atlantis neresi dersek filme göre yaratılmış Atlantisten bahsetmek gerek. Efsanevi Atlantis uygarlığı filimde şöyle tasvir edilmiş:

Çok ileri bir uygarlık, teknolojisi ve enerji kaynaklarıyla çok büyük bir nüfusa ulaşmış ve enerjiye daha da aç bir hale gelmiş, yeni bir enerji kaynağı bulma denemeleri felaketle sonuçlanmış ve neticesinde büyük bir patlama ve sonrasında devasa bir deprem ile denize batmış bir megakent.


Atlantis’in batmadan önceki hali. Teknolojileri ileri ama modern Atlantis teknolojisinin yanında Victoria dönemi buhar mekaniği gibi kalıyor.

Peki nasıl olmuş da Atlantisliler boğulmamış? Boğulmuşlar fakat bir kısmı boğulmamış. Nasıl olmuşsa bu batış esnasında bu yeni enerji kaynağının patlaması bir çeşit evrimi tetiklemiş ve su altında nefes alır hale gelmişler. Atlantisliler nasılsa yüzgeçleri olmadan bunu başarır şekilde insan olarak devam etmişler. Fakat ne yazık ki bu yeryüzüne çıkınca donanımları olmadan hava teneffüs edemiyorlar. 

Atlantis şehrinin şimdiki hali.

Atlantisliler yalnız değil, denizin dibine batmadan önce yeryüzünde yaşayan 7 krallıktan sanırım 5 tanesi su altında kalmış ve farklı şekilde evrimleşmişler, Xebeller yine insana benziyor, Balıkçılar yarı balık şeklinde evrimleşmiş, Brineler ise yengeçe dönüşmüşler Trench ise Allah muhafaza çok fena yaratıklar olmuşlar. 6. krallık Kayıp Krallık çölde bir yerde kuma gömülmüş, Denizin Ötesindeki krallık ise gizemli şekilde bırakılmış. 

Suyun altında kalan bu uygarlıklar elbette Dünya yüzeyindeki olaylardan bir haber değiller. Suyun üzerine çıkmakla ilgili aralarında fikir ayrılıkları var fakat rahatsız oldukları bir konu var ki bizi de çok mutsuz eden bir konu: Deniz Kirliliği… Biz denizleri kirlettikçe onlar da zarar görmekte. Atlantisliler ve Xebel krallığı yüzeye çıkıp ilkel olan bizleri tebası kılmak isterken, Balıkçı Krallığı “Şayet yüzeye çıkacaksak bu yüzeydekileri aydınlatma ve bilgimizi paylaşarak  uygarlıklarını ileri seviyeye taşımak şiarimızdır” demekte haliye bu politika diğerleri arasında da çok fazla kabul görmemekte. 

Gelelim  Jason Momoa (Game of Thrones’taki Khal Drogo) tarafından canlandırılan Aquaman, yani Arthur Curry’ye. Kendisi Atlantisli bir prenses olan ve görücü usulü evlilikten kaçan Atlanna (Nicole Kidman)’ın bir deniz fenerine sığınması ve fenerin yalnız bekçisi Thomas Curry (Temuera Morrison) ile aralarında geçen yıldırım aşkının meyvesidir.

Prenses Atlanna ile Bekçi Thomas’ın aşkı ne yazık ki töre kanunlarına kurban olmuştur. Fenerdeki güzel yuvalarına yapılan saldırıyla Prensesi Kralın adamları kaçırmış ve onu Atlantis’e geri götürüp berdeli ile zorla evlendirmiş ve vazifesi olan bir varis doğurduktan sonra infaz edilmek üzere Trnech’e atılmıştır. 

Atlantis teknolojik olarak ileri bir medeniyet olsa da görünen o ki demokrasiden payını almamış, monarşik ve feodal düzeni kültüründen silememiş, medeni kanın yerine töreye teslim olarak cinsiyetçi ve türcü bir tutum sergilemekte ve bir de gelip insanlara medeniyet dersi vermekte… 

Artur’un genç yaşta yeteneklerinin fark edilmesiyle toplumdan dışlanmış ve ufak balıkçı kasabasında beyhude bir hayat yaşamaktadır. İri yarı fakat kırılgan ve içe kapanık bu outcast-serseri yedi denizde zora düşen tüm denizcilerinin imdanıda koşmaktadır. Hatta korsanlar tarafından derinlerde saldırıya uğrayan nükleer denizaltı mürettebatına bile!

Aquaman coming from the ice-cold waters of the sea.

Filmin arkaplan hikayesi bu kadar. Buradan sonra ise olaylar başlamakta..

Savaşlar kendiliğinden çıkmaz. Troy filmindeydi sanırım “Bana bir savaş ver” diyordu savaş için bir bahane gerekti. Bu filmde de yine bir komplo ile başlayan tezgah sonrası Atlantislilerin aklı başında yöneticileri gizliden Aquaman ile bağlantı kurarak onu hakkı olduğunu düşündükleri Atlantis tahtına kral olarak oturması için kızıl saçlı Xebel Prensesi Mera (Amber Heard) aracılığıyla davet ettiler. Fakat bu davete icap etmek Aquman için tercih dışındaydı. Kader bu ya, birtakım olaylar sonucu Aquaman bunu kabul etti ve macera 5. viteste başlayarak filmin sonuna kadar bu taht mücadelesi durmadan devam etti. 

Başlıkta “AVM Tipi” dediysem aslında bundan filmi AVM’lerde izlenilmesi için yapmışlar anlamı çıkmasın. Filmin içindeki hikaye unsurları AVM gibi birçok restoran ve mağaza aynı yerde, filmde ve özgün öyküde de böyle birçok öyküye ve hikayeye atıf var, İndiana Jones’dan tutun, Ulusal Hazine, Arthur’un Excalibur’u taştan çıkarması misali Aquaman Arthur’un da Üç Dişli Mızrak (Trident)’i de kadim kralın tahtından çıkarabilmesi gibi birçok unsur mevcut. 

Sonuç olarak yukarıdaki kısa değerlendirmemde de bahsettiğim gibi kesintisiz hareket dolu, görselliği yüksek ve eğlencesi fena olmayan bir çerez filmi. 

Kurgunun gerçeğe yakınlığı konusunda ise diğer süperkahraman filmlerine göre biraz zayıf kalmakta. Bir de tarihi olayların sıralaması ve geçen zaman pek inandırıcı olmamakta – Roma İmparatoru kısmı ve 7 krallık aynı dönemse Atlantis’in kadimliği tartışılır-. Kurgu elbette, ona inandın buna niye inanmadın veya kazan doğurdu diye kestirmemek lazım. Kurgu filmde önemli olan izleyiciye bu kurguyu olası kılacak mantıklı süslemeler ve nedenler sunabilmek, kurgunun sanatı kurguya inandırmak. Bunu öyle güzel yapıyorlar ki 1930’lardan bugüne çizgi romanlarla başlattıkları  “Kurgusal Evrenler” kuruyorlar ve farklı maceraları bu evrende kesiştirerek bu evrenleri yaşar halde tutuyorlar. 

Filmin sonunda aklıma takılan bir konu da bu filmi yapmak için harcanan para olmuştu. Çok para tutmuştur dedim, yaklaşık 200 Milyon Amerikan Doları maliyeti olmuş, bizim paramızla 1 Milyar Türk Lirası, eski parayla 1 Kattrilyon. 143 dakikalık bu görseli üretmek için harcanan para… Kaç hastane kaç okul veya kaç km2 deniz yüzeyi temizlenebilirdi? Bu soruları biz kendi doğrusal düzlemimizde soruyoruz fakat sistemi biraz kavrarsak sorular şöyle oluyor: Kaç lira hasılat, kaç kişi bu filmi yaparken işe girdi (jobs created during the producing) veya kaç iş yaratıldı, sinema salonları ne kadar kazandı, avmler ne kadar kazandı, insanlar bu filme giderken ne kadar yol parası, benzin harcadı… Özetle tüketim… Bu 143 dakika karşılığında elle tutulmaz fakat gözle görülür bir değer sayıldı, bu değer karşılığında para birilerinin cebinden diğerlerinin cebine girdi, harcama ve tasarruf eşit kaldı. Giden bizim zamanımız oldu, izlerken harcadığımız zaman değil mesele, mesele ödediğimiz parayı kazanmak için harcadığımız zaman. 

Bonus:

1080 kelimelik bu yazıyı okurken zamanınızdan çaldıysam affola, bu kadar uzun olmasını düşünmüyordum doğrusu.

Mutlu Günler.

Kitap incelemesi: 1Q84 – Haruki Murakami

9
1Q84'ü gerçekten kalın bir kitap, kağıt halde okumak akıl karı değil!
1Q84'ü gerçekten kalın bir kitap, kağıt halde okumak akıl karı değil!

Kindle aldıktan sonra -şükür- tekrar kitap okumaya başladım. Yılda bir kitabı sürüncemede bırakıp bitiremeyen ben bir ayda kalınca üç kitap okudum. Okuduğum üçüncü ve en kalın kitap Haruki Murakami’nin 1Q84 adli eseri idi. Kağıt hali tam 1280 sayfa… Dile kolay, o yüzden bir kaç satır da olsa bir şeyler karalamak istedim.

Daha önce hiç Murakami kitabı okumamıştım, uzak doğulu yazar da pek okumamıştım. Aklımda kalan ve uzak doğuda geçen okuduğum tek kitap Şibumi idi…

Kitabı okumayanlar olabilir, spoiler vermek istemiyorum fakat biraz da açık yazmak istiyorum, umarım dengeyi yakalayabilirim.

1Q84

1Q84'ü gerçekten kalın bir kitap, kağıt halde okumak akıl karı değil!
1Q84’ü gerçekten kalın bir kitap, kağıt halde okumak akıl karı değil! Elde gezmez, sırt ağrısı yapar, masada okumak lazım. E-kitap olarak okumak daha mantıklı bir seçim…

Kitabın adı dikkat çekici, malum 1984 George Orwell yılı, bu kitap da 1984 yılında geçiyor, fakat içindeki Q ingilizce Question Mark’tan (soru işareti) gelmekte.  Garip bir yıl olduğunu buradan anlayabiliriz. Kitap 1280 sayfa, Japonya’da 3 cilt olarak yayımlanmış… Sanıyorum bu nedenle bu kadar uzun, tek cilt olsa kesinlikle bir 400 sayfa falan kısa olabilirmiş. Sanıyorum ki okuyanlar bu konuda hemfikir.

Kitap ne anlatıyor derseniz, belli zamanlarda yolları kesişmiş insanların farklı nedenlerle – ki bu nedenleri asla bilemeyiz – tekrar kesişmesi üzerine kurulu bir hikaye anlatıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse kitabı bu kadar meşhur yapan bu hikayedir herhalde. Oldukça ilginç, çok güçlü olmasa da naif imgelerle okuyucuya bir şeyler bırakıyor ama en önemlisi sürükleyici, sıkılmadan okunabiliyor.

Kitapla ilgili farklı yazılara bakmışsanız ‘paralel evren, paralel hayatlar vesaire üzerine esrarengiz bir yolculuk’ vb tanımlar gözünüze çarpmıştır. Kitap bilimkurgu kitabı değil, paralel evrenler falan ehh.. diye düşünülmemeli, bir Interstellar bile değil, sadece masalın bir parçası.

Hikaye ilginç, sürükleyici dedim ama doğrusu bir hayat dersi vermiyor. Okuduğum 1280 sayfa bana pek bir şey katmadı, bir felsefesi de bence yoktu, bakış açıma da bir artısı olmadı… Bu bakıma benim için bir zaman kaybı, fakat diğer taraftan okuması zevkli bir kitaptı. Uzun süren güzel bir bilmeceli film izlemiş gibi bir eğlencesi var. Yaklaşık 13 saat gibi bir okuma süresi olduğunu kabaca hesap ettiğim bir film izlemiş saydım kendimi.

Şibumi’deki gibi gibi değişik cinayet yöntemleri uygulayan bir adalet dağıtıcı olan Aomame ve ilkokul aşkı Tengo 1Q84 yılında gayet ilginç bir kurguda başkahramanlar olarak hikayede yer etmekte. Kitaptaki ana karakterler ve kurumlar dışında bir de yan unsur olarak NHK var ki okurken bolca küfür ettim.

NHK’dan kısaca bahsetmek gerekirse, bizdeki TRT, kitapta anlatılan doğru ise, bizdeki elektrik faturasından alınan TRT payı Japonya’da namevcut olsa gerek, NHK Japonya genelindeki televizyon sahibi hanelere her ay tahsildar yollayıp mecburi bir ücret toplamakta. Kapıyı kırmasa da psikolojik olarak haneye tecavüz eden NHK tahsildarları… Okursanız siz de bolca küfür edeceksiniz, Türkiye’de iyi ki böyle aptalca bir yöntem yok, aksi takdirde çok cinayet işlenirdi…

Kitaba dönersek, sanıyorum kadınların biraz daha içselleştirebileceği bir hikaye, ben çok içselleştiremedim… Bu yüzden ‘oooouu iyi kitap’ diyemiyorum.

Kitap içerisinde aklımda kalan bir de Kediler Şehri hikayesi idi. Hikaye içinde hikaye….

İyi hikaye, sürükleyici anlatım ile güzel zaman geçirebilirsiniz, ama size katkı olarak ne verir bilemiyorum.

Murakami

Yazardan bahsetmek gerekirse, daha önce bir eserini okumadım, yaşayan çok büyük romancı diyorlar… İyi kitap, temiz kurgu, anlatımı güzel -çevirisi de çok başarılı olmuş, sırıtan bir şey yoktu-, ama büyük bir yazar değil bence. Nedenine gelirsek, kitaptan sonra başka bir kitabı olan Zemberek Kuşunun Güncesini biraz okudum, sanki bir şablon üzerinden yeni bir hikayede benzer imgelerle bir reçete üzerinden yazılmış gibi… Dosto ile aynı kategoriye sokmak haksızlık olur. Hani derler ya, tekniker – mühendis, kalfa – usta farkı diyelim. Goodreads sayfasında gözüme çarpan şu çizelge bahsettiğim şablon olayını daha iyi anlatıyor. Görünce – evet -evet dedim.

Murakami Romanlarının Dökümü
Murakami Romanlarının Dökümü

Bonus içerik – Spoiler içerir

Yazarım hikaye örgüsü kabiliyeti güzel, 1280 sayfalık eserde ince bağlar özenle ayarlanmış. Onunla ilgili de şöyle güzel karakter ve olay örgü şemaları gördüm[1] [2] [3]. Bunları hazırlamak çok zaman almış olsa gerek.

Şemaların üzerine tıklayınca büyük halleri yeni sekmede açılacaktır.

1. Cilt karakter ve olay örgü şeması - 1Q84- Murakami
1. Cilt karakter ve olay örgü şeması – 1Q84- Murakami

2. Cilt karakter ve olay örgü şeması - 1Q84- Murakami
2. Cilt karakter ve olay örgü şeması – 1Q84- Murakami

3. Cilt karakter ve olay örgü şeması - 1Q84- Murakami
3. Cilt karakter ve olay örgü şeması – 1Q84- Murakami

Ayrıca 1Q84’ün karakterleriyle ilgili şurada güzel çizimler var https://www.behance.net/gallery/10911733/Haruki-Murakami-1Q84 

Aomame

Little People
Little People

Little People üzerine aslında biraz konuşmak gerek… Biraz masalsı bir imge olsa da sanıyorum insanları yönlendiren kolektif bilinçaltı Little People üzerinden anlatılmaya çalışılmış, daha doğrusu inceden dokundurulmuş, Little People’ın gizemi kitapta çok aralanmıyor.

Little People ingilizce küçük adamlar demek, Gulliver’in seyahatlerinde karşılaştığı ‘Liliput’lar da sanıyorum Little People kelimesinden türetilmişti. Benzerlikleri yok sanıyorum…

Little People ile ilgili daha garibi yeni başladığım  Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar adlı kitabında Turgut Özben’in cenaze rüyasındaki küçük adamların da benzer şekilde tarif edilmesi -özellikle yüzlerinin belirsiz olması – beni şaşırtı…

Mutlu günler.

Kitap incelemesi: Mars Yıllıkları – Ray Bradbury

0

Mars Yıllıkları’nı 2016 yılında okumak biraz Geleceğe Dönüş gibi… Ray Bradbury tarafından 1950 yılında yazılmış ve onun hayalinde 1999 yılından sonra yaşanan gezegenlerarası bir maceranın biraz sıra dışı bir anlatımı olan bu kitap günümüzdeki hayallerle uyuşmasa da başarılı bir bilimkurgu eseri olarak birçok tavsiye listelerinde (örneğin Le Monde yüzylın 100 kitabı) yerini almış.

Mars Yıllıkları - Ray Bradbury
Mars Yıllıkları – Ray Bradbury

Kitap 1999 yılının “Roket Yazı“nda insanoğlu’nun Mars’a ilk kez keşif gemileri göndermesiyle başlayan kolonileşmesini beklentinin dışında gerçekleşen bir akışıyla anlatıyor. Kitap yıllıklar halinde ve 27 hikayeden oluşuyor (sonrasında 22 hikaye daha yazılmış), 382 sayfa, akıcı…

Yazarın en meşhur kitabı olan ve distopyanın ileri üçlüsünde yer alan Fahrenheit 451 (hakkında çok şey işittiğim ama henüz okumadığım) kitabı gibi bu kitap da iyimser bir ağırlıkta değil, genel kanı olarak kötümser bir kitap olarak nitelendirilmişse de bence daha çok “şaşırtıcı” olmasıyla ön plana çıkıyor.

Mars kolonileşmesi ve diğer gezegenlere yerleşme konularında meraklı birisi olarak keşif ve kolonileşme hikayesinin anlatılışı ve tahmin edilemez sürprizlerle süslenmesi kitabı önemli kılmakta.

Bugün Mars gezegeninin yüzeyini bir tıkla gezinebiliyor olmamız sayesinde kendimizi Mars’ı neredeyse komşu bir ülke kadar tanıyor sayabiliriz. Belki bu nedenle bu kitapta anlatılan Mars bize yabancı gelebilir. Fakat tekrar etmek gerekirse kitabın yazıldığı yıl 1950 ve o dönemde Mars’ın seçilebilir bir fotoğrafı bile yoktu. İnsanoğlu ilk Mars fotoğafını 1976 yılında Viking 1 sayesinde görmüş. O yıllarda yaşanan “Marslılar!” paniği ve hayal dünyasını ana akım olarak değerlendirirsek, Bradbury o anki yaygın düşüncenin dışında bir Mars ve Marslılar tablosu çizmekte ve insanoğlunun medeniyet sürecini buradan eleştirmekte.

Kitapla ilgili şöyle kısa ve güzel bir inceleme var. Bunun gibi bir kaç inceleme daha okunabilir. Zaten ben de yazsam bunlardan farklı bir inceleme yazmazdım. İçerikle ilgili olarak, Edgar Allan Poe‘nun kısa öküsü “Usher Evi’nin Çöküşü“ne atfen yazılan “Usher II” kitabın içine diğer hikayelerden farklı şekilde yerleştirilmiş, sanıyorum ki yazar burada ustaya saygı için bunu özellikle yapmış ve kitap için değil de özgün “Usher Evi’nin Çöküşü” hikayesini ve Edgar Allan Poe’yu tanıtmak (büyük yazar, tanıtıma ihtiyacı mı var demeyin lütfen) için yapmış sanki. Doğrusu ben de merak ettim. Zaten elimde olan “Edgar Allan Poe – Tüm Hikayeler” kitabını okumak için içimde bir merak oluşturdu, sağolsun.

Özetlersek, bilimkurgu’ya merakınız varsa okunması gerekenler listenizde olsun. Ray Bradbury’nin kitabın başında dediği gibi bilimkurgu ve edebiyatı bir araya getirmek zor bir iş, 66 yıl sonra değişen çok şey yok. Bu nedenle Ray Bradbury iyi bir kitap ortaya koyabilmek için bilimkurgunun boğucu teknik/tekonolij detayından uzak ve aynı şekilde felsefi derinliğin sıkıcılığından uzak yeterli bir medeniyet sorgulaması.

Puanım 4/5.

Bir kitabı okuduktan sonra klişe tabirle -damakta bıraktığı o tat; kitabın hikayesini, karakterlerini ve bitişini düşünmek, kitap ve yazarla ilgili internette biraz araştırma yapmak – ne büyük şans ki dönemimizde internet var- bence çok keyif verici bir etkinlik. Her kitaptan sonra az çok vakit harcıyorum bu işe. Farkettiğim şu ki, kitabı bitirdikten sonra en çok sevdiğim şey kitabın karakterlerini, geçtiği mekanları görselleştiren çizim/illüstrasyonları incelemek, filmi çekilmişse ona bir göz atmak çok hoşuma gidiyor.

Mars Yıllıkları’nın Sovyetler Birliği’nde çekilen bir filmi ve ABD’de de çekilen bir dizi filmi  varmış (youtube), dizifilmin adı en sevdiğim alakasızlıkla “Dünyaya İhtar” diye Türkçeye çevrilmiş 🙂 Ama benim daha çok hoşuma giden çizimler, şuraya da Les Edwards‘ın yaptığı çizimleri aktarayım:


image description

Martian Chronicles: Canal RendezvousOne of eight artworks commissioned by Hill House Publishers for their definitive edition of The Martian Chronicles by Ray Bradbury. This edition was never published and Subterranean/PS Publishing did not use this artwork in their edition, but commissioned 5 new artworks.

Buy the original artwork?

Sold


image description

Martian Chronicles: Rocket SummerOne of eight artworks commissioned by Hill House Publishers for their definitive edition of The Martian Chronicles by Ray Bradbury. This edition was never published and Subterranean/PS Publishing did not use this artwork in their edition, but commissioned 5 new artworks.

Buy the original artwork?

Sold


image description

Martian Chronicles: Green TownOne of eight artworks commissioned by Hill House Publishers for their definitive edition of The Martian Chronicles by Ray Bradbury. This edition was never published and Subterranean/PS Publishing did not use this artwork in their edition, but commissioned 5 new artworks.

Buy the original artwork?

Sold


image description

Martian Chronicles: Green MorningOne of eight artworks commissioned by Hill House Publishers for their definitive edition of The Martian Chronicles by Ray Bradbury. This edition was never published and Subterranean/PS Publishing did not use this artwork in their edition, but commissioned 5 new artworks.

Buy the original artwork?

Sold


image description

Martian Chronicles: SandshipOne of eight artworks commissioned by Hill House Publishers for their definitive edition of The Martian Chronicles by Ray Bradbury. This edition was never published and Subterranean/PS Publishing did not use this artwork in their edition, but commissioned 5 new artworks.

Buy the original artwork?

Sold


image description

Martian Chronicles: Mr K And The Bee GunOne of eight artworks commissioned by Hill House Publishers for their definitive edition of The Martian Chronicles by Ray Bradbury. This edition was never published and Subterranean/PS Publishing did not use this artwork in their edition, but commissioned 5 new artworks.This image is from my favourite story in The Martian Chronicles. The idea of the bee gun is wonderful.

Buy the original artwork?

Sold


image description

Martian Chronicles: The WatchersOne of eight artworks commissioned by Hill House Publishers for their definitive edition of The Martian Chronicles by Ray Bradbury. This edition was never published and Subterranean/PS Publishing did not use this artwork in their edition, but commissioned 5 new artworks.

Buy the original artwork?

Sold


image description

Martian Chronicles: Ray BradburyThis portrait of Ray Bradbury was commissioned by Hill House Publishers for their ill fated edition of The Martian Chronicles. That edition was never published but this artwork was used in the Subterranean/PS edition. The Master. What do you say when you are asked to illustrate such a classic? Yes please!

Buy the original artwork?

Sold


image description

The Martian Chronicles; There Will Come Soft RainsOne of five interior illustrations commissioned by Subterranean Press and PS Publishing for their definitive edition of The Martian Chronicles by Ray Bradbury

Buy the original artwork?

 

Sold


image description

The Martian Chronicles; The Third ExpeditionOne of five interior illustrations commissioned by Subterranean Press and PS Publishing for their definitive edition of The Martian Chronicles by Ray Bradbury

 

Buy the original artwork?

 

Sold


image description

The Martian Chronicles; And The Moon Be Still As BrightOne of five interior illustrations commissioned by Subterranean Press and PS Publishing for their definitive edition of Ray Bradbury’s The Martian Chronicles.

 

Buy the original artwork?

 

For Sale… £950


image description

The Martian Chronicles; The Silver LocustsOne of five interior illustrations commissioned by Subterranean Press and PS Publishing for their definitive edition of Ray Bradbury’s The Martian Chronicles.

Buy the original artwork?

 

For Sale… £950


image description

The Martian Chronicles; Off SeasonOne of five interior illustrations commissioned by Subterranean Press and PS Publishing for their definitive edition of Ray Bradbury’s The Martian Chronicles.

Buy the original artwork?

For Sale… £1250



***

Kindle aldıktan sonra tekrar okumaya döndüğümü söylemiştim. Her kitabı okuduktan sonra kısa bir yazı yazayım, uçup gitmesin diye de bir ilke belirlemiştim ama maalesef şimdiye kadar bunu yapamadım. Mars Yıllıkları kitabıyla kaldığım yerden devam edeyim… Bol bağlantılı ve vakit alan bir yazı oldu.

Mutlu günler.

 

Harika bir tiyatro oyunu: Sessizlik (Silence)

2
Sessizlik(Silence) -Tiyatro Oyunu
Sessizlik(Silence) -Tiyatro Oyunu

Aslında tiyatroyla pek aram yoktur. Okulda sınıfça gidilen oyunlardan sonra üniversitede arkadaşlarımın oynadığı bir kaç oyuna gitmiştim o kadar. Evlendikten sonra sağolsun eşimin itkisiyle çok sık olmasa da ayda bir -bazen iki- tiyatroya gidiyoruz.

Eski oyunlardan çok aklıma kalan yok fakat son yıllarda en çok beğendiğim ve hoşuma giden oyun ne derseniz, iki hafta önce gittiğimiz “Sessizlik( orj. Silence)” isimli oyunu şimdiye kadar izlediğim en iyi tiyatro oyunlarından biri olduğunu söyleyebilirim.

Sessizlik(Silence) -Tiyatro Oyunu
Sessizlik(Silence) -Tiyatro Oyunu

Sessizlik, İngiltere’nin karanlık çağında geçen bir kara komedi.  The Guardian bu oyunu Biraz Month Phtyhon biraz da Şekspir tarzı komedi diye tanımlamış. Oyun İngiliz orjinli, Moria Buffini isimli yeni dönem oyun yazarları tarafından kaleme alınmış. Türkçeye Serdar Biliş çevirmiş, Mehmet Birkiye yönetmiş.

Oyunun konusu İngiltere’nin karanlık döneminde -ki bu Viking istilası zamanları oluyor- Fransa’dan gelen(sürgüne ve evliliğe zorlanan) bir genç kız ve Cumbria – Kuzey Batı İngiltere(İskoçya daha doğru tabir olur) Lordu gencin kendilerinin sadece seyirci oldukları yazgılarının onları sürüklediği yaşamları, cinsiyetler ve din ve dinler çatışması(Paganizm- Hristiyanlık) çerçevesinde yaşanılan evlilik ve sonrasında başlarından geçen maceralar olarak spoiler vermeden tanımlayabilirim.

Oyundaki karakterler:

  • Silence, Cumbria’nın genç Lordu(!)
  • Roger, Rahip
  • Ethelred, İngiltere Kralı
  • Ymma, Normandiyalı bir prenses
  • Agnes, Ymma’nın hizmetkarı
  • Eadric, Ethelred’in koruması

Oyuncular: Nimet Iyigün, Oya Okar, Süleyman Atanisev, Funda Eryiğit, Münir Can Cindoruk, Savaş Özdemir

Oyundaki karakterler gerçek karakterlerin öyküsü mü bilmiyorum ama, Kral Tedariksiz Ethelred ve Ymma(Normandiyalı Emma) gerçekte yaşamış karakterler, ve özellikle Emma’nın hayatı gerçekten entrikalarla geçmiş… Oyunu izledikten sonra bakmanızı öneririm.

Oyunu Devlet Tiyatroları sergiliyor, biz Üsküdar Tekel Sahnesi’nde izledik. Eski Tekel fabrikasını tiyatroya dönüştürmüşler. Sahne gayet iyi, Üsküdar iskelesine 10 dakika mesafede(sahilden kuzeye doğru yürüyünce), ama koltuk açısı biraz daha iyi olabilirmiş..

Gelelim oyunu neden beğendiğime ve neden şimdiye kadar izlediğim en iyi oyunlardan biri olduğuna.

Birincisi oyuncular gerçekten çok başarılıydı ve oyunda yenilikçi bir sahne vardı ve oyuncular sahne geçişlerine süper uyumluydular, jestleri başarılıydı, bir de simülasyon(tiyatroda tanımı nedir bilmiyorum) yaparcasına olay ve eylemleri canlandırdılar bununla birlikte komik ve ironik sahnelerinde performansları çok iyiydi.

İkincisi eğlenceliydi. Oyunun özgün halini bilmiyorum ama, set görevlilileri gayet interaktif şekilde sahne geçişlerini ve efektleri uyguladılar. Eğlenceliydi doğrusu.

Üçüncüsü konu akışı daha çok bir film gibi sunuldu, bu benim daha çok hoşuma gitti.

Son olarak hikaye de güzeldi.

Ben çok güzel vakit geçirdim. Kesinlikle gitmenizi öneririm, yalnız bilet bulunmuyor, sanıyorum 13 gün öncesinden satışa sunulan biletleri sabah 10:10’da alma girişimlerine başlayın, hemencecik bitiyormuş.

Oyunun Devlet Tiyatrolarındaki sayfasıhttp://www.devtiyatro.gov.tr/programlar-sehirler-istanbul-detay-sessizlik.html

Notum: 9/10 (Oyun epeyce de ödül almış)