Kategoriler
Pardus

Debian Pardus Seçkisi 2011.3RC1 diye bir şey gördüm.

Yeni Pardus’un Debian tabanlı olduğu ile ilgili daha önce yazmıştık. Bu “Yeni Pardus”un sadece “Kurumsal Sürüm” olduğunu düşünüyordum. 1 – 2 – 3

Özgürlükİçin.com forumlarında  ve sevgili Coşkun Aktaş’ın Camia listesinde attığı mesajda gördüğüm üzere http://lists.pardus.org.tr/pardus-camia/2012-August/000946.html 2011.3 RC1 diye adlandırılan Debian seçkisi(?) Pardus KDE dışında diğer masaüstü ortamlarıyla da sunulmuş. (Adrese artık erişilmiyor sanırım)

Daha önce de bir çok kişinin defalarca yazdığı gibi, aslı Debian olan bu çalışmanın Pardus olarak adlandırılması doğru değil. Ben orasında değilim işin…

Benim asıl söylemek istediğim; TÜBİTAK yönetiminin doğru yolda olmadığıdır. Danışma Kurulu hala bir resmiyet kazanmamış, resmiyeti beklemeden hiç bir fikir ve temasta bulunmadan, bir özgür yazılım projesinde camiadan katkı almadan… Daha da kötüsü, ne kodu ne de hata takip sisteminde bileşeni olmadan ve testi yapılmadan bir özgür yazılım projesi yönetilmeye çalışılmakta.

Kapalı kapılar ardında birilerine Debian’ı Pardus diye sundurmak. Ki kimler yapıyor, nasıl bir iş modeliniz var diye sormuyorum artık. Çünkü duyduklarım ve başkalarından duyduklarımın kesişiminde yalanlar var… Beni de ilgilendirmiyor aslında…

Bu özgür yazılım değil! Bu iş böyle olmaz! Dışarıdan da böyle bir modele ben kendi adıma ne olursa olsun katkı vermem söz konusu olamaz. Camia’yı geçtim, Danışma Kurulu’nu yok sayan bir yönetim anlaşıyla TÜBİTAK bir yere varamaz.

TÜBİTAK yönetimine, Pir Sultan Abdal’ın “Güzel Aşık Cevrimizi” isimli  eserinden şu dizelerini yazmak istiyorum:

Bu bir rıza lokmasıdır
Yiyemezsin demedim mi…

Bu gönüllülük işi, rıza işi… Yoksa olmaz…

Bu eserin bestelenmiş halini dinlemek isteyenler için de şöyle iki bağlantı vereyim: Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası’nın performansı

http://youtu.be/ZLq_m3bOelI

Daha eskilerden Cem Karaca ve Kardaşlar

http://www.youtube.com/watch?v=ua85MxYR3-8

Eserin diğer yorumlamaları(Türkü, İlahi ve Burak Kut(!) biçimleri) için tıklayabilirsiniz.

Kategoriler
Pardus

Pardus İşbirliği Çağrı Toplantısı üzerine

Dün ODTÜ Teknokent’te “Pardus İşbirliği Çağrı Toplantısı” yapılmış. Aynı toplantı bir önceki gün ise Bilkent Üniversitesinde yapılmış… Çok güzel…

Bunları twitter’da Orçun Madran’ın iletilerinden öğrendik… Bununla kalmamakla birlikte, 23-24 Mart tarihlerinde yapılan ve katıldığım Pardus’un Yarını Çalıştayı’nda oluşturulumasu kararlaştırlan Danışma Kurulu ve yapılan seçimler üzerine Göç ortağı temsilcisi seçilen  sevgili Doruk Fişek’in de bu toplantılardan haberinin olmayışı ve bunu twitterdan öğrenmesi diğer bir “aaa” dediğim olaydı.

Sevgili Sezai günlüğünde toplantı ve kendisinin de üye seçildiği Danışma Kurulu üzerine yazmış ve kaygılarını dile getirmiş şuradan okuyabilirsiniz: http://sezaiyeniay.wordpress.com/2012/07/12/genc-parduscular-rahatsiz/

Benim bu yazıyı yazma sebebim ise, Sezai’nin yazısına toplantı katılımcılarından Bora Güngören’in yazdığı yorum. Bora bey, toplantının katılımcısı olarak, gördüklerini aktarmış ve kastedilen ifadelerin aslında öncülleriyle ve bütünüyle kastının farklı olduğunu belirtmiş…

Tamam, güzel toplantı, küçük firmalara özgür yazılım üretimini teşvik de güzel, teknokent yerleşiklerine özel orası da güzel… Her şey güzel… Ama kazın  ayağı benim adıma öyle değil, nedeniyse toplantının içeriğinden öte şekil ve anlam açısından…

Benim kafama takılan kısımlara gelirsek…

Pardus’un  sitesinde gösterilen 8 adet Göç Ortağı(Başlığı Çözüm ortağı) var… Bu göç ortaklarının görevi sadece Pardus kurmakla sınırlı bir çerçevede değil elbette, göç projesi de sadece basit kurulum ve yapılandırmadan ibaret değil. Ki hiçbiri öyle büyük “entegratör” değiller…

Biz Çalıştay’da bu firmaların da karar süreçlerinde sözü olsun, ihtiyaçları dile getirilsin ve karar mekanizmasında söz sahibi olsun diye Göç Ortağı temsilcisinin olmasını oyladık.

Geçtiğimiz haftalarda yapılan pre-mature Danışma Kurulu toplantısı ve bir iki gün öncesinde öğrendiğimiz Yeni Pardus’un aslında Debian üzerinde logosu bulunan bir Pardus olduğu üzerine, Danışma Kurulu’na bir şey danışılmadığı ve pek de danışılmayacağı görülmekte…

Saksı
Saksı

Doğrusu Pardus’un  paket sistemi, temel teknolojileri bu kurulu bırakın kimsenin dahi haberi olmadan iki yöneticinin kararıyla bir anda çöpe atılması üzerine bu toplantıya Danışma Kurulu’nun ilgili temsilcisinin – ki Ankarada ikamet eder- davet edilmemesi, daveti geçtim haber verilmemesi *ne diyeyim* Saksı muamelesinin devam ettiğinin kanıtıdır.

Hemen, icazet mi alınacaktı gibi bir fikir aklınızdan geçmemiş olsun, elbette ki hayır, TÜBİTAK dilediği yerde dilediği kişilerle her istediği toplantıyı yapabilir, kimseye ne haber verme ne de davet etme yükümlülüğü var. Ama burada soru şu;

Siz böyle kendi politikalarınızı oluşturup uygularken ve bunu Çözüm Ortağı temsilcisini dışlayarak yapmanız durumunda, bu temsilci görevini nasıl yapacak, politikalarınızdan nasıl haberdar olacak, firmalar ile ne üzerinde hangi hedef ve vizyonda görüşerek çözüm ortaklarının koordinasyonunu sağlayacak, herşeyi geçtim bilmediği faaliyetler hakkında nasıl fikir sahibi olacak? Böyle dışlanmış bir temsilciye gerek var mı?

Toplantıda Bora bey art niyet olmadığını söylemiş. Bundan eminim, hatta Pardus’un adeta gömülmesi ve Debian’ın kullanılmasında da bir art niyet yoktu. Bu kararı verenler kendilerince en doğru ve en iyi olacak kararı vermişlerdir kuşkusuz. Ama bu demek değil ki her art niyetsiz karar ve uygulama en doğrusudur. Karl Marx’ın şöyle bir sözü var;

The way to Hell is paved with good intentions, and he might just as easily have intended to make money, without producing at all.

Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir, ve hiç üretmeden para kazanmak için kolayca niyetlenebilir

(Koyu kısma aşinayız, ama geri kalan kısmı daha iyi toparlanabilir * )

Yönetim:

Bahsettiğim gibi, TÜBİTAK ve ULAKBİM bu projeyi dilediği gibi yönetebilir, gördüğüm o ki öyle de yapmaktalar. Fakat şöyle büyük bir sorun var ki, bu bir Özgür Yazılım projesinin yönetim biçimi olmaktan çok uzak, daha farklı bir proje oldu artık.

Bu kadar kapalı işleyen bir yapının bir özgür yazılım projesini yönetebilmesi ne teoride ne de uygulamada gerçekçi değil.

Kendi adıma bu yapıdaki bir Özgür yazılıma katkı vermek için hiçbir nedenim yok. Eğer bir neden bulursam kendimle çelişmiş olurum…

Ki şeffaflığı bırakın, daha kodlarını ortaya koymayan, bir hata takip sistemi  olmayan bir ürün ortaya koyan bir özgür yazılım dünyada TÜBİTAK’tan başka bir yerde yok. Şüphem o ki yönetimin anlayışı, bizim Açık Kaynak – Özgür Yazılım farkında takıldığımız yerlere getirecek konuyu.

Böyle özgür yazılım projesi yönetilmez. Eğer sırf fiziki imkanlara ve paraya(destek teşvik)’e güvenirseniz ve özgür yazılımın ilkelerini dışlarsanız hiç bir şey kazanamazsınız.

Şayet bu yukarıda saydıklarım işe yarasaydı, bugün ORACLE dünyanın en önde gelen özgür yazılım işlerini yürüten bir şirket olurdu. Oysa, ORACLE sadece bir şirket, özgür yazılım ürünlerini uygulayan bir şirket olmanın yanında, sabıkalarından dolayı büyük bir nefreti de adının yanında taşıyan bir şirket.

TÜBİTAK eğer bu anlayışta giderse ve Pardus topluluğunu ve çevresiylebirlikte seçtiği Danışma Kurulu üyelerine saksı muamelesi yapmaya devam ederse sonu yukarıdaki örnekteki kötü nam ile tescillenecektir. Daha hala Danışma Kurulu’nun akıbeti belli değilken, fırtına gibi ediyoruz, daha da eseceğiz görüntüsünün verilmesi beni Kurul’un geleceği adına çok kaygılandırmakta.

Başarılı olur mu olmaz mı, orası başarından ne anladığınıza bağlı, eğer tabana yayılan bir özgür yazılım çevresi hedefliyorsanız sonu hüsran, ama özgür yazılım ürünlerini kullanarak KAMU TEDARİKÇİLİĞİ yapacaksanız, bu modelde başarılı olunabilir. Ama daha önceki yazımda da belirttiğim üzere bunun için TÜBİTAK’a gerek yok, kurumlar bünyelerinde de bu işi görebilirler, ha illa merkezi koordinasyon olsun diyorsanız, bu işi Devlet Malzeme Ofisi daha iyi yapar, neticede ortada yazılım tedarikinden başka bir şey yok…

Bunları neden yazıyorum derseniz, neticede katıldığım bir Çalıştay oldu ve üzerime düştüğü kadarıyla alınan kararların takipçisi olmak vazifem. Gördüğüm yanlışları yazmak da aynı şekilde sorumluluğum.

Sezai’ye sevgilerimle,

 

http://www.youtube.com/watch?v=Ufa1IBWuc5g&feature=player_embedded

PS:

– Bora bey Pardus ile iş yapan başka ortaklar olduğunu da söylemiş, iş ortağı olarak ODTÜ’de yerleşik bir firma var  http://www.pardus.org.tr/topluluk/cozum-ortaklari/  Sisoft Sağlık Hizmetleri. Diğer firmaların göç/çözüm ortağı değil sanırım. Bu firmaların teknokent yerleşik firmalar olduğunu ve dediği gibi ilintili işler yapan firmalar olduğunu varsayıyorum…

– Resim şuradan; http://blog.the-dot.co.uk/design/funny-and-creative-flower-pots-by-good/ Saksılara yüz fotoğrafı eklemek üzerine bir fikir…

 

Kategoriler
Pardus

Çatal mı? Devir mi?

Giriş

Pardus projesinin ortaya çıkışından itibaren projenin vizyonunu ortaya koyan gelişmelerden en önemlisi kuşkusuz ki “Kurumsal” sürümün çıkması, daha doğrusu Kurumsal olarak ayrı bir ürünün türemesiydi.

Bilindiği üzere, ilk başta ASAL ve diğer uygulamalarda Kurumsal 1(sanıyorum ki bu adı daha sonradan aldı), EPDK ve diğer projelerde ise Kurumsal 2 kullanılmıştı.

Pardus projesinin hedefleri -ilk hali sanırım eski sitede kaldı- Erkan Tekman’ın paylaştığı Pardus Ana Sözleşme Taslağı 2.0’ile kurumsal alana kaymış görünüyor.

Açık söylemek gerekirse bence olması gereken bir değişiklikti. Türkiye’de bireysel olarak Linux kullanımının artırılması, bunun da bir şekilde Kamu aracılığıyla yapılması ancak bir yere kadar sürdürülebilir bir çalışmaydı. Bir yere kadar sürdürülebilirden kastım, toplumda bu farkındalığın yaratılması ve olabileceğinin gösterilmesi yeterli bir gelişmeydi.

Bugün, Pardus projesi bunu yeteri kadar yerine getirmiş görünmekte, en azından benim için. Şöyle ki, baktığımızda Pardus’un bireysel sürümü devam ettiği süreçte, bazıları dalga geçse de Türkiye’de Linux kullanımı ile ilgili ciddi bir atılım oldu. En azından böyle bir şeyden haberi olan insan sayısı ciddi ölçüde arttı. Hep örnek verdiğim Özgürlükİçin.com ve Pardus-Linux.org kayıtlı kullanıcı sayısı buna ciddi bir örnek. Bunun yanında da bugüne kadar hiç öğrenemediğimiz Pardus indirme sayısı vb gibi veriler için de tahminim -ki eğer sürüm günü sunucu yakılıyorsa ve Türkiye’de internet şebekeleri zorlanıyorsa- bu rakamın sürüm başı 200.000 üzeri olduğunu düşünüyorum. Ayrıca asla unutmamak gerekir ki Pardus ile tanışıp, diğer Linux dağıtımlarına göz eden kişi sayısı da bir hayli fazla.

Elbette gönül ister ki, Tübitak vizyonu daha farklı olsaydı, Ubuntu’daki gibi 1 Numaralı bir hata kaydımız olsaydı ve o kayıttakine benzer  “Microsoft Windows Hala Pazarın Büyük hakimi” denilseydi…

Pardus bugüne kadar Türkiye’de bireysel kullanıcılar tarafından Linux kullanımı konusunda görevini yerine getirdi mi diye sorarsanız, cevabım “Hayır” olacaktır. Ama şunun da farkında olmak gerekir ki bugün gelinen noktadan sonra Pardus’un bireysel alanda devam etmesi pek mümkün görünmüyor. Görevi yerine getirmedi, ama bundan sonraki görevi -ki bunu zaruri olarak görüyorum- bu alanda bireysel kullanımı artırmak için teşvik edici, bir şekilde politika üretilmesinde dayanak noktası olmasıdır.

Hepimiz biliyoruz ki, Türkiye’de açık kaynak yazılım/veya özgür yazılım konusunda politika üreten bir kurum yok. Ki bu kurum asla Tübitak/Bilgem olamaz. Fakat bu politikaların oluşturulabilmesi için bir zemin görevini görebilir.

Vakti zamanında Brezilya Hükumeti ile Apache/OpenOffice.org ve LibreOffice temsilcileri arasında imzalanan niyet mektubu haberini girerken varlığını öğrendiğim bir kurum olan “Brezilya Hükumeti’nin Özgür Yazılım Uygulama Komitesi(CISL)” adı ile bile bu modeli anlatmakta.

Elbette, bu işte çalışan ülkemiz için bir model düşünen insanlar da bu konulara eğilmiş ve yurt dışındaki “iyi uygulamaları” araştırmıştır.

Benim kısıtlı bilgim ve görüm doğrultusunda da ülkemizde de buna benzer bir kurumum olması gerekmektedir. “Kamu Özür Yazılım Uygulama Komitesi” diye hayal ettiğim kurum, Kamuda özgür yazılım ihtiyaçlarını belirleyecek, planlama ve çözümlerini yapacak ve özgür yazılım üretilmesi ve bunun uygulanması konusunda koordinasyon görevini sağlayacak bir yapı. Yine yakın zamanda rastladığım ve unutmamak için tumblr’da not aldığım Osor.eu ve Semic.eu Joinup(bunu es geçmeyin)’ta birleşmesi de bu vizyona paralel bir örnek. Bu iki organizasyon Avrupa Birliği’nde kamu ve yerel yönetimlerin özgür yazılım ihtiyaçlarını karşılamak için oluşturulmuş iki çatı yapı. Zaman bulamadığım için detayını inceleyip haberleştirmedim. İlerleyen zamanlarda birileri değinir umarım.

Bu örnek yapı içerisinde Pardus’un rolü, bir platform sağlayıcı olmalı. Bu hayali Kamu Özgür Yazılım Ajansı’nın tespitleri ve planları doğrultusunda Pardus Projesi bir tedarikçi olmalı. Tıpkı Pardus gibi, Üniversiteler ve Özgür Yazılım Şirketleri de bu Ajansın tedarikçileri olmalı.

Kendi adıma bunun doğru bir model olduğunu düşünüyorum. Her şeyi Pardus projesi vizyonunda hedeflemek, bugüne kadar ispatlandığı gibi ortaya çok fazla bir dönüşüm koyan bir model olmadı. Ki bundan sonra da Pardus bu modelde ısrar etmemeli. Pardus Projesi, bugüne kadar yaptığı başarılı uygulamalarla, kamuda özgür yazılım politikalarının uygulama aracı olarak yer almalı. Şunu göz ardı etmemek gerekir, Türkiye’de Pardus=Özgür Yazılım anlayışı yanlış ve eksik bir bakış açısı elbette. Pardus sadece bunun bir parçası, ama en büyük parçası, amiral gemisi oldu. Ki bundan sonra da bu rolü muhafaza ederek ve güçlenerek devam etmeli. Etkin özgür yazılım dönüşüm politikaları için bir dayanak olmalı. Bu politikaları üretmek ve hayata geçirecek planlamaları yapmak, Pardus’un boyunu aşan bir mesele. Bu nedenle bu ülkede “Kamu Özgür Yazılım Ajansı” gibi bir yapı bir ihtiyaç

Buraya kadar yine, kıt bilgimle konu hakkında atıp tutmuş gibi görünebilirim. Ama bunlar benim fikirlerim, fikirlerimizi dile getirdikçe olgunlaşmıyor muyuz?

Başlığa dönmek gerekirse yazıyı bölümlere ayırmak  daha iyi olacaktır. Başlığa da giriş diyelim madem.

1- Bireysel Sürümün Çatallanması mı yoksa devri mi?

Giriş bölümünde dile getirmeye çalıştığım gibi, bu saatten sonra Bireysel sürümün devam etmesi çok zor. Yaklaşık 25 kişilik bir geliştirici ekip eriyerek -yanlış bilgi olabilir- 8 kişiye kadar düşmüş durumda.

Diyebilirsiniz ki; -bu 25 kişiyle ne yapıldı, -ah neler yapılmazdı, yapamadılar, -dışlarıdan destek almazlarsa olmazdı, -yönetim kafası yanlıştı, -bu sayı yetmezdi vb… Bunlar çok daha derin tartışmalar, ki son günlerde etrafta gerek temiz gerekse mide kaldırmayacak şekilde tartışamalara konu olmakta.

Bugüne kadar kendi görüşümde yapılan yanlışları yazdım. Bugün de yazabilirim, hatta bugün ki zor zamanda kendini meydana atıp yıllardır bu anı bekleyen kişilerden de çok eleştirebilirim. Ama herkesin gördüğü yanlışı defalarca tartışmak, ki bunu en yanlış zamanda yapmak bence hem ahlaklı bir yaklaşım değil hem de ileriye dönük şu anda getirisi olmayacak bir girdap. Bu tartışamlardan uzak durup, hataları kişiselleştirmeden yola devam etmek, bu dersi çıkarıp hesaplaşmayı ileri bir tarihe ertelemek, özgür yazılım adına bugün bence üzerimize düşen sağduyu.

Dediğim gibi, bugün kalan kadro sayı olarak yetersiz. Ki ben 25 kişinin de yetersiz olduğunu düşünmekteyim. Gönül ister ki Red Hat, Cannonical, Novel gibi yüzlerce profesyonel geliştiriciler istihdam edilsin. Ama bu ülkemiz şartlarında ve zihinsel karanlığımızda mümkün değil.

***

Pardus’un gidişatı, proje yönetimin kararları, özgür yazılım duruşu, geliştiricilerin polemikleri, kişiselleştirilen sorunlar vb bugüne kadar çokça tartışma ortaya çıkardı. Bu fosilleşen sorunlardan çıkış yolu olarak bir çatallanma fikri ortaya çıktı ve iki girişlimle vücuda bürünmeye çalışıldı.

Hem Topluluk dağtımı, hem de Turkuaz Linux girişiminde, konunun ciddiyeti ve gerçekten bilgisine saygı duyduğum insanların inisiyatif alması, yine bilgisine çok saygı duyduğum bir çok kişinin konu hakkındaki görüşlerini belirtmesi üzerine bir izleyici olarak kalmanın boyumun ölçüsü olduğu kararıyla sessiz kaldım. Tartışmaları takip ettim. konu ile ilgili attığım tek mesaj ise, konuyu sulandırmak isteyen “trolleme” yapanlara karşı, rahatsızlık duyduğum üzerineydi.

İzlemem ve gözlemim, ne yazık ki kişiselleşmiş sorunların aşılmadığı ve karar verme zeminini oluşturmak için bile doğru bir karar süreci tasarlayacak bir özveriden uzak olunmasıydı. Diğer taraftan da yine kişiselleştirilmiş, bazı “hani neredeydiniz” hani yüzlerce saat katkı verecek adamınız vardı gibi yorumları halen görmek “neden bu zeminde olmadı” sorusunun belki de bir cevabı.

Biraz sağduyu sahibi bir insan, doğru amaçta birleşip uzlaşamadıktan sonra, yüzlerce saat emek vermenin bir anlamı olmayacağının farkında olur diye düşünüyorum.

O günlerde kendimi bilgisiz gördüğüm için sustum. Sadece üzerime bir görev düşerse yapmaktan çekinmeyeceğimi belirttim. Ki öyle, ben eylem adamıyım. Lafa değil işe dönük hareket etmek isterim.

Bugün geldiğimiz nokta benim konuşmam açısından biraz daha rahat, o nedenle cahil cesareti ile bu satırları yazmaktayım. Ortada artık yanlış bir laf ederek zarar vermek istemediğim bir topluluk girişimi ne yazık ki kalmadı. Sorumsuz tartışmalar ve özgür yazılımın ortak fayda zemininden uzak kişiselleştirilmiş argümanlar bulunmamakta. Bu şu an aslında yeni bir girişim için çok güzel bir zemin.

***

Özgür yazılımda, darboğazlar, krizler veya uzlaşamama, gelecek kaygısı vb gibi durumlarda dile getirilen ve bugüne kadar bir çok örneğini gördüğümüz bir çözüm “çatallanma”. Son dönemdeki en başarılı örneği LibreOffice. Bir diğer örnek ise Megiea, Mandirva bugün yok olma tehlikesi ile karşı karşıyayken; “En azından en kötü durumda bile Magiea burada diyebiliyorlar. Pardus’un bu zamana kadar çatallanamaması üzücü.” demiş Anıl Özbek Google+’da.

Çatallanma konusunda, yukarıdaki iki örnekte gördüğümüz üzere Pardus camiası sınıfta kaldı. Ne yazık ki bu böyle oldu. Fakat bu bugün bir çatallanma yapılmasına bir engel teşkil etmiyor. Benim haiz olmadığım, fakat eminim ki camia içerisinde yeterli özelliklere  ve bilgiye haiz birçok insan bunu yapabilecek durumda.

Ben an itibarıyla çatallanma konusunda biraz daha farklı düşünüyorum. Çatallanmadan ziyade, Pardus’un bireysel sürümünün devri ve Kurumsal ile doğru biçimde etkileşebilecek bir model bence daha doğru olacak. Fedora-Red-Had(Murat Karaevli’ye sevgilerimi göndereyim-o sildiğiniz yorumları da bir ara yayınlayacağım unutmadım, kaçarınız yok!) OpenSUSE-SUSE gibi bir yapı neden olmasın?

Bir çatal yerine, bu ilişkiyi maddeleştirecek bir ikililik hem bireysel kullanıcılar ve *bugüne kadar istediklerini alamamış geliştirici/katkıcılar için, hem de Kurumsal sürümün besleneceği üretim ortamı için daha yararlı olacaktır.

Daha basitinden şöyle anlatmak gerekirse, doğru çizilmiş bir çerçevede adam akıllı imkan teknik altyapı sunan bir Tübitak sponsorluğu ve kritik bileşenlerde de sürdürülebilir bir temel bir çatalda daha sağlıklı olacaktır.

Elbette bu ilişki bir çatal ile de sağlanır, neticede kodlar açıksa, bu kodları çatal da kullanabilir, temel de çataldan alıp kullanabilir. Fakat bir şekilde bu çatalı ikidir yapamadık.

Pardus’un en güncel bireysel sürümü olan 2011.2’nin tahminimce 1 yıllık bir iyi kullanılabilir ömrü bulunmakta. Bireysel sürümün ortadan kalktığını düşünürsek, Pardus’un bireysel sürümünü sahiplenip devam ettirmek için önümüzde 1 yıl gibi bir süre var. Çok olmadığı gibi az da bir süre değil.

Bugün farz-ı misal, Tübitak çıkıp dese ki bireyse sürüm devam etmeyecek. Bu durumda bu sürümü devralabilecek bir oluşum-yapı mevcut mudur? Bu sorunun cevabı zor, baktığımızda aklımıza ilk gelen LKD, fakat LKD’nin gücü buna ne kadar yetecek. Bir diğer aklımıza gelen ise sevgili Necdet Hoca ve öğrencileri. Ki onlar da yaşanan gelişmeler ve tartışmalardan sonra bir şevk kırıklığı içerisinde. Düşünce olarak da geleceği tehlikedeki bir yapının ileriye dönük getirisi/götürüsü ile ilgili olumsuz yönde düşünmekteler. Neticede anlayabileceğimiz şeyler bunlar. Ama olmasını istediğimiz şeyler ile mantığın ayrıldığı noktada özveri ve kararlılık ve emeğin bu açığı kapatabileceği de unutmamamız gereken bir şey.

Diğer taraftan, ikili ilişkiler ve kişiselleştirilmiş sorunları ciddi biçimde ele alırsak, bugün kimsenin elini taşın altına koymaması, koyanlara karşı da yersiz söylemler ile yıldırıcı çabalarda bulunması gerçekten üzücü.

Pardus ve özgür yazılım camiasında bu sorunları kişiselleştirmeyi bir kenara bırakırsak, birçok şeyi yeniden ve daha sağlıklı konuşabileceğimizi düşünüyorum.

Bugün geldiğimiz noktada;

  • Bir çok kişi için en büyük engel olarak tanımlanan, proje yönetiminde değişiklikler oldu,
  • Bir çok kez hedef gösterilen Özgürlükİçin.com sitesi ile ilgili fiktif argümanlar ortadan kalktı,
  • Bir çok kişinin hedef gösterdiği geliştiricilerin birçoğu projeden ayrıldı,
  • Pardus’un özgür yazılım duruşu ile ilgili iyileşmeler oldu,

Bu yukarıda saydıklarım, gözlemlediğim -dile getirilen engellerdi. Ama dediğim gibi kişiselleştirilmiş sorunlardı bunlar. Hadi söyleyenler haklıydı ve Pardus’u çok seviyorlardı, peki bugün nerede bu kişiler?

Yukarıdaki maddelerin tartışması uzar gider. Ama şöyle geriye temiz bir sünger çekip ileriye bakmak uzaması daha güzel konular açacaktır elbette.

Şimdi gelelim kafamdaki yapıya;

  • Tübitak, Bireysel sürümü Pardus Camia’sına devreder, teknik ve maddi konularda sponsorluğunu ilan eder
  • Camia ile adam akıllı ve katkıcıların ihtiyaçlarını karşılayacak bir Camia Sözleşmesi imzalar,
  • Kurumsal sürüm ve Bireysel sürümün paralel hareket edebilmesi ortak için iki komite kurulur; Kurumsal Teknik Komite ve Camia’nın seçeceği Bireysel Teknik Komite. Bu kişiler hepimizin ortak noktada buluşacağı akl-ı selim kişiler olacak elbette.
  • Bu komitelerden bireysel olanı sadece proje ile makro ölçüde planlamayı ve ihtiyaçları konuşacak sözcüler, bunu sakın yanlış anlamayın, elbette ki katkıcılar arasında doğru ve hakça bir yapılanma olacak. Bunun çerçevesini de meritokrasi
  • Bireysel sürüm ile ilgilenecek geliştirici/katkıcı(ki bu da ne kadar tartışmaya neden olmuştu) temel ilkeleri benimseyecek, ve bu ilkelerin çerçevesini çizen sosyal sözleşmeyi imzalayacak(ıslak imza anlamayın, açık bir beyan kastım).
  • Bu sosyal sözleşme dışında camia içerisinde yaşanan sorunlarda sağduyulu olacağı konusunda söz verecek.(Söz vermek, söz tutmamak komik gelebilir ama neticede erdemli kişileri verdiği sözler bağlar) Bu çerçevede Açık Saygı Bildirisi
  • En büyük sorun olan karar süreçleri konusunda, yine meritokrasi


    u yapmak istiyorum atlanıyor; Bunca kod yazan, yazılımları geliştiren insanların ilk ve temel kuralların geliştirilmeyeceğini, öyle sonsuza kadar aynı kalacağını düşünmeleri çok garip. Tıpkı yazdığınız yazılımlar gibi kurallar ve yöntemler de geliştirilebilir, iyi uygulama örnekleri ile zenginleştirilip iyileştirilebilir. yeter ki doğru zeminde tartışılsın

Peki bunları yapmak için neye ihtiyaç var;

  • Hem Tübitak hem de camia tarafındaki  cesur ve özverili insanlara

***

Bu yukarıda yazdığım benim fantazim. Gerçeğe dönersek. Ve en yapılabilir şey olan bir çatallanmaya gelirsek. Bugün bunu yapmak isteyen kaç kişi var? Peki yapabilecek kaç kişi var? Altyapı ve ihtiyaçları karşılayacak bir yapı var mı?

Bu soruları ve cevaplarını 2 kez tecrübe ettik. Bu tecrübeye bir kez daha bakmanın kimseye bir zararı dokunmayacaktır. Yanlışları görüp düzeltip devam edebilirsek ne mutlu!

Benim bu çatallanma konusunda gördüğüm en büyük engeller şunlar;

  • İnsanların süreçleri ve tartışmaları kişiselleştirmesi,
  • Teknik olarak Pardus’u devam ettirebilecek iş gücü (geliştirme, paketleme) Diğer katkı alanlarında hiç kuşkum yok çünkü bir şekilde çekirdek bir kadromuz var, ve ölmesek de sürünüyoruz, idare ediyoruz 🙂

Engellerin çözümü olarak önerilerim de şunlar;

  • Sağduyu, saygı, ortak amaçlarda birleşebilme ve eğlence
  • Teknik bilgisi yüksek kişilere ulaşıp bu kişileri aktive etme. Bu konuda yurt dışındaki Pardus topluluklarından çok ümitliyim. Alman ve İspanyol Pardus topluluklarının çok güzel iki deposu var. Bu kişilerin yaptıklarını görünce, neden olmasın ki diyorum. Hatta biz yapamazsak belki onlar bit çatal yapar… diye aklımdan geçirmiyor değilim.

Yurt dışındaki Pardus camia’sı demişken, şunu düşünüyorum, ne güzel Pardus kullanıyorlar, gelişimine katkı veriyorlar. Bizdeki gibi kısır tartışmalarda kendilerini paralamıyorlar, adamlar iş ortaya koyuyor. Sahip çıkıyorlar.

Bundan bir kaç ay önce bir şekilde dünya çapındaki Pardus kullanıcılarıyla bütünleşebilmek için bir alan adı almıştım; Pardusworld.com. Bu site dünya çapındaki bütün portallerin kesiştiği bir kavşak ve adam gibi bir İngilizce forum sunabilmek amacıyla ortaya atılan bir fikirdi. Ki yıllardır dememize rağmen projenin yapmadığı bir işti, baktık olmayacak dedik biz yapalım. Ki işler de tecrübemiz üzerine böyle yürüyor. Olmuyorsa sen yap!

Geçtiğimiz günlerde Pardus’un geleceği ile ilgili tartışmalar iyice hararetlenince, yurt dışındaki Pardus kullanıcıları da durumdan haberdar olmuşlardı. Birçoğu Google Translate aracılığıyla neler olup bittiğini birbirleriyle paylaşmaya çalışıyordu. Tabi kendimize Pardussever olduğumuzun farkına varıp, bu kişilere de bir şekilde dilimiz döndüğünce bu durumu izah etmeye çalıştık Özgürlükİçin.com sitesinde yayınladığımız “Pardus’un durumu hakkında” başlıklı yazımızı İngilizceye çevirdik ve haberin altına ekledik. Bunun yanında PardusWorld.com‘a WordPress kurup buradan da duyuruyu yaptık, bir de twitter hesabı açtık. herhangi bir gelişme olursa yurt dışındaki dostlarımıza da gerekli bilgi akışını sağlayacağız. PardusWorld’ün bu şekilde bir iletişim kanalı olması yurt dışındaki arkadaşlar tarafından çok olumlu karşılandı ve memnuniyet duyduklarını belirttiler.

Artık resmi olmayan bir iletişim kanalımız var diyebiliriz. Kafamda yurt dışındaki Pardus kullanıcılarına/katkıcılarına potansiyel çatallanma durumuna nasıl baktıkları, eğer bir çatallanmayı destekliyorlarsa nasıl katkı verebilecekleri gibi soruları sormak kafamdaki  bir iş.

Tabi bir taraftan da size; “Pardus’u çatallayıp devam ettirmeyi bir kez daha düşünür müsünüz, bunu yapabilir miyiz?”

***

Pardus projesi tarafında değişim devam ediyor. Süreçleri dikkatli şekilde izliyoruz. Bakalım nereye varacak, ama önce bir de kendimize bakalım, yapar mıyız? Her şeye temiz bir başlangıç, gönül kırıklıklarını bir kenara bırakıp, kavgalardan sıyrılıp, sizi yıldıracak şeylere kulak tıkamaya, karalamalara aldırmamaya, sadece güzel bir iş yapmaya, bu işi yaparken eğlenmeye, yardımlaşmaya, arkadaş kazanmaya ve paylaşmaya ne dersiniz?

Erkan Tekman’ın “Benzin Bitti Paşam” başlıklı yazısına, Onur isimli bir yorumcu şunu yazmış;

“Devrim durduğunda en azından halk onu sırtlar demiştim.” repliği aslında Pardus’un hikayesine daha uygun.

Bu yorum üzerine bolca düşündüm. Pardus henüz durmadı, sırtlamak için durmasını beklemeye gerek yok. Devrim o gün giderken de halk onu sırtlayabilirdi, zaten sorun da oydu halk sadece izlemişti. Oysa giderken bir el, bir el iteklemeliydi halk Devrim’i. Devrim’in menzili, ona destek verenler kadarmış… Ne acı ki, o gün Devrim’in peşinden onu iteklemeyen halkın çocukları, 10-20 yıl sonra varoşlarda mahalleye gelen Amerikan arabasını itekleye itekleye eğlendi.

Biz ne yapacağız?

Mutlu günler.

Kategoriler
Pardus

Pardus, TÜBİTAK ve Gelecek…

Bugün Özgürlükİçin.com Haberler bölümünde Pardus 1.0’ın yayımlanmasının altıncı yılını haber yaptık. İlk tam kurulabilen Pardus sürümünü olan 1.0’ın üzerinden altı koca yıl geçmiş, bugün Pardus 2011 var…

Fakat Pardus 1.0.’ın yayımlandığı gündeki geleceğe yönelik büyük umutlar bugün azalmış ve yerini sessizliğin içerisinde kaygı dolu bir bekleyişe bırakmış bulunuyor.

Tübitak tarafında sürecin nasıl buraya geldiğini merak ediyorsanız, son altı ay içinde yaşanan gelişmeleri birazcık araştırmayla bulabilirsiniz.

Pardus tarafında yaşanan yansımaları kısaca tekrar etmek gerekirse:

  • Erkan Tekman şu yazısında http://developer.pardus.org.tr/people/tekman/blog/?p=220 şu an yeni personel alınamayacağını belirtmiş.
  • Pardus’un Tübitak tarafındaki geliştiricileri projeden birer birer ayrılmakta. Pardus’u bu kadar seven ve inanan insanların projeden böylesine ayrılmaları gerçekten kuşku uyandırıcı. Bu kişilerin Tübitak’tan ayrılırken imzaladıkları “konuşmayacaklarına dair” taahhütnameler maalesef ayrılanları sessiz kalmaya zorluyor. Bu kişileri az çok tanıyor oluşum ve yaşanan gelişmeler, sanki bu kişilerin projeden ayrılmaya bir şekilde itilmesi. Kafamda ister istemez bir mobbing yapıldığı şüphesi uyanıyor. Ki aldığım bazı duyumlar da bu fikrimi destekler nitelikte.
  • Tübitak ve Bilgem’de yaşanan olaylar ile ilgili Gizem Belen’in kaleme aldığı şu yazı: http://www.teknokedi.com/tubitaktan-haberler-iyi-degil/ aslında olanı biteni yumuşak hatları ile anlatmakta.
  • Rasat projesinin bir şekilde sonlandırılması, ve aldığım diğer duyumlara göre mevcut projelerde bütçe ve personel azaltılması gibi gelişmeler son derece kaygı verici.
  • Konu ile ilgili Teknokedi forumlarında bir soru sordum. Mevcut durum ile ilgili daha detayı açıklamaları Ali Işıngör Teknokedi Forumlarında, bildiği kadarıyla, şöyle yapıyor: http://forum.teknokedi.com/discussion/comment/1175#Comment_1175 
  • Pardus Proje yönetiminden mevcut gidişat ve gelecek planları ile ilgili bir açıklama yapılmadı henüz. Sanırım konu ile ilgili konuşulması, bu yeni yapılanma sürecinde kurum tarafından istenmiyor.
  • Geliştiricler tarafından tek açıklama, Pardus ekibine neler oluyor sorusu üzerine oluşan yoğun merak üzerine Ozan Çağlayan tarafından şu şekilde yapıldı: http://lists.pardus.org.tr/pardus-kullanicilari/2011-December/069377.html Kendisi kişisel bu cevabında değişim sürecinin devam ettiğini ve Pardus için çalışmaya devam edilmesi gerektiğini söyledi. “Keep Calm and Carry On
  • Benim kişisel görüşüm ise olayların boyutunun biraz daha büyük oluşu.

Daha önce sevgili Server Hoca, Sezai ve Ali Erkan İMREK‘in yazılarında bu yukarıdaki hususlar ışığında Pardus’un geleceği üzerine kaygılar dile getirildi.

Özetle, kişisel görüşüm işlerin pek de yolunda gitmediği yönünde…

Peki ne olacak? Bildiğim kadarıyla çoğu kişinin kafasında iki farklı senaryo mevcut:

  1. Pardus Projesi sona erdirilecek
  2. Pardus’un bireysel sürümü sona erdirilirken yola Kurumsal Serisi ile devam edilecek.

Benim kafamdaki kendi adıma yaşayacağım senaryo ise şu:

  • Pardus projesinin devamı için mücadele edilecek!

Evet, Pardus’un devam etmesi, yaşaması için mücadele edeceğim. Konuştuğum arkadaşlarımla bu kararlı şekilde bu mücadeleyi sürdürmek yönünde hemfikiriz.

Pardus ölmemeli, hiçbir şekilde de ölüme mahkum edilmemeli. Pardus’u ve özgür yazılımı seviyorsak bunun için mücadele etmeliyiz.

Mücadele etmeliyiz, çünkü;

  • Özgürlükİçin mücadele etmek gerekir,
  • Kullanmanın ön koşulu yaşatmaktır,
  • Pardus, bu ülkede insanları özgür yazılımla tanıştıran en büyük güçtür, özgür yazılımın amiral gemisidir,
  • Pardus çok büyük bir projedir, hedefleri ile kıyaslandığında henüz daha yolunun başındadır, Pardus uzun vadeli bir projedir, yarı yolda bırakılamaz,
  • Pardus’un ülkemiz açısından önemi şudur; Bağımsızlık ve bilgiyi işleme özgürlüğü,
  • Pardus yüksek ekonomik getirisi olan bir çözümdür, verdiğimiz vergilerin asla bizim olmayacak ürünlerin lisanslarına gitmesi, sağ duyulu ve ülkesini seven vatandaşların kabul etmemesi gereken bir durumdur,
  • Pardus ile bu ülkede teknoloji üretilmektedir, genç mühendislerimiz istihdam edilmekte ve yerli girişimcilerimiz bu yapıda iş modelleri kurabilmektedir,
  • Fatih gibi büyük kapsamlı bir projede bugün Pardus bir alternatif olmuşsa, bu göz ardı edilip hafife alınacak bir konu değildir, bu özgür yazılımın potansiyelinin ispatıdır,
  • Bugün Fransız mallarının boykot edilmesi gündemde, yarın Alman, İtalyan, Japon, Amerikan malları boykot edilebilir veya bu ülkeler bize arz kesintisine gidebilir. Bugün Renault marka otomobilleri boykot edebilme lüksü bu ülkede var mıdır? Ülkenin yöneticileri Fransız arabalarına binmekte. Devrim arabalarını kenarda tutun. Daha geniş ölçekte, bugün bütün devlet yapısı Microsoft şirketinin kapalı kaynaklı yazılımlarını kullanmakta, yarın ne olacağını bilebilir misiniz? Bilgi güvenliğinin ne kadar ciddi bir konu olduğu ortadadır.
  • Bugün, hükumet yerli otomobil için özel sektörü sıkıştırmakta ve maalesef olumlu dönüş alamamakta. Kayseri’de yerli otomobil için “tek silindirli” motor modelleri yapılmaya çalışılmakta… Sizce de biraz geç olmadı mı? Devrim arabalarını yine bir kenarda tutun.
  • Bugün F-16’ların kapalı kaynaklı yazılımları, dost düşman işaretlemesi vb gibi konular nedeniyle gündeme geldi. Kayseri Tayyare Fabrikasını kenara not alın. Özellikle İsrail ile yaşanan gerilim sonucu bu yazılımların kodları  epeyce bir meblağ verilerek alındı. Sizin olmayan kodlar, sizin olan uçaklardan daha kıymetli hale geliyor. Bilgiye hakimiyet konvansiyonel silahlara hakimiyetten daha değerli, bu bir kez daha ispat edildi,
  • Bilgi çağında en önemli güç bilgiyi işleyebilme, bu işleme imkanını sağlayabilme fırsatıdır. Pardus bu nedenle çağında yerli otomobilden daha büyük bir öneme sahiptir.
  • Pardus bu ülkenin emeğidir. İnsanlığın ortak üretimine bu ülkenin paydasıdır.
  • Pardus, bugüne kadar Dünya çapında son derece olumlu eleştiriler almış ve gururumuzu kabartmıştır. Aynı zamanda özgür yazılım konusunda dünyada konuşulan prestijli bir örnek olmuştur.
  • Pardus’un yaşaması özgür yazılımın gücünün göstergesidir. Pardus’un ölümü ise, hem Türkiye’de hem de Dünya’da özgür yazılım için çok büyük bir enkazdır, prestij kaybıdır. Altından kalkmak, bir kez daha denemek mümkün olmayacaktır,
  • Pardus canlıdır, Pardus’u seven onbinlerce kişi onu canlı kılar. Onu ortadan kaldırmak, sevenlerinin yüreğini yaralayacaktır, kimse sevdiği bir şeyi kaybetmek istemez, buna razı gelmez,
  • Pardus, devlet tarafından desteklenmektedir, vatandaşlarının kullanımına sunulduğu için kamusal yarar söz konusudur, ayrıca lisansı itibarıyla bir kamu malı sayılır. Pardus kullanıcıları olarak, dolaylı olarak bir kamu hizmeti almaktayız, tıpkı diğer kamu hizmetleri gibi, bu hizmete talep vardır, ve kesilmesi bir kamu hizmetinin kesilmesinden farksızdır,
  • Pardus bu ülkenin bir fırsatıdır. Pardus, Devrim arabalarının kaderiyle yüzleşirken, buna sessiz kalmak vebali altından kalkılabilecek bir şey değildir. Pardus tarihin sayfalarına gömülürse, bunu yaşayan bir kuşak olmak, bir özgür yazılımseverin vicdanında bir yara olacaktır. Ben bu yarayı taşımak istemiyorum!

Ben gecenin bu vakti, dağınık da olsa mücadele için “kendimce” haklı gerekçelerimi saymaya çalıştım. Şu anda Pardus’un sona ereceği, adının değişeceği veya yapısının değişeceği ile ilgili kesin bir bilgi bulunmamakta.

Elimden geldiğince durumu özetlemeye çalıştım. Daha fazla sessiz kalmayı kabullenemedim. Bekleyip görmek, belki biraz daha sağduyulu olmak daha makul olabilirdi ama atalarımız ne demiş; “Görünen köy, kılavuz istemez.”

Topluluk olarak kendimizi zor bir kışa hazırlamamız gerekiyor. Çünkü bu sefer gerçekten “Kış Geliyor”…

Mutlu günler.