Pardus projesinin geleceği(!) ile ilgili 23-24 Mart tarihlerinde gerçekleştirilecek olan “Pardus’un Yarını” çalıştayına katılmak için davet edildim. Bir aksilik olmazsa katılmayı düşünüyorum. Cuma gündüz yetişemesem de akşamına ve Cumartesi sabahına giderim. Öyle idareten ki, Cuma ve Cumartesi yarım gün. Bu kadar önemli bir çalıştaysa neden mesai saatleri içerisine gömüldü. Cumartesi Pazar iki koca günümüzü seve seve verirdik. Çoğumuzun çalışıyor olması ve işyerlerinden izin almanın zorluğu hele iş kanununa tabi çalışanlarda Cuma günü çıkılan izinde Cumartesinin de sayılarak 14 işgünü olan yıllık iznimizden iki gün götürmesi göz ardı edilemeyecek bir husustu ya neyse…

İçimde küçük bir heyecan kıpırtısı bile kalmamış, bir şeylerin düzelebileceği, yenilenebileceği ve yeniden bir rotaya sokulabileceği ile ilgili en ufak umudum dahi kalmadı.

Belki üç ay önce olsa, ya da bir 6 ay çok büyük heyecan ve umutla bu çalıştaya hazırlanırdım. Ama her şeyin bitmiş olduğunu hissettikten sonra ve en kötüsü bir şeyleri değiştirmek için ne TÜBİTAK tarafında ne de özgür yazılım camiası tarafında bir istek olmadıktan sonra içimden hiç birşey yapmak gelmiyor.

Katılımcı olarak kendim dışında bildiklerim, Sevgili Sezai, Hakan Hamurcu ve Necdet Hoca.

Tek söyleyebileceğim, Necdet Hoca’nın günlüğünde yazdığı önermelere katılıyor olduğumdur. Bunun dışında pek bir şey söyleyebileceğimi sanmıyorum. Eğer sizin söylenmesini istedikleriniz var ise, yorum kısmına yazarsanız dile getirmeye çalışırım.

Daha karamsarca duruşumda, şayet Pardus’un bireysel sürümü topluluğa(bir dernek veya vakfa) devredilirse, bunu sürdürebilecek bir heves ve kararlılığın bu işi kotarabilecek kişilerde olmadığıdır.

Gördüğüm şudur i, ne yazık ki bu ülkede topluluk güdümüyle yaşamına devam edebilmiş bir özgür yazılım projesi bulunmamaktadır. En somut örnek, her platformda Türkçe konuşan insanlar olarak ihtiyacımız olan yegane araç olan Zemberek projesinin zombi halinde yaşamını sürdürmesidir. (Bilmediğim iyi giden bir şey varsa yazınız)

Bu konuda bir diğer ispat ise, TÜBİTAK tarafında işlerin iyice sarpa sardığı ve Pardus’un geleceğinin karardığı dönemde bile camia olarak ciddi bir inisiyatif geliştirememiş olmamız ve herkesin suskunluğuyla bu işin bittiğinin teyit etmesi…

Pardus güzel bir hayaldi, bugüne kadar çok iyi yönetilmedi, daha iyi yerlere varabilirdi, olmadı… Projenin ev sahibinin bu projeye emek vermiş geliştiricileri adeta mobbing derecesinde projeden uzaklaştırmasıyla da işin sonu geldi.

Yaklaşık bir ay önce Teknokedi.com sitesinde yazdığım “Pardus 2011 sona erdi, peki ya sonrası” başlıklı yazımda belirttiğim hususların üzerine, şunu söylemek isterim ki Pardus bitti…

Kurumsal alanda ne olur bilemiyorum. Bu konunun takipçisi var mı ondan da emin değilim. Fatih Projesi’nin pilot uygulamalarına bakan oldu mu, varsa onlar daha iyi bilir. Diğer kamu müşterilerinde ise işler nasıl gidiyor hiç bilemedik ki geleceğini görelim…

İyiydi, güzeldi, çok insana çok şey kattı, ama olmadı… Tavsiyem, bu gerçeği yavaşca kabul edip yola devam etmek.

Özgür yazılım büyük bir dünya, hobi, kişisel gelişim, eğlence… Size uyan bir tarafından tutabilirsiniz.

Ama bu konuda da mobil platformlar ve getirdikleri tüketim çılgınlığının devasa gölgesi üretim güdülerini ve ortak çaba süreçlerini yavaşça öldürdüğünden, geride kalan (kapalı kodlu, lisansının bile ne olduğu bilinmeyen)uygulamalar çöplüğü içerisinde özgür yazılım serüvenleri küçülerek yok olmakta…

Bedavacı tüketmek veya zor şekilde üretmek. Tercih size kalmış.

11 YORUMLAR

  1. türkiye’de topluluk destekli bir özgür yazılım geliştirilemez. İster zemberek, ister basit bir text editörü ister koca bir dağıtım. altyapı yok. kafalar yetersiz!

  2. Merhaba Zeki,

    Bu kadar karamsar olmaya gerek yok bence. İşe birde şöyle bak en azından yüzyüze görüşmüş olacağız 🙂

    Şaka bir yana ben bu kadar karamsar değilim doğrusu. En azından olmak istemiyorum.

    Görüşmek üzere.

  3. “Günümüzde özgür yazılımın durumu” konusunu berraklaştırmak çok zor bir konu, bunun nedeni teknoloji üretiminin ve çeşitliliğinin hızının 90’lı yıllara nazaran çok artmış olmasının neden olduğu vizyon bulanıklığı diye düşünüyorum. Ayrıntılara indikçe pek çok neden de ortaya çıkıyor ayrıca. Yani tez konusu olacak kadar iyi bir konu aslında.

    Sermaye sahibi şirketler yıllarca süren pahalı ARGE süreçlerinden sonra teknolojiyi hazır vaziyette kullanıcıya sunuyor, özgür yazılım ise 90’lardan kalma “mevcut teknolojilere geliştirme yapma” modunda ilerlediği için güncellik sorunu var.

    Bununla birlikte Elma tarzı “donanıma özel yazılım” geliştirme fikrinin benimsendiği ve kapalı teknolojilerin tekel oluşturmak için birbirlerini kayırmaları vs. gibi konular da özgür teknolojilerin kullanıcılara mesafeli kalmasına neden oluyor.

    Kısacası bir sermayeye sırtını dayamayan özgür teknolojilerin geniş kullanıcı kitlelerine ulaşlması geçtiğimiz 10 yıla göre daha zor gibi.

    Pardus konusunda ise Necdet Bey’in günlük yazısına yorum yazmıştım.

    • @mdakin,

      Hocam, bu Zemberek konusu olması gereken yerden çok geride bir önem çizgisinde seyrediyor.

      Zemberek 3 ile ilgili çalışmaları ümitle takip etmekten başka elimden bir şey gelmiyor.

      Çok daha geniş bir zamanda, daha farklı ihtiyaçlarda çözümlerin üretilmesi için( ör. dilbilgisi denetimi, LibreOffice için dahili sunulabilecek java tabanı dışındaki denetim araçları, Language Tool, Ligtproof- http://libreoffice.hu/2011/12/08/grammar-checking-in-libreoffice/) umarım özgür yazılım insanları konuya sahip çıkar.

      Sizden de bilgilendirmeleri bekliyoruz 🙂

  4. Merhabalar;

    Pardus’tan yana umudum yok.

    Türkiye’de özgür yazılımın geleceğini düşünüyorsak Zemberek için çaba göstermeliyiz.

    İnsanlara özgür yazılımı tanıtmak için LibreOffice gibi platform bağımsız uygulamaların önemi çok büyük. Zemberek başta büyük bir adım attı. Ama çok kullanılan diğer Ofis yazılımı yabancı kökenli sözcüğün Türkçe’sini önerirken, kapsamlı bir yardımı kaliteli bir Türkçe ile sunarken biz böyle durmamalıyız.

    Devletin desteklemesi için çalışmalıyız. Olmazsa bir Zemberek Vakfı kuralım. Bağış kabul edilsin. Ne gerekiyorsa yapalım.

    Saygılarımla.

  5. sizler bu işin içinde olan kişilersiniz eğer siz bu kadar karamsar olursanız negatifliğiniz tüm çalıştayı etkiler bence her zaman olumlu düşünmek olumlu konuşmak sizin için ve pardus için önemlidir bence. pardus için devamlılığını sağlayacak çözüm yollarının bulunması gerekli böyle oldu bittiyle kapatılmamalı bence pardus projesi. Özgür bir Türkiye istiyorsak işte fırsat devlet büyükleri elinden gelen tüm desteği sağlasın ve pardus ilerlesin. windows tekelinden ve oyunlarından kurtulalım, rant kavgasına kurban etmeyelim MİLLİ PROJEMİZİ. pardus için en önemli yol reklam. daha Türkiye’de pardusun ne olduğunu bilmeyen insanlar var tv, billboard, inernet siteleri vs. buralarda sadece windows un reklamı olacağına pardusun reklamı olsa tanınsa destek olan sayısı artar bu artarsa desteklenmek zorunda kalındığı anlaşılır en azından. çalıştayda başarılar inşallah pardusun devamlılığını sağlayacak bir sonuç çıkar.

    • Maalesef olumlu düşünceler ile mevcut durumda elde edilecek tek şey hayal kırıklığı. Üzgünüm ama öyle, hayat tasarlandığı gibi değil, daha sert ve gerçekçi.

      Ayrıca, bu işi devam ettirmeye niyetli insanların niyeti yeterli gücü vermiyor. Yetenekli ve emek verebilecek kişiler lazım. Onlar olmadıktan sonra maalesef iyi dilekleriniz hiçbir zaman vücuda gelmeyecek.

      • Sizinde dediğiniz gibi eğer önem verilseydi Pardus bu konuma gelmezdi zaten. En baştan sağlanan destek artarak devam etseydi Türkiye’de öyle beyinler var ki…

        İnşallah olumlu bir sonuç çıkarırsınız çalıştaydan. Günlerdir bu çalıştaydan kaç kişiyi haberdar ettim bilmiyorum gerçekten önemli bir konu olduğunu görüyorum. Bu süreçte kişi sayısı az ama yinede biraz kişiye pardus kurdurttum. Tek temennim güzel bir sonuç çıkması ve Türkiye’de ki beyinlerin kullanılarak Pardus’un ilk etapta Türkiye’de windowsun yerini alması…

  6. Ben şahsen çalıştayın büyük oranda verimli ve faydalı geçtiğini düşünüyorum. Danışma kurulu düzgün çalışır, kararlar uygulanır, topluluk desteği devam ederse pardus daha güçlü bir zeminde yoluna devam ve hem Türkiye hem de Türkçe konuşan diğer insanlar kazanmaya devam edecek gibi gözüküyor.

    Malumunuz Pardus projesi ULAKBİM’e transfer edildi. ULAKBİM’in Başkanı olan Sayın Ahmet KAPLAN’ı daha önceden tanımıyordum, bu çalıştayda tanıdım. İki gün içerisindeki yaklaşımlarından tanıdığım kadarıyla, kendisi topluluğun görüşlerine çok önem veriyor. Ahmet KAPLAN’ın Pardus projesinin başına geçmiş olması bence proje için büyük bir şans.

    Çalıştay’ın sonuç bildirgesini [1] okursanız alınan kararların da ne kadar doğru olduğunu görürsünüz.

    Bundan sonra kurul kararlarıyla, Projenin geçmişteki durumuna göre çok daha iyi bir şekilde yönetileceğini düşünüyorum.

    Bizim, Türkiye’nin ve kamunun Pardus’a ve özgür yazılımlara ihtyacı var. Kamudaki pek çok kişi bu konunun farkında ve istekli. Fakat kamu’nun ar-ge dışındak işlerde risk alma toleransı çok düşüktür. Kamu şu anda özgür yazılımları yeterince tanımadığından, özgür yazılımlar ile ilgili geliştirme, eğitim ve destek gibi konularda her türlü desteğe ihtiyacı var. Bu nedenle bu alanlarda çözüm sunan bir eko-sistem oluşması gerekiyor. Yoksa sadece TÜBİTAK’ın çalışmaları ile kamu’nun tüm ihtiyacının karşılanması mümkün olmayacaktır. Çalışta da benim gördüğüm kadarıyla Ahmet KAPLAN da bunu sağlamaya çalışacak gibi görünüyor.

    Burada bir yumurta tavuk ilişkisi var aslında. Özel sektör bu alanda güçlü olmayınca kamuda güven ve dolayısıyla talep oluşmuyor. Kamu’da talep olmayınca da sektör güçlenemiyor…

    Açık kaynak kodlu ve özgür yazılımlar ile ilgili çalışan firmalara düşen ise, özellikle kamudan aldıkları projeleri başarısızlığa uğratmamaya çalışmak. Elde edilecek güven ile gelecekte alacakları projeleri düşünerek gerektiğinde zarar etmek bile göze alınabilir. Ancak başarızlığa uğrayacağı belli olan projeleri hiç alınmamalıdır.

    Aryıca sektördeki küçük çaplı (5-10-15 kişilik) firmaların büyük kamu projelerini (Örnek: Fatih) alabilmek için rekabeti bırakıp anlaşmalar yapması ve prensipte ortaklıklar kurması gerektiğini düşünüyorum.

    Almanya bunu ciddi bir biçimde başarmış durumda. CEBIT’e katıldığımda “Open Source Zone” diye ayrı bir bölüm olduğunu ve burada onlarca ticari firmanın açık kaynak alanında başarılı çalışmalar yaptığını gördüm. Benzeri hatta daha iyisi Türkiye’de de olabilir ve olmalıdır. Bunu daha hızlı bir şekilde başarmak için gerekiyorsa açık kaynak alanında çalışan uluslararası firmalarla da iş birliği yapılabilir.

    Bu durumda topluluk ve gönüllüler olarak bize (özellikle de bilgisayar mühendisliği öğrencilerine veya işin teknik boyutuna ilgi duyanlarımıza) düşen, açık kaynak kodlu ve özgür yazılımları iyi derecede kullanmanın ötesinde, KOBİ’lere veya daha büyük kurum ve kuruluşlara fayda sağlayacak, bu alanda çalışan firmalarda personel olarak çalışabilecek şekilde teknik konularda kendimizi yetiştirmek, TÜBİTAK’ın bu alanda başlatması muhtemel eğitim ve sertifika programlarına katılmak. TÜBİTAK başlatmaz ise bu alanda eğitim veren LPI (lpi.org) gibi kurumlardan sertifika almaya çalışmak olmalıdır.

    Başka bir deyişle özgür ve açık kaynak kodlu yazılım sektörüne iş gücü ve insan kaynağı oluşturmalıyız. Bunu başaramazsak, çocuklarımızın geleceğini tekelleşmiş yazılım firmalarına satmaya devam ederiz.

    [1] http://www.pardus.org.tr/pardusun-yarini-calistayi-sonuc-metni/

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here