Genel

Ana sayfa Genel Sayfa 2

Mont, sırt çantası ve saat üzerine bir sorun ve yöntem hikayesi

2
Keukenhof bahçelerinde laleler
Keukenhof bahçelerinde laleler

Çocukluğumdan beri saat takmayı pek sevemedim. Sadece saat değil vücudumda herhangi bir takı-aksesuar hatta dövme bile olsun istemedim. Üzerimde bu tür bir şeyler olmadığında kendimi daha özgür hissediyorum. Peki ya elbise derseniz, çocukken onu da pek sevmezmişim ya… Neyse bu da ayrı bir hikayeye kalsın…

Saat dedim, dağıtmadan saatle devam edelim… Ara ara saat takmaya heves etsem de uzun süreli bir alışkanlık olmadı. tam ikiyüzelli hafızalı ışıklı Casio databanklar son hevesimdi, olmadı…. Cep telefonları da çıktı ya, saat benim için tamamen bitmişti ta ki Necdet Hoca‘nın beni Pebble ile tanıştırmasına kadar… Akıllı, şık ve güzel bir saat… Yeniden saat takmaya başladım…

Tabi geçmişte saat takmadığım için saat takanlara has sorunlara da bir o kadar yabancı kalmışım efendim. Hele kış mevsiminde, mont giyip üzerine sırt çantasını hızlıca geçirdiğim o hızlı günlerde zamanın akışının benim için çok önemi yoktu. Her gün, her dakika, her saat ve saymaya tenezzül ettiğim her saniye varsın geçsindi, ne olacaktı ki sanki. Gençlik bonkörlüktür efendim, hele de zaman bonkörlüğü… Gençken zamandan bol ne var ki elde, geçsin şu zaman da bir an evvel toplumda yer edelim, birey olalım da o zaman bakarız zamana…

Özetle, bu yaşıma kadar kışın hiç saat takmamıştım, okuldan sonra da doğrusu sırt çantası taktığım nadirdir. Geçtiğimiz gün dizüstü bilgisayarı sırt çantasına koyup Pebble’ımı koluma takıp montumu da giyince bu yazının konusu olan sorun ile yüzleştim. Büyük ve ciddi bir sorun varmış gibi algılanmasın, öyle olsaydı zaten toplumun bir çok bireyi tarafından tecrübe edilir ve nasihatlerle bilindik bir olguya dönüşürdü ve ‘veya’sı yazının sonlarında anlaşılırdı… Ama yazma niyetim sorunun farkındalığını artırmak ve ona mahrum kaldığı meşhurluk ve ciddiyeti kazandırmak değil ebette, çözümü söyleyecek olsam da anlatacağım çözüm de değil…

Mont kapüşonlu, hafif de kabarık, sırt çantası standart, kolluk boşluğunun çapı da büyük değil hani… Her işimize siyasetin gölgesinde önce sağ diyerek başladığımız için sırt çantasının sağ kolluk askısından tuttuğum gibi geçiriverdim sağ omzuma, sonra ezberimden güvenle sol kolum geriye kıvrılıp kendi idaresindeki sol elim ile çantanın sol kolluğunu yakalayıp tek hamlede çantayı giymem için omuz hareketime işi bıraktı… Omzumu geri atıp kolayca çantayı sırtıma geçirmem için tek yapmam gereken sol bileğimi kolluğun içinden geçirmekti ama bu sefer bir sorun vardı; sol bileğimdeki saat… Biraz zorlama ile kollukların hemen kayacağını düşündüm ama montun bilek kısmı ve saat kolluğun oraya takılmasına sebep oluyordu. İlk önce çantayı sırta geçirmek için ilkokuldan beri yaptığım manevrayı yanlış yaptığımı düşündüm, tekrar denedim yine olmadı, biraz daha zorlayayım dedim, kayış kopacak gibi oldu. Biraz geometriden hafızamda kalanları kullanayım dedim, dirseğimin ters açısını azaltmak hem acı verdi hem beni daralttı Bir çanta giymek ne kadar zor olabilir ki… Çanta kollarının yeteri kadar büyük olmadığını, mont ile giymek için biraz daha gevşetmem gerektiğini düşündüm o sırada biraz daha geometrik eğilme bükülme ile çantayı sırtıma geçirdim… Sonunda yola koyulabilmiştim.

Yolda neden böyle bir sorun yaşadığımı düşündüm, yeteneksiz miydim acaba.. Basit beceri gerektiren bir işi neden zorlanarak, ve daralıp terleyerek üstelik saatin de kayışını az kalsın kopararak ancak başarabilmiştim… Kafamda yine genişlik hesabı, açılar ve sürtünme ile ilgili fizik ve geometri kırıntıları ile bunun kolayını düşünmeye devam ettim. Biraz düşündüm ve sıkıldım, sonra düşünürüm deyip bu konuyu düşünmeyi öteledim. Böyle bir durum karşısında başka türlü düşünmem düşünülemezdi bence…

Dönüş öncesi düşünmeyi ertelediğim bu sorunla tekrar yüzleştim, çocukken her çocuk gibi kazak-atlet-tişört çıkarmakta ve giymekte çok tercih edilen fakat ilkel bir yöntem olduğu için ebeveynler tarafından eleştirilen kopana kadar çekip uzatma yöntemini uygularken yaşadığım sıkıntılar ve sonrasında doğru yöntemle nasıl kolayca giyilip çıkarılabileceğini öğrenip rahatladığımı hatırladım. Bakış açımı değiştirip farklı açıdan bakınca mevcut duruma bir çözüm bulacağımı düşünüyordum. Ama nafile, faydası yoktu, sırt çantasının nasıl asortik bir giyilme yöntemi olabilirdi ki, acaba kollarımı çapraz yapıp mı geçirsem diye düşünürken sorun iyice anlamsızlaştı… Saniyeler içerisinde bunlar aklımdan geçerken ayaktaydım ve sırt çantama bakıyordum, çok fazla şey aklımdan çok kısa bir zaman içinde geçmişti, insan beyninin hızına hayret edip bir saniyenin içerisinde birkaç saniye kadar hissedilen bir süre duraksadım ve kendi kendime şunu sordum; Neden önce saatimin olduğu sol koluma çantayı geçirmedim ki…! İşte bu kadar basitti bu sorunun çözümü. Oysa ben nerelere gitmiştim…

İşte bu kısa hikayeyi bu uzatılmış satırlara kadar okuyabilen dostum, bu laf salatasıyla anlatmak istediğim karşılaştığımız sorunlar (veya pratikte problemler) karşısında takıldığımızda çözümün hep çok basit olduğunu ve belki sadece yaptıklarımızın sırasını -mantıklı olan sıra ile -değiştirmekle bile bu sorunların ortadan kaldırılabileceğidir. Bu kadar basit bir şeyi beceremem veya çözümü ilk anda göremediğim için beni aptallıkla suçlayabilirsiniz, büyük ihtimalle de aptalca bir konu olduğunu düşüneceksiniz.  Fakat onun şunu söylemek isterim ki yöntemcilik yaşantımızda çok kullandığımız bir sorun çözme şeklidir, her şeyle ilgili ‘onun yöntemi şu’ şeklinde bilgiçlik taslanılabilir. Yöntemini biliyorsanız protonları çarpıştırmak bile çok kolaydır, yöntemi çokça tecrübe ettiyseniz de becerilememesi aptalca gelebilir. Benimsediğiniz yöntemler işlese de çok mantıklı olmayabilir olabilir tıpkı montu giyip çantayı taktıktan sonra sonra saati kolumuza takmak gibi. Mantık ve sıra, sadece bu.

Tıpkı takıldığımda bakış açımı değiştirmem gibi bundan sonra da takıldığımda başlangıç noktasını değiştirmeyi daha sık deneyeceğim. İşte bu da uygulama yöntemine değil, sorun çözme yöntemine bir katkıdır. Bu hikaye de kendime not olsun.

Bu sıkıcı kış yazısını güzel bir bahar resmi ile bitirelim…

Keukenhof bahçelerinde laleler
Keukenhof bahçelerinde laleler – (Küçük resim – Resme tıklayarak 1920 x 1200 1.5 mb duvar kağıdı halini indirebilirsiniz.

Mutlu günler.

Neler yapıyorum – Aralık 2014

0
galata köprüsünde gün batımı
Gün yine batıyor ama siz bir önceki gün batışını ne zaman gördüğünüzü hatırlamıyorsunuz. Gün batımının güzel bir şey olduğunu hatırlıyorsunuz ama nafile, trafik ve önünüzdeki yolculuk ve de en kötüsü hafta boyu kapalı ofiste güneşi bile görmeyeceksiniz. Kabul edip devam ediyorsunuz

En son yazıyı yazmanın üzerinden tam iki ay geçmiş… Zaman nasıl geçiyor diye sormuyorum artık, zaman nasıl istediğimiz gibi geçmiyor veya zamanı nasıl etkili kullanamıyoruz sorularını sormaya çalışıyorum ama bildiğim yanıtları gerçek hayatta işler görmüyorum. Zamanın nasıl kontrolüm dışında ve verimsiz geçmesi sanıyorum uzun mesai saatleri, yorucu ulaşım süresi ve en çok da ruh hali ve enerji ile ilgili bir şey…

Hiçbir şeye zaman bulamayacak kadar bir yılgınlık ve tembellik içinde olabilmek bir tür ‘Oblomovluk’. Hep aynı döngü içerisinde aynı sonuca ulaşıyorum ve bunu uygulamıyorum. Ulaştığım yegane sonuç şu; ne kadar yoğun olan da araya bir şeyler sıkıştırmalısın. Şu da bitsin, şundan sonraya kalsın, bugün değil dedikçe ardı arkası kesilmeyen bir ötelemeler içinde yapılacaklar listesi şişip durmakt

Bu da Oblomovluğun bir başka göstergesi. Yoğunluk ve çoklu faaliyetler içerisinde insan kendini zorladıkça mutluluğu emeği ile koparıyormuş, yoksa hiçbir şeye kendiliğinden sıra gelmiyor…

Ne yaptım ne ettim diyecek olursam çok kayda değer bir şey yaptım sayılmaz… Bakalım

  • Epeyce film izledim… Adlarını şu an listeleyecek değilim, iyileri de vardı kötüleri de. Hep izledikten sonra bir satır da olsa fikrimi not edeyim diyorum olmuyor.
  • LibreOffice’in temel işlerine baktım, biraz çevirilere, çokça da Calc formüllerine ama en çok hata takip sisteminde vakit harcadım…
  • Eski bilgisayarım sağolsun 2008 yılından bu yana sapasağlam duruşunu bozmamıştı ama gücü artık yetmiyordu. Kendisine verdiği emekler için teşekkür ettim ve daha rahat hizmet verebileceği bir yere uğurladım.  Yerine yeni bir dizüstü bilgisayar aldım. Victor G451, canavar özelliklere sahip bir alet oyun bilgisayarı gibi ama kilosu hafif 2.5 kg, şimdilik hiçbir sorun yok. SSD ve full hd ekran müthiş bir olaymış gerçekten… Bir ara incelemesini yaparım umarım.
  • Kitap okumaya çalışma çalışmalarım devam etti, tablet ve cep telefonunda e-kitap okuyabiliyordum. Fakat gözlerimin bozuk olması ve artık ışığa iyice duyarlı bir hale gelmesi sebebiyle daha fazla zorlanmamak için bir Kindle Paperwhite aldım. İyi ki almışım ne güzel bir şeymiş. Müthiş… Çok da hızlı okumaya el veriyor. Basılı hali 650 sayfa olan kitabı iki hafta sürmedi yolda izde bitirdim. Yok ben illa basılı kitap okuyacağım diyenlerin tam tersi bir duruştayım. basılı kitabı pek sevememiştim… Keşke ben çocukken Kindle gibi e-kitap okuyucuları olsaymış… Bununla da ilgili kendimce bir yazı yazacağım diye not düşüp devam edeyim.
  • Oblomovluk dedim yukarıda, işte bitirdiğim kitap da Oblomov idi. Ne güzel bir kitaptı, bu yaşa kadar nasıl duymamışım, nasıl kimse bana bu kitabı okumam için tavsiye etmemiş, üzüldüm gerçekten. Müthiş bir kitaptı. Mutlaka okumalısınız. Hatta ergenlik çağına giren her çocucuğa mutlaka önerilmesi gereken bir kitap. Oblomov ve Oblomovluk biz doğu toplumları için gerçekten büyük bir ayna. Çok yazacak şey var ama şimdiye kadar okumadıysanız en iyisi gecikmeden okuyun bu kitabı.
  • Fazla fotoğraf çekmedim. Çoğu şey gibi onu da yapmak için bir şevk yoktu içimde.
  • İçkiyi azalttım ama daha sık hasta oldum
  • İş… İş işte… Profesyonel şekilde kapıdan dışarı kafadan dışarı yapmaya çalışıyorum.
  • Özetle birkaç gün öncesine kadar hobilerim ve boş zamanlarım için ilhamsız, isteksiz ve amaçsız bir ruh halindeydim. Şimdi daha kafamı toparlamış durumdayım. Sanıyorum hem Oblomov’un üzerimde bıraktığı etki hem de iki gün raporun vermiş olduğu kafa dinlenmesi etkili oldu.

Neyse yine 20 dakika planının dışına çıktım. Nedense uzunsa da kısaysa da yazmam hep 40 dakika sürüyor. Kırk dakika az değil, harcayamam diye yazmadığım zaman da boşa geçirdiğim bir 40 dakika kazanıyorum. Bu da böyle bir ikilem işte…

Bir fotoğrafla kapatalım. Teknik olarak başarılı değil, ama İstanbul’da yaşayan birçok insan için aynı ruh halini yansıttığını tahmin ediyorum.

galata köprüsünde gün batımı
Gün yine batıyor ama siz bir önceki gün batışını ne zaman gördüğünüzü hatırlamıyorsunuz. Gün batımının güzel bir şey olduğunu hatırlıyorsunuz ama nafile, trafik ve önünüzdeki yolculuk ve de en kötüsü hafta boyu kapalı ofiste güneşi bile birkaç kez farkedeceğiniz aklınıza gelince iyice tadı kaçıyor. Kabul edip devam ediyorsunuz…

Daha sık görüşmek üzere…

Mutlu günler.

Sevdiğim Android Uygulamaları

0

Android telefonlarımız çoğumuzun hayatında önemli bir yere sahip, bu telefonlara yüklediğimiz uygulamalar ise akıllı olduğu iddia edilen bu cihazlar üzerinde yapabileceğimiz şeyleri artırmakta. Güzel ve işe yarar uygulamaları bulmak doğrusu zaman almakta. Onca kullanıcı yorumu okumak – ki içlerinde yorumum görünsün diye 1 yıldız verdim diyen zeka küpleri de var- gerçekten zaman kaybı… Bir toplumun ortalama zeka seviyesini uygulama mağazalarında yazılan yorumlardan anlayabilir miyiz, bunu da ciddi ciddi düşünüyorum… Konumuza dönelim…



Sevdiğim Android uygulamalarım

Ne zamandır aklımda olan bu yazıyı yazmamın amacı da aslında bu zaman kaybının önüne geçebilmek. Herkesin ihtiyaç duyduğu temel Android uygulamalarını derlemeye çalıştım. Zaten başlıktan da anlayacağınız gibi bunlar benim sevdiğim uygulamalar.

Uygulama isimlerine tıklayarak uygulamanın Google Play sayfasına gidebilirsiniz.

Daha geniş yelpaze için bu uygulama sayfalarındaki benzer uygulamalar’dan siz kendi sörfünüzü yapabilirsiniz. Umarım işinize yarar, önerilerinizi/yorumlarınızı yazmanızdan memnuniyet duyarım, yeni uygulamalarla tanışmak benim için eğlenceli oluyor.

İnternet Tarayıcı

Andoroid sisteminin varsayılan tarayıcısını ve yine çoğu sistemde varsayılan gelen Chrome’u çok fazla kullanmıyorum. Firefox’u başarılı görsem de benim için tarayıcıda hız önemli olduğu için daha hafifi ve hızlı tarayıcıları tercih ediyorum.

Standart tarayıcı
+ Hızlı, hafif, açılma-kapanma süresi çok güzel. Görsellik ve gece modu iyi. Video özellikleri ekstradan güzel.
– Bazen tekrar açıldığında eski sayfalarda kalıyor.

Yüzen tarayıcı. Uygulamlar içinde bir bağlantıyı uygulama üzerinde yüzen bir pencerede açıyor. Bazı cihazların tarayıcısında bu özellik bulunuyor, benimkinde yok. Bu nedenle ihtiyaç anında kenarda dursun diye yükleyebilirsiniz.

Klavye

Varsayılan tarayıcı iyi ama yeterli değil. O nedenle çoğu kişi gibi ben de ek bir klavye arayışındaydım. Birkaç klavye denememden sonra Swiftkey’de karar kıldım

Paralı sürümü ücretsize dönüşünce bu tercihte bulundum, iyi, hızlı, Türkçe yerleşimi ve tema galerisi de fena değil, boyut ayarlanıyor ama çok detaylı bir ayarı yok. İstatistik sağlıyor. En önemli özelliği kelime tahmin etme, e-posta, blog(rss), sosyal ağlara vs erişim izni verirseniz sizin hangi kelimeleri çok kullandığınızı vs ölçüp daha isabetli tahminlerde bulunuyor. Kaydırarak(Swift) yazma ise yine güzel bir özellik ama ben basarak yazıyorum.

Uygulama başlatıcı (Launcher)- Arayüz – Ana Ekran

Samsung’un TouchWiz arayüzünü pek sevememiştim. Ayrıca telefonu yatay tutunca arayüzün manzara moduna geçmemesi beni sinir ediyordu. bu sayede Nova Launcher ile tanıştım. Hafif, güzel, çok fazla ayar sunarak kişiselleştirmeye olanak sağlıyor ve en önemlisi telefonunuz yatay konumdayken uygun bir arayüz kullanabiliyorsunuz.

Harita – Navigasyon

Google Maps harikaydı, şimdi biraz bozdu ama yine de en çok kullandığım uygulamalardan biri. Bunun yanında önerebileceklerim:

Navigasyonu çok iyi olmasa da iş görüyor, trafik yoğunluğu göstermesi çok ama çok güzel bir özellik kullanıcıların kaza vb bildirimlesi de işe yarıyor.

Trapster tam bir yol arkadaşı. Yol boyunca size nerede radar, hız kamerası, polis kontrol noktası, tehlikeli kavşak vs var bildiriyor. Kullanıcıların işlediği bir veritabanı var sanırım. Uzun yolda yanınızda muhakkak olsun. Bildirimleri vs isteğinize göre seçebiliyorsunuz, malum ülkemizin yolları her yer tehlikeli kavşak o nedenle bu bildirimi kapatın, kafa şişirebiliyor.

Aslında bir gezi uygulaması ama çevrimdışı haritası çok işe yarıyor, nerede ne var gezilip görülecek yerler, yeme içme vesaire bilgileri de alabildiğiniz güzel bir rehber olarak işe yarıyor.

Not Alma

Cep telefonunda not almak çok işe yarayan bir etkinlik. Not almak alışkanlığınız yoksa bu alışkanlığı kazanmanıza yardımcı olacak çok kolay ve güzel uygulamalar mevcut. Benim şu an için kullandığım iki temel uygulama var Google Keep ve Evernote.

ana uygulama olarak Evernote kullanıyorum. Çok güzel özellikleri var, Evernote’un özelliklerini keşfetmek de ayrı bir zevk veriyor.

+ Not alma ile ilgili her şey bu uygulamada var. Sesi yazıya dönüştürerek not alma, belgelerin fotoğrafını çekip bu belgede “arama” yapabiliyor olmasından tutun, not defterleri, webs ayfalarından kırpıntı almak ve web sayfalarını özgün hali ile alabilmek çok güzel özellikleri. Web alanı ve eşlemesi ile özellikle seyahatte web sayfalarına çevrimdışı erişebilmek için çok kullandığım bir uygulama. Ayrıca ana ekran için widget – zımbırtısı da güzel.
– Açılış süresi biraz daha hızlı olabilir. Belki de telefonumun eski olmasından dolayıdır…

+ Daha hızlı ve pratik not almak ve daha da önemlisi hatırlatmalar için için Google Keep kullanıyorum. Basit notlar için güzel, Hatırlatıcısı ve Yapılacaklar Listesi kolay ayarlanıyor.
– Notlar için ayrı not defterleri yok – ya da ben bulamadım-. Everote gibi daha karmaşık işlevler sunmuyor.
Bonus: İşyerinin filtresine takılmıyor 🙂

Ofis

Telefon ve tabletimde çok fazla ofis belgesi işim olmuyor. Polaris Office, Kingsoft Office, Office Pro ve Microsoft Office Mobile gibi bir çok ofis yazılımı Google Play’de mevcut. LibreOffice’in uygulaması da henüz çıkmadı, Şubat’a kavuşmuş oluruz diye umuyorum.

Ofis yazılımı olarak Google’ın sunduğu QuickOffice’i kullanıyorum. Google Drive ile entegre şekilde temel ihtiyaçlarımı sıkıntısız şekilde görüyor.

Ofis denince taşınabilir cihazlarda en çok işe yarayan uygulamalardan biri iyi bir PDF okuyucu… Ben Foxit PDF okuyucuyu kullanıyorum, hızı, görüntülemesi ve temel PDF işaretlemeleri iyi. PDF gazete ve belgeleri güzelce okuyabiliyorum.

Ofis belgelerinizin depolaması ile ilgili ise Google Drive ve OneDrive-SkyDrive (NSA skandalı) ve Dropbox (dün hacklendiğini de göz önünde bulunduralım) gibi uygulamalara güvenmek size kalmış. Daha güvenli bir bulut depolama için kendi sunucunuzda bir ownCloud kurup uygulaması ile işinizi görebilirsiniz.

Okuma

Cep telefonu ve tabletleri en çok okumak için kullanıyorum. Web haberleri, bloglar, e-kitaplar vs… Bu nedenle en çok önem verdiğim uygulamalar okuma uygulamaları.

Moon+ Reader bence en iyi e-kitap okuma uygulaması...
Moon+ Reader bence en iyi e-kitap okuma uygulaması…

E-Kitap devrimine hala kendinizi uzak hissetseniz de artık daha fazla direnmeyin. Neden e-kitabın normal kitaptan daha iyi olduğunu burada yazıp konuyu bulamaç etmeyelim…

E-Kitap iyi bir e-kitap okuyucusu olmadan keyif vermiyor. Ben arayışım sonucunda Moon+ Reader’de karar kıldım, hatta o kadar beğendim ki uygulamayı bizzat yeniden Türkçe’ye çevirdim.PDF okuma vb gibi ek özellikler sunan ücretli sürümü olan Moon+ Reader Pro‘yu alabilirsiniz. Bazen indirime de girmekte. Bunun yanı sıra ReadMill, Kindle, Kobo vb uygulamalar da mevcut ama hiçbiri Moon+ Reader gibi ipleri sizin elinize vermiyor, kişiselleştirme ve görsellik sizin zevkinize göre seçebileceğiniz geniş kontrollerle Moon+ Reader’da sunulmakta.

Pocket (Daha önceki adıyla Read it later) bir daha sonra okuma uygulaması, gördüğünüz ve bunu sonra okuyayım dediğiniz ve daha sonra unutup kaybettiğiniz onca güzel şey, bu uygulama sayesinde artık kaybolmayacak. Pocket daha sonra okumak için eklediğiniz web sayfalarını, okuma konforunu en üst seviyede tutmak için sayfayı ıvır-zıvır fazlalıklardan arındırarak net bir şekilde düzgün bir yazıtipi ile size sunuyor. Masaüstü bilgisayarınızdan da pocket sitesinden faydalanabiliyorsunuz.

Efsane Google Reader’ına ardından gelen ve tutunamayan Google Currents’tan sonra Google’ın bir sonraki okuma uygulaması Google Play Gazetelik adında sunulmakta. Ben seviyorum güzel doğrusu, onca kaliteli haber kaynağını katalog halinde size okunaklı bir biçimde sunmakta. Ayrıca siz de Google Reader’daki gibi RSS ekleyerek kendi kaynaklarınızı oluşturabilirsiniz. Görsel olarak başarılı. Deneyin bence.

Readability, adı üzerinde web sayfalarını okunaklı hale getirmek için yapılmış bir uygulama. İçerik dışındaki kısımları atıyor, içeriği düzgün bir yazıtipi ile yalınca sunuyorç Ayrıca tarayıcı uzantısı ile tarayıcıda gezerken tek düğme ile o karman çorman sayfayı net bir metne dönüştüryor. Pocket benzeri… Kolaylaştırıcı bir uygulama.

Çeşitli

Sistem temizliği ve görev öldürücü. Artık daha az uygulama kullanıp daha az sistem kaynağı tükettiğim için otomatik sonlandırmayı çok kullanmıyorum. Sistem temizliği için güzel.



Telefonda torrent olur mu, ne gerek var demeyin. İşe yarıyor 😉

  • Spotify – Bulut müzik servisi

Ücretsiz sürümünü kullansam da ücretli sürümünün de alınabileceği şahane bir müzik dinleme uygulaması, çok zengin bir müzik arşivi var, radyoları, listeleri benzer önerileri insanı güzel bir müzik yolculuğuna çıkarıyor.

Yabancı Dil Sınavı için bir kelime uygulaması, en çok çıkmış kelimelerden soru cevap testi yapıyor. Eski ama işe yarıyor.

LibreOffice Impress ile yaptığınız sunumunuzu uzaktan kontrol etmek için yapılmış bir uygulama. Sunum kumandasına gerek bırakmıyor. Detayları şuradan alabilirsiniz: http://wiki.libreoffice.org.tr/Impress_Uzaktan_Kumanda_(Android)

Neden ihtiyacımız olduğu malumunuz. Ben bu ikisini sevdim, Psiphon ücretsiz, Tunnel Bear ise süreli ve sınırlı ücretsiz.

Baldbooth ve Mixbooth ile fotoğrafları harmanlayarak eğlenceli vakit geçirebilirsiniz.
Baldbooth ve Mixbooth ile fotoğrafları harmanlayarak eğlenceli vakit geçirebilirsiniz.

Gerçekten çok eğlendiğim iki uygulama, fotoğrafları harmanlayarak eğlence çıkarıyorlar Mixbooth iki insanın yüzünü karıştırıyor, BaldBooth ise arkadaşlarınızın kel olunca nasıl görünceği konusunda size yardımcı oluyor. Bıyık ekleyen, yaşlandıran, şişmanlatan, çirkinleştiren benzer uygulamalar da var ama ben en çok bu ikisini seviyorum. Yeğenlerimi de çok eğlendiriyor 🙂

Instagram’daki efektleri seviyorsanız bu uygulama ile daha güzellerini yapabilirsiniz. Çok sayıda filtre ve ayar mevcut.

What’sApp kullanmayan kaldı mı bilmiyorum ama ek olarak sesli görüşme için Viber, daha da iyisi hem sesli hem görüntülü – ayrıca birden çok kişiyle aynı anda- görüşmek için Google Hangouts derim.

Çok kullanmaya fırsatım olmuyor ama güzel bir uygulama.

photosphere-create

Cihazınızın kamerası fotoküre (bilgi için bknz Photo Sphere) özelliğine sahip değilse bunu edinin. Müthiş bir özellik bence, bulunduğunuz ortamı 360 derecelik panaromalarla bir fotoküreye dönüştürüp fotoğraflara gerçeklik katıyorsunuz. Kendi sokak görünümünüzü de elde edebiliyorsunuz. Çok eğlenceli bir özellik. Ayrıca lens bulanıklığı vb özellikleri de var.

Nerelerdeyim, neler yapıyorum…

5

Son yazımı yazalı epey bir zaman geçti. Yazmadıkça yazmıyor insan… Devamlılık gerektiren her eylem gibi yazmak da zor kazanılan ve çabuk kaybedilen bir alışkanlık.  Tabi bir de başka bir faktör var o da zaman… Yorgunlukla mücadele edebiliyor insan ama zaman ile mücadele edip daha fazlasını kazanmak çok ama çok zor.

İşyerinde  son altı aydır çok yoğun bir dönem geçirmekteyim . Gündüz yoğunluğu nöbetini akşamın yorgunluğuna ve boşvermişliğine devretmekte, ben ise kendimi hoyratça bu dar boşluğa bırakmaktayım.

Hobiler, sosyal yaşam, planlar ve hayalcilik gibi boş zamanını harcadığım faaliyetlerim de çok iyi gitmiyor haliyle. Bu güçlükle en çok yer ayırdığı konu olan özgür yazılım ve son iki yıldır LibreOffice ile ilgili şeylere de bakamıyorum gibi gibi görünse de asgari oranda bakabiliyorum diyebilirim. Yeni bir şey katmasam da olanı muhafaza etmeye gayret ediyorum. Sadece ben değil, gördüğüm kadarıyla birçok arkadaş da benzer bir atalet içerisinde.

İşte bu çerçevede ne yaptık ne ettik dersek şöyle bir liste ile durumu özetlemeye çalışayım:

  • LibreOffice’in yeni sürümü olan 4.3 duyuruldu. Sürüm notlarına şuradan bakabilirsiniz.
  • Mazoşist ıstırabımızın keyifli aralarından biri olan çevirilerini yetiştirebildik. Arayüz %99.9 seviyesine ulaştı. Bu çevirilerde sevgili Ayhan Yalçınsoy ve her zamanki gibi yaşı ve verdiği emeği en büyük olan -bu kısımda utanmaz gerekiyor- sevgili Necdet Hocamız büyük çaba gösterdiler. Ben de elimden geleni yapmaya çalıştım ama çeviri zamanımın büyük kısmını yeni Microsoft Office Excel işlevleri ve Calc işlevlerinin çevirilerini yeknesaklaştırmaya harcadım. Bununla ilgili ayrıca bir tablo da yapmıştım. Onu da güncellemem gerekiyor.
  • Bu 4.3 sürümün notlarında da adım geçiyor çok şükür. KK(QA) çalışmaları çerçevesinde 5 adet hatayı çözüldü işaretledim bu sayede adım sürüm notlarına geçti. Yeni kayıtlar girdim. Şimdiye kadar toplamda 44 hata kaydı girmişim. Bu sürüm öncesi Türkçe yerlerini ilgilendiren bir tanesi var ki önemliydi, çözüldü(Teşekkürler Eike).
  • Küresel pazarlama listesinde LibreOffice 4.4 için bir öneri sundum: İşletmeler için daha iyi bir LibreOffice sürümü olsun dedim, işletmeler için çözülmesi iyi olacak hata kayıtlarına yoğunlaşmayı önerdim. Bu konuda uzun bir tartışma olmasına rağmen net bir çizgi çizilmiş değil fakat konferans gündemine alınması da benim için mutluluk verici.
  • TDF üyeliğimi yeniledim. Ülkemizden tek üye benim.
  • Zemberek çok eskidi, Linux sürümleri üzerinde performans sorununa ek olarak tam olarak nedenini bulamasam da güncel Ubuntu 14.04 üzerinde çalıştıramadım. Bazı paketlerde sorun var sanırım… Bu konuda biraz daha araştırma yapmak gerekiyor. Şayet diğer Linux dağıtımlarında da benzer sorun yaşanırsa TÜBİTAK’ın çalışmayan bir Zemberek ile nasıl bir ofis deneyimi sunacağını merak etmiyor değilim. Zemberek’i kaybedersek önce TÜBİTAK düşünsün!
  • Yine Zemebrek demişken, gözümüz yollarda Zemberek 3’ü bekliyoruz fakat gelişmesi ne yazık ki pek kolay olmuyor, sevgili Ahmet A. Akın’dan başka bu işe elini bulaştıran yok. Yine burada iş Zemberek’in hamisi TÜBİTAK’a düşüyor…
  • TÜBİTAK demişken Micheal Meeks LibreOffice 4.3’ün kaputunun altında neler olduğunu yazdığı yazısında, LibreOffice’e kod katkısı veren kuruluş ilişikli kişiler grafiği yayımladı. İdeal tabloda TÜBİTAK imzalı geliştirici veya “o yeni modelde” TÜBİTAK’ın hizmet aldığı Türk yazılım şirketleri olmalıydı…Hala yok, beklemiyoruz da…
Kuruluşa göre kod gönderim grafiği
Kuruluşa göre kod gönderim grafiği
  • Yukarıdaki grafikle ilgili şunu da söyleyeyim, Suudi Arabistan Kral Abdülaziz Bilim ve Teknoloji Şehri(KACST) dahi The Document Foundation Danışma Kurulu’na üye oldu da TÜBİTAK hala olmadı… Kod dahi gönderiyorlar… Arapça ve sağdan sola yazılan diller ile ilgili çok güzel gelişmeler bu sayede oldu
  • Foruma birkaç kişi hariç ilgi düşük, wiki Allah’a emanet…
  • Topluluk olma adına çok aşama kaydedemedik. Hiç yoktan iyi ama bağlarımızı güçlendirmek adına bir hafta sonu İstanbul’da bir toplantı yapalım diyorum. Detayı planı ile ilgili fikir alış verişi için e-posta listemize ilk fırsatta bir ileti göndereceğim.
  • Kod katkısı olarak sevgili Efe Gürkan Yalaman bu yıl da GSoC’a katıldı, Şablon Yöneticisini iyileştirecek ama sesi soluğu çıkmıyor pek…
  • Türkiye’de özgür yazılıma olan ilgi ve katkı çok iyi seyretmiyor, haliyle LibreOffice’e de pek ilgi yok… Onca yazı yazdık, kod katkısı verin, Andorid sürümüne geliştirici olun diye ama önemsiz işlere bulaşmayan kod okur yazarlarımızın dikkatini çekemedik maalesef.

Velhasıl-ı kelam, ölmesek de sürünmeye devam ediyoruz, bireysel yük ile 5-10 kişi çeşitli alanlarda dağınık zamanlarda katkı vermeye devam ediyoruz. Her alanda katkıcıya ihtiyacımız var. Bekleriz.

Mutlu günler.

PS: Bu yazıya tablette başladım, telefonda devam ettim ama fiziki klavyesiz olmuyor…

TBMM E-Dilekçe Portalı ve yurdum insanının halleri

2

Meclisimiz özünde halkın meclisi ama yönetim olarak temsili demkrasi ile gönderdiğimiz milletvekilleri tarafından işletilmekte…

Haliyle özü ile bağını sağlayan bir kaç araçtan biri Meclis bünyesinde kurulan Dilekçe Komisyonu. Bu komisyona yurttaşlar, talep, şikayet ve önerilerini yazılı olarak bildirmekte ve bu komisyon bu dilekçeleri değerlendirerek kamuoyu gündemini ve taleplerini meclisin faaliyetleri içine değerlendirilmek üzere meclise sunmakta.

Dilekçe Komisyonu, hem geleneksel olarak yazılı dilekçeleri almakta hem de e-dilekçe sistemi üzerinden dilekçeleri kabul etmekte. E-devlet sistemi üzerinden de TBMM e-Dilekçe modülü var, fakat aylardır çalışmayan bir modül olarak E-Devlet sisteminin genel randımansızlığına uygun davranmakta…

Benim de bir talebim olduğu için bugün TBMM Dilekçe Portalına (https://edilekce.tbmm.gov.tr) kayıt oldum. Buradan bireysel ve toplu dilekçe yazabiliyorsunuz. Güzel de bir hizmet var toplu imzaya açık dilekçeleri de imzalayabiliyorsunuz.

Talepleri az çok tahmin edebilirsiniz; iş talebi, af talebi, bedelli askerlik, tayin talepleri, katkı kredisi borçlarının silinmesi(hem de ailenin haberi olmadan)… Bunlar genel talepler, bunların dışında, kamu hizmetlerin eksikliği, şikayetler ve hizmet talepleri de diğer öne çıkan talepler… Bunun yanı sıra çaresizlik dolu talepler ve uçmuş talepler de mevcut.

Az çok uç nokta talepleri tahmin edebilirsiniz. Ben de tahmin edebildiğimi düşünüyordum ama şu talebi görünce ne kadar yanıldığımı anladım…

TBMM'ye RiotGames oyunu için verilen dilekçe
TBMM’ye RiotGames oyunu içinde hakaret işitilmesi üzerine verilen dilekçe

Okuduğumda çok güldüm doğrusu… Tek kelimeyle manyakça bir talep! Toplumun içinde bulunduğu ruh hali iki türlü aks ediyor; hem biçimsizce meclis içine hem de şuursuzca meclis dışına bir yansıma bu….

Neler var neler… Bence siz de hem eğlenip hem şaşırmak istiyorsanız TBMM Dilekçe Portalına üye olun ve menüden “İmzalayabileceğim Dillekçeler“e tıklayarak sörfe başlayın! Tabi makul talepleriniz varsa onları da dilekçe yazarak talep etmekten imtina etmeyin. Söz uçar yazı kalır…

Not: RabeaL06 isimli sihirdar hesabı sahibi, ayıp değil mi onca küfür etmişsin adama, terbiyesiz!

 

Modeminizin güvenliği: 18tdn, linkbucks.com sızması

0
Your password is incorrect
Your password is incorrect

Bilgisayarımızı ne kadar güvenli tutarsak tutalım, bir de işin internete çıktığımız modem-router kısmının olduğunu geçtiğimiz gün bir tecrübeyle öğrendim. Konuyla ilgili pek fazla Türkçe ileti olmadığı için yazmak istedim.

Malumunuz, TTNET yasadışı olarak olarak DNS’lerimiz zehirlediği için(DNS Spoofing)[1][2] kendi güvenliğimiz için TTNET DNS’leri ve zehirlediği Google DNS ve OpenDNS adreslerini kullanmamak gerekiyor. Ben de ücretsiz ve güvenli bir servis olan Comodo Secure DNS( 8.26.56.26 ve 8.20.247.20) numaralarını kullanmak istedim.

Sadece bilgisayar üzerrinden değil, evdeki ağa bağlanan tüm bilgisayarlar, cep telefonları ve misafirlerimizin de güvenliğini sağlamak için bunu modem üzerinden yapmayı daha uygun buldum.

Uzun zamandır girmediğim modem arayüzüme bir türlü erişemeyince, modemi resetleyip fabrika ayarlarına geri döndürdüm. Tabi fabrika ayarı olunca modem arayüzüne giriş kullanıcı adı ve parolam “admin- admin” olarak kabak gibi kaldı. Zaman yokluğundan değiştirmeyi ihmal ettim…

Ertesi gün baktığımda twitter üzerinde tıkladığım bağlantılar (t.co kısaltılmış bağlantıları kullanıyor twtter) beni önce 18tdn.com uzantılı bir bağlantıya (bomboş bir site ama Alexa’ya göre dünyadaki en çok ziyaret edilen 63 bininci site, ziyaretçileri gelişmekte olan Hindistan, Türkiye ve ortadoğu ülkelerinden geliyor. Trafik olarak ise ve bağlantı kısaltma servislerinden geliyor http://www.alexa.com/siteinfo/18tdn.com) bu sitenin ardından da hızlıca linkbucks.com reklamlarına yönlendiriyor. Sadece bir bilgisayar böyle değil evdeki tüm bilgisayarlar ve telefonlarda da aynı sorun ortaya çıkmıştı. Linux kullandığım için bir virüs veya benzeri bir zararlı yazılım olmayacağı ortadaydı tabi aynı anda hem telefonlara hem de bilgisayarlara bir zararlı yazılım bulaşmasına imkan da yoktu… Biraz araştırınca bunun router üzerinden yapılan bir sızma (router hijack sanırım) olduğunu öğrendim. Sazan gibi admin -admin kullanıcı adı ve şifresini bırakınca modemde, haliyle çok kolay şekilde routera erişip bir betik ile bu işi yapıyorlarmış…

Çözümü basit, modeminizi fabrika ayarlarına geri döndürün, güvenli bir kullanıcı adı ve parola belirleyin. Sorunu yaşadığınız tarayıcıların ön belleklerini silin ve bilgisayarınızı yeniden başlatın.

Modemde varsayılan kullanıcı adı ve parola kombinasyonlarını kullananların kulağına küpe olsun.

Your password is incorrect
Your password is incorrect

Ayrıca hızlı ve güvenli Comodo DNS’i de kullanmanızı öneririm.

İnternette tam anlamıyla bir güvenlik ve gizlilik istiyorsanız:
 https://www.kemgozleresis.org.tr/tr/ adresini mutlaka ziyaret edin. Bütün platformlar için gerekli bütün bilgiler orada var.

Kem Gözlere Şiş
Kem Gözlere Şiş

—————————————

1- http://haber.sol.org.tr/medya/internet-yasaklarinda-skandalin-yeni-adi-dns-spoofing-haberi-90202 

2- http://googleonlinesecurity.blogspot.com.tr/2014/03/googles-public-dns-intercepted-in-turkey.html (Google güvenlik ekibinin resmi açıklaması)

Freedomsponsors.org: Destek olun & Harçlık Kazanın

5

Özgür yazılımın gönüllü katkıcıların emekleriyle oluşturulduğunu elbette hepimiz biliyoruz. Yazılım gelişip büyüdükçe de sunucu, dernek, özel emek gerektiren işler vb çeşitli maliyetler de ortaya çıkıyor. Bu maliyetler de gönüllülerin bağışlarıyla veya özgür yazılım üzerine iş yapan şirketler veya bazı vakıf ve kamu kurumlarının desteğiyle karşılanmakta…

Linux çekirdeği veya LibreOffice gibi büyük özgür yazılım projelerinde bu maliyetler elbette çok daha büyük oluyor ve bunlar büyük sonsorların desteğiyle karşılanmakta. Örnek verirsek, Linux Vakıfı’nın devasa sponsorları şurada: http://www.linuxfoundation.org/about/members LibreOffice’in ise “büyük” sponsorları benzer bir şekilde “Danışma Kurulu -Advisory Board” altında görülebilir:
https://www.libreoffice.org/about-us/advisory-board/

LibreOffice Danışma Kurulu‘nda yer almak, bu şirketlere iş yaptıkları ekosistemin ihtiyaçlarına göre LibreOffice’in seyri ve gelişmesinde söz sahibi olma hakkı tanıyor. Elbette yıllık belli bir ücretle şirketler ve kurumlar bu kurula katılabiliyor. Kurulun ücretleri tam zamanlı geliştirici sağlama ve çalışan sayısına göre değişiyor. Detayları burada görebilirsiniz: https://wiki.documentfoundation.org/TDF/Advisory_Board

Kurulda dikkat çekmek istediğim King Abdulaziz City for Science and Technology (KACST). Bu kurumu Suudi Arabistan’ın TÜBİTAK’ı olarak kabaca tanımlayabiliriz. LibreOffice’in gelişmesine ve Arabistan’da kullanılımı üzerine epeyce iş yapıyorlar. LibreOffice’in Arapça sürümüne ve soldan-sağa yazılan dillere yönelik yazım desteği ve iyileştirmeleri bu kurum sayesinde oldu diyebiliriz. Bnkz:
http://blog.documentfoundation.org/2013/06/25/the-document-foundation-welcomes-a-new-member-of-the-advisory-board-king-abdulaziz-city-for-science-and-technology-kacst-of-saudi-arabia/

Ben TÜBİTAK’ın da LibreOffice Danışma Kurulu içierisinde yer alması gerektiğini düşünmekteyim. Kurumsal pazarı hedefleyen bir Linux dağıtımın iş modelinde temel teşkil eden bir bileşen olan LibreOffice’in gelişimi iş modelinin de sağlıklı ilerlemesi ve sorunları birincil elden çözülmesi gibi çok önemli faydalar sağlayan çok büyük bir avantaj. Ben TÜBİTAK yönetiminde olsam kesinlikle bu kurula TÜBİTAK’ı dahil ederdim… Yıllık ücretler çok görünmesin, gerçekten edilen tasarrufun yanında bu tutarlar para değil.

Kısa bir giriş yapmak istemiştim ama yine kaptırdık. Yukarıda yazdıklarım başka bir yazının ana konusu olsun ve konuya geri döneyim…

****

Yukarıda kabaca özgür yazılımın mali tarafını anlatmaya çalıştım. Gelin görün ki bir tepeden yönetim ve istihdam modeliyle de yapılamayan bazı şeyler var. Bunlar aslında özgür yazılımın ilerlemesinde yenilikçiliği temsil eden şeyler. Çoğunlukla iyileştirmeler ve yeni özellikler kullanıcılar tarafından talep edilmekte ve geliştiricilerin başının etini yiye yiye onların ilk uygun zamanlarında yapılmayı beklemekte…

Özellikle gönüllü geliştiricilerin sürekli boş zamanı olmadığı ve kendi istekleri dışında(veya bağlı olduğu organizasyonun iş listesi dışında) özgür yazılımda sürekli bir sorumluluğu olmadığının bir kez daha altını çizmek istiyorum. Tabi birçoğunun da ya öğrenci ya da serbest çalışan(freelancer) kişiler olduğunu da hatırlatayım…

Onlarca özelli isteği ve az bir iş gücü denklemindeki çözümsüzlük için işte tam burada Freedomsponsors.org devreye giriyor.

Freedomsponsors.org
Freedomsponsors.org

Freedomsponsors.org, özgür yazılımdaki genel bağış mantığından farklı olarak, iş ve çözüme yönelik bağış mantığını benimseyen, belirli bir iş, bir hata için gönlünden ne koparsa destek olarak geliştiricileri motive etmeyi amaçlayan ve sonuç olarak da özgür yazılımın gelişmesine katkı sağlamaya çalışan bir aracı site.

Çalışma mantığı çok basit, herhangi bir özgür yazılım projesindeki bir gelişme için – genellikle o yazılımın hata takip sistemine girilmiş bir hata kaydını temel alarak- bireylerin “şu işi halledin ben şu kadar lira benden, helali hoş olsun” diyerek vaad ettikleri bağışların söz konusu işin/hatanın çözülmesi üzerine hatayı çözen kişiye ödenmesi şeklinde…

Güzelliği ise, hem istek sahibinin gönlünden kopan küçük bir miktarla kişisel olarak beklentinin gerçekleşmesi, hem de hatayı çözen kişinin – büyük ihtimalle geçimini sağlamak için zorlanan bir kişi veya ailesinin yükünü hafifletmeye çalışan bir öğrenci oluyor bu- bu emeğinin karşılığında para kazanması.

Buradaki sponsorlu iş listesine baktığınızda genellikle ürünün normal gelişimine ek olan özellikler olduğu için işin doğasını bozmayan ve destekleyici bir yapı karşımıza çıkıyor.

Freedomsponsors.org ile ilgili daha önce bizim camiada pek yazılı bir şey görmemiştim. Google+ üzerinde sanıyorum Anıl Özbek ve Emir Yâsin Sarı‘nın konuyla ilgili girdileri vardı…

Ben de bugün bu işe dahil olayım dedim ve LibreOffice ile ilgili ilk sponsorluk kaydımı girdim. Söz konusu kayıt, LibreOffice’de değişiklikleri izlerken değişiklikleri kısmi kabul özelliğinin kazandırılmasıyla ilgili bir hata kaydım üzerinden yaptım. Bu özellikle editörler ve şirketlerde birlikte çalışan kişilerce ihtiyaç duyulan bir iyileştirme. Bu özelliğin kazandırılması için ben 20 USD’lik bir sponsorluk kaydı girdim:
http://freedomsponsors.org/core/issue/429/

LibreOffice ile ilgili mevcut kayıtları -başarılı olanlar- ve açık teklifleri şuradan görebilirsiniz: http://freedomsponsors.org/project/149/LibreOffice#/LibreOffice

Freedomsponsors.org adresinde sadece LibreOffice yok, Xorg’dan tutun, Linux çekirdeğine, Scribus’a kadar onlarca özgür yazılım projesi yer almakta.

Eğer sizin de istediğiniz bazı özellikler/çözülmesi için fazladan emeğe ihtiyaç olan hata kayıtları varsa, bu platformda sponsor olmanızı öneririm. sadece bireysel olarak değil, çalıştığınız şirketin ihtiyaçları için de buradan sponsor olabilirsiniz. Ki cömert sponsor kayıtları genellikle bu yazılımları iş modellerinde kullanan şirketler tarafından girilmiş.

Freedomsponsors.org sitesinin kullanımı çok basit, üye oluyorsunuz, para ödemek için bir PayPal hesabına ihtiyacınız var. Şayet bir kredi karınız varsa PayPal‘e üye olmak 5 dakika bile sürmüyor(ben de ilk kez üye oldum, kolaymış gerçekten). Ayrıca yeni elektronik para birimi Bitcoin ile de ödeme yapıp ödeme alabiliyorsunuz.

Freedomsponsors.org sitesindeki kayıtlı projeler şurada:
http://freedomsponsors.org/project/ Kayıt gireceğiniz proje bu listede yoksa hiç merak etmeyin dilediğiniz özgür yazılım projesini kolaylıkla kayıt edebiliyorsunuz.  Sitenin genel kullanımı çok kolay…

Sitede sponsorluk dışında, Kickstarter(topluluk fonlaması) özelliği de mevcut. Siteyi bu amaçla da kullanabilirsiniz. Site işleyiş maliyeti olarak sponsorluk ödemelerinden küçük bir komisyon almak dışında ek bir maliyet çıkarmıyor… Detayları siteden alabilirsiniz.

Çağrım iki taraflı, hem geliştirme isteyen kişiler ve şirketlere, hem de ek gelire ihtiyacı olan öğrencilere. Gelin bu platformda özgür yazılıma destek olun. Öğrenciler ve serbest çalışanlar siz de hem özgür yazılıma katkı verin, hem de  ek gelir kazanın!

Mutlu günler.

Konu dışı: LibreOffice’in resmi twitter hesabı açıldı, takip ediniz:
https://twitter.com/LibreOffice


LibreOffice Türkiye topluluğumuzun hesabını henüz takip etmediyseniz onu da takip ediniz:
https://twitter.com/LibreOfficeTurk

Neler Yap-a-mıyorum…

1

2013 senesinin son çeyreği benim için zaman yönetimi açısından çok verimsiz geçen bir dönem oldu. Son üç ayda doğrusu elle tutulur pek bir şey yapamadım, daha doğrusu neticelendiremedim.

Aslında durum şu ki, ahtapot gibi onlarca işin ucundan tutmuş durumdayım. Ama hepsini çekip çevirecek gücüm elbette yok. Biraz daha organize olabilmek adına yapılacaklar listeleriyle durumu toparlamaya çalıştım ama gidiş bu ya, bu sefer de listeler kabardı, yeni listeler vs. vs…

Tabi iş, doktora bir yandan bir yandan da insanın kendine zaman ayırması denklemin diğer tarafında ise hobim olan özgür yazılım -ağırlıklı olarak LibreOffice- beni epeyce yorgun kıldı.

Sırf LibreOffice için yapılacak listelerimi tamamlamak için en az 20-25 gün tam mesai uğraşabileceğim onca iş var. Diğer taraftan da ödev ve okulla ilgili olan kitaplar hariç bir kitap bitirebilmiş değilim. Bir yandan da Sezai’nin İlizarov Günlüğü’nü e-kitap haline dönüştürmesine yardımcı olmak için editörlük yapma işi var ki kaç aydır zaman ayıramadım…

Zaman gerçekten izafi bir kavram, yıllar geçtikçe daha hızlı akıyor gibi. Tam nerede duymuştum hatırlamıyorum ama yaklaşım şöyle bir sözdü “Hayatın ne kadar yoğunsa o kadar iş yapabilmişsin demektir.” Bu minvalde hep düşünüyorum, “zaman yok… zaman yok… az zaman bulayım öyle yaparım” diye işleri öteleye öteleye aslında birbirinden bağımsız ve kopuk onca boş zamanı değerlendirememişim… Oysa geriye dönüp baktığımda bağımsız ve kopuk zamanı çok heba ettiğimi daha iyi görebiliyorum.

Çalışan ve boş zamanı sınırlı olan insanların kesinlikle zamanını iyi planlaması gerekiyor. Yapmak istediğimiz işe ayıracağı zamanı iyi korumak, bilgisayar başındayken çer-çöp internet sörfü veya sosyal medya gibi feci şekilde hızlı zaman tüketen alışkanlıklardan kesinlikle uzak durmak gerekiyor. Bir de çalışmayı bölmemek…

Çok fazla birikmiş şey varsa geri dönüp toparlanmaya çalışmak ise ayrı bir ızdırap…

Tabi ki özellikle özgür yazılım konusunda hiçbir şekilde “bir şeyler yapmak” zorunda değilim. Her ne kadar insanlar katkıcıları katkı verme yükümlülüğündeki insanlar gibi görse de, böyle bir yükümlülük ve sorumluluk yok. Hatta bu algıyı yıkmak için hiçbir şey yapmamak nasıl olurdu düşünmüyor değilim…

Sanki ülkemizde özgür yazılıma katkı vermek birilerinin işiymiş gibi bir algı oluşmuş gibi. Nasılsa birileri yapıyor da bir başka algı. Yapılmalı, edilmeli diyen talepkar duruş sahipleri azalsa da şiarımızı tekrar etmeliyiz

Yapabilecek durumdaysan yapmalısın arkadaşım!

***

Son üç ayda sadece LibreOffice Türkiye’nin sair işleriyle uğraşmadım elbette. LibreOffice Küresel Pazarlama çalışmalarına zaman ayırdım, Kalite-Güvence/hata kayıtları, LibreOffice’in Twitter’da ve diğer sosyal ağlardaki tanıtım çalışmaları da haylice zamanımı aldı.

Çevirilere bu dönem çok vakit ayıramadım. Wiki‘ye sınırlı, belge yazmaya da keza aynı. Forum‘u yanıtsız bırakmamaya çalıştım, en azından bu konuda başarılı olduğumu söyleyebilirim. Kullanıcılarımızın sorunlarından birçok hata kaydı çıkardım ve bu kayıtlar LibreOffice’in gelişmesine fayda sağlayan hatalardı. Türkiye’de pazarlama adına bir faaliyet gösteremedik. LibreOffice Türkiye Twitter hesabından sınırlı bir iletişimle tanıtım faaliyeti yapmaya çalıştım ama maalesef zaman yetmedi. Şirketler ve Kurumsal kullanıcılara yönelik Önerilen Çözüm Ortağı gibi fikirlerimizi hayata geçirecek zaman olmadı. Fatih Projesi ve LibreOffice’in durumuyla ilgili 1 cm bile ilerleyemedik. Fatih zaten ne olduğu hakkında biraz fikrimiz olan fakat nasıl yürütüldüğüyle ilgili hiç bir fikrimiz olmayan adeta kapalı bir proje… Bu konuda gönüllü olacak ve bu işin sıkıca takipçisi olacak arkadaşlara ihtiyacımız var…

LibreOffice Türkiye Geliştirici ekibi de başarısız olduğumuz bir diğer nokta oldu. Çok beklentim olmadığı için fazla bir hayal kırıklığına uğramadım ama ilgisizlik gerçekten beni üzdü. Genç arkadaşların sahiplenmesi gerekirdi. LibreOffice’in içermeci yapısı ve EasyHack ile başlayan süreçleri yurt dışında çok iyi çalışıyor fakat maalesef biz Türkiye’de yine üretime katılamadık. Bu yıl tek tesellimiz Efe Gürkan Yalaman’ın GSoC’da “ExpertConfig” çalışmasını yapmış olması. Geçen yıl da Gökçen Eraslan Sayısal İmza desteğiyle GSoC’da yer almıştı.

Her ne kadar GSoC’da yer almak harika bir şey olsa da, kod katkıcısının devamlılığını göremedik. Zaten şu an ülkemizden de bildiğim başka tek satır kod yazıp LibreOffice’e göndermiş kimse yok. Bence bu çok utanılacak bir durum. Çok utanıyorum doğrusu. Daha fazla kaça bölünebilirim bilmiyorum ama bu konuda da bir şekilde çağrı yapmaya devam edeceğim.

LibreOffice’in çoğu “kağıt kesiği” olan onlarca EasyHack yeni geliştirici adaylarını beklemekte.

Başarısızlıkları sıralarken yazım denetimi, dilbilgisi denetimi ve eş anlamlılar sözlüğü gibi Türkçe ile ilgili hususlara hiç girmek istemiyorum. Sevgili Anıl‘ın Türkçe Eş Anlamlılar Sözlüğü konusundaki çabalarının  desteksiz kalması, dilbilgisine yönelik ne yeterli teknik elemanın ne de ilgilin olması beni çok üzmüştü. Tek sevindirici haber ise Zemberek’in yeni sürümüne yönelik umut ışığının olmasıydı Burdan tekrar sesleniyorum, kod katkısı verebilecek herkesi Zemberek Projesine katkı vermeye davet ediyorum.

Wiki ve belgelendirme konusunda da bu yılı başarılı geçmiş sayamıyorum. Bu konuda da tonla yapılacak iş var. Kalite kontrol vb gibi konularda sınırlı ve bireysel çabalarımız olsa da tatminkar işler çıkardığımız söylenemez.

Özetle, tam işleyen bir topluluk olamadık henüz. İlgi ve alaka yok denecek kadar az, çeviri ekibi hariç -ki burada da hızımız düştü- bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az kişi işleri idare etmeye çalışıyoruz. Hala doğru düzgün Makro ve Basic bilen birisini bulamamış olmamız üzücü.

Topluluk oluşturabilmek, işlerliğini devam ettirebilmek çok anlamadığım işler. Ben topluluk yöneticisi değilim, bir topluluk yöneticimiz de yok. İşlerin devam etmesi için harcadığım zaman yerine topluluğu geliştirmeye daha fazla zaman ayırsaydım diye düşünüyorum ama daha iyi olacağını zannetmiyorum. Jenerasyona bağlı kaybedilen şeyler var, yaklaşık 8 yıl önce başladığım özgür yazılım serüveninde bir üst jenerasyonun çalışkanlığına imrenirdim. Şimdi bu üst jenerasyon 40’lı yaşlarda ve çoğunun zamanı tükenmiş vaziyette, aşağıdan gelen bir jenerasyonu geçtim birey bile yok. Arafta kalmış zombi-katkıcı gibi hissetmiyor değilim. Ne kadar sürdürebileceğimi bilmiyorum ama yapmazsam yapacak kimse olmayacak, bu da üzerimde baskı kurmuyor değil. Keyiften zorunluluğa geçiş iğrenç bir duygu. Yalnız kalmak ise bir o kadar kötü. Proaktif arkadaşlara ihtiyacımız var…

Eskiden ne güzelmiş oysa…

Demeyeceğim!
Demeyeceğim!

Yapamadıklarımızı yazdım. Yaptıklarımız emin olun daha fazla. Ama bundan daha fazlasını şu halimizle yapamayız. Daha iyisi için katkıcı olun. Davetimiz gönüldendir.

Önemli belgelerle çalışırken belge kaybından korunmak ve belge kurtarmak

Belge kaybını, ofis yazılımı penceresinden baktığımızda; çalıştığınız belgelerinizin ofis yazılımınız tarafından açılamaması veya belgenizin sisteminiz tarafından bir şekilde yok edilmiş olması veya kullanıcı hatası ile yanlışlıkla silinmiş olması olarak tanımlayabiliriz.

Peşin olarak şunu söyleyebilirim ki, belge kaybının dini, milleti, rengi yoktur… Tüm insanlığı etkileyen acı verici bir kabustur.

Belge kaybı, ofis yazılımı, işletim sistemi özelinde bir sorun değildir. Her işletim sistemi ve ofis yazılımında belge kaybı sorunu bir şekilde yaşanmaktadır. İşletim sistemi ve ofis yazılımı ise belge kaybının tek değişkenleri değildir; ani kapanmalar, minik(!) donanımsal hatalar, elektrik şebekesindeki küçük bir gel-git ve diğer birçok etken de bilgisayarınızın işleyişinde anormalliğe yol açmakta ve verilerinizde bozulmaya sebebiyet vererek belge kaybına uğramanıza neden olmaktadır.

Kısaca, Keban Barajı’nın türbinlerinde kanat çırpan bir kelebek, sizin 6 aydır gece gündüz yazdığınız tezinizi, 3 yılınızı adadığınız kitap taslağınızı veya şirketinizin son 3 yıldır hesaplarını tuttuğununuz hesap tablonuzu yok edebilecek sizin özelinizde bir sayısal fırtınaya sebep olabilir…

Yine ofis yazılımı penceresinden bir yazı olacağını son kez hatırlatmakta fayda görerek devam edersem….

Belge kaybı Microsoft Office ve LibreOffice’de ve diğer ofis yazılımlarında da yaşanan bir sorun. Ben bugüne kadar LibreOffice ile şükür ki böyle bir sorun yaşamadım, fakat ne yazık ki işyerinde mecburi olarak kullandığım Microsoft Office ile bu tür sorunları yaşamaktayım. Elbette, LibreOffice’de bu sorunu yaşayan kullanıcılar var ve elimden geldiğince belge kurtarmada yardımcı olmaya çalışıyorum. Microsoft Office ile birlikte çalışanlar ve Microsoft Office dosya türü (doc(x), .xls(x) gibi uzantılar) biçimini kullananlar sorun yaşayan kişilerin başını çekiyor. Yazının ilerleyen bölümünde Micrsoft Office’in kapalı dosya biçimlerinin neden kullanılmaması gerektiğine ve neden ODF kullanılmasına de değineceğim.

Ee, şimdi böyle bir tehlike var ise, yazılım geliştiricileri hiçbir tedbir almıyor mu? Tabi ki bu her zaman hesap ediliyor ve genellikle birçoğumuzun pek sevmediği “Belge Kurtarma Sihirbazı” gibi araçlar ile yazılım belgeleri sizin için kurtaracak çözümler üretmeye çalışıyor. Tabi bu sihirbaz, çoğu zaman belgeleri istenildiği gibi kurtaramıyor veya başarısız oluyor… Bu sebeple de bu aracın kullanıcılar tarafından pek sevilmediği görülüyor…

Önemli olan sorunu yaşadıktan sonra ne yapacağınız değil, yaşamamak için alacağınız tedbirlerdir. Bu sebeple, LibreOffice ile ilgili aşağıdaki rehberi hazırlamaya lüzum gördüm.

LibreOffice ile önemli belgeler üzerinde çalışırken alabileceğiniz önlemler:

1- Otomatik kaydetme sıklığını artırın:

Otomatik kaydetme belirlenen zaman aralıklarda belgelerinizi otomatik olarak kaydetmeye yarar. Otomatik kaydetme sıklığı varsayılan olarak 15 dakikada olarak gelmektedir. Bu sıklığı 3 veya 5 dakikaya indirebilirsiniz veya dileğinize göre 1 dakikaya da indirebilirsiniz.

Otomatik kaydetme sıkılığı
Otomatik kaydetme sıkılığı

Otomatik kaydetme sıklığını Menü ->Araçlar ->Seçenekler -Yükle/Kaydet yoluyla değiştirebilirsiniz.

2- Her zaman yedek kopya oluşturun:

Yedek kopyalar(backups), belgelerinizin bir kopyasını güvenlik için .bak uzantısıyla kaydeder. Belgenizde bir sorun yaşadığınızda ki bu genellikle “Yanlışlıkla sildim eyvah” olur, yedek kopya ile belgenizi geri getirebilirsiniz.

Bu seçeneği: Menü ->Araçlar ->Seçenekler -Yükle/Kaydet yoluyla  etkinleştirebilirsiniz.

Oluşturulan yedek kopyaların tutulduğu yer sisteminize göre değişmektedir. LibreOffice’in yedeklerinizi nerede tuttuğunu Menü ->Araçlar ->LibreOffice -Yollar bölümünde “Yedekler satırında” görebilirsiniz.

Oluşturulan yedeği kullanmak istediğiniz zaman ise, yedek konumunu açın ve dosyadınız.bak isimli dosya sağ tıklayıp Birlikte Aç – LibreOffice seçeneği ile yedeğinizi açabilir veya dosya uzantısını dosyanın gerçek uzantısı ile değiştirip çift tıklama ile açabilirsiniz.

– https://help.libreoffice.org/Common/Saving_Documents_Automatically/tr

3- Bulut ile çalışın

LibreOffice ile tam olarak bir entegre edilmiş bir bulut servisi olmamasına rağmen, üç farklı şekilde bulut ile etkileşebilirsiniz.

a- LibreOffice ve Google Drive(Doğrudan – CMIS):
b- LibreOffice OpenOffice.org2GoogleDocs – export & import to Google Docs, Zoho, WebDAV Eklentisi- 
c- Dropbox, Yandex.Disk ve SkyDrive ve Google Drive gibi depolama hizmetleri

Benim buradaki tercihim c seçeneği. Kısaca bu seçeneği anlatacağım…

Bulut depolama hizmetlerinin bir özelliği olan yerel klasör eşlenmesi belge yedeklemek için harika bir yöntem.

Mantığı şöyle, başka yerden erişmek istediğiniz veya yedeklemek istedğiniz klasörleri bilgisayarınızdaki bulut hizmeti yazılımı ile seçerek eşlenmesini sağlıyorsunuz. Eşleme gerçek zamanlı oluyor, yani dosyayı kaydettiğinizde dosya değişiyor ve bulut yazılımı dosyanızı buluta yükleyerek eşlemiş oluyor. Bilgisayarınız bozulsa, çalınsa veya bir şekilde yerelinizden belgenize erişememniz durumunda belgenizin bir kopyası bulutta oluyor.

Bu yöntem ile sadece belgenizi değil geçici dosyaları ve yedek kopya(backup) dosyalarını da bulutla eşleyerek çalışabilirsiniz.

Bu yöntem için tabiki bu servislere üyelik ve internet bağlantısına ihtiyacınız var. Bağlantınız olmadığı takdirde eşleme gerçekleşmiyor, sisteminiz internete tekrar bağlandığında eşleme devam ediyor.

Bu servisler arasında bir öneri yapmam gerekirse, ODF biçimini tarayıcıdan görüntülemeyi destekleyen  ve eşleme için Linux istemcisi olan Yandex.Disk olacaktır. SkyDrive ODF biçimini çevrimiçi okuma yazma imkanı sunsa da Linux istemci yazılımı olmadığından tercih etmiyorum. UbuntuOne, Dropbox, ve Google Drive ise ODF biçimlerini görüntülememekte sadece dosya olarak saklamakta.

Bulut konusunda gizlilik ve güvenlik gibi kaygılarınız var ise -ki kaygılanmakta haklısınız Microsoft, Google… NSA, Prism vs…-, OwnCloud ile kendi özgür bulutunuzu oluşturup aynı eşleme işlemini yapabilirsiniz.

4- Sürümler ile çalışın

Sürümler benim bugüne kadar gerektiği kadar kullanmadığım fakat çok faydalı olduğunu düşündüğüm bir özellik.

Çalışma mantığı şöyle, belgenize ekleme veya değişiklik yaptığınızda eski halini de korumak istiyorsanız sürekli farklı kaydet yerine -ki neticesi şu isimli dosya kalabalıklarıdır- son1.odt, son2-son3..son-final…. son final kesin.odt) sürümleri kullanmak hem daha güvenli hem de dosya kalabalığında kaybolmazsınız. Her sürüm tek bir dosya içerisine kaydedilir ve bir ana belge içerisinde aynı belgenin birden çok sürümü saklanır. Hangi sürümü açmak istiyorsanız onu seçer ve açarsınız.

Sürümleri kullanmak çok basittir. Mevcut belgenizde bir değişiklik yaptıktan sonra kaydetmek istediğiniz zaman

Dosya-Sürümler yolunu izleyin açılan iletişim penceresinde “Yeni Sürüm Kaydet” düğmesine basın ve sürüm açıklaması girerek sürümünüzü kaydedin.

LibreOffice'de sürümler ile çalışmak
LibreOffice’de sürümler ile çalışmak*

Sürümleri kullanmanın bir diğer avantajı ise, belge içi bilgi kaybını engellemeyi sağlaması, yukarıda bahsettiğim tonla saçma dosya adı içerisindeki bilgilere olan hakimiyet kaybolmakta. Bunun da önüne geçmek için Sürümler iletişim penceresinde karşılaştırma özelliği bulunmakta.

Sürümler, LibreOffice’de sadece ODF dosya biçimi ile desteklenmektedir. Writer, Calc, Impress, Draw, Base, Formül ve HTML gibi bütün bileşenlerde desteklenir.

*-https://help.libreoffice.org/Common/Versions/tr

5- İsviçre Çakısı – Writer Tools eklentisi

Bu eklenti çok işlevsel ve birçok özelliği içerisinde barındıran adeta bir İsviçre  Çakısı işlevi görmekte. Yedeklemekle ilgili şu özellikleri sunuyor

– Eposta yedeklemesi
– Çoklu Biçimde Kaydet
– Uzak Yedekleme
– Amazon S3 yedekleme

Eklentiyi şu adresten indirebilirsiniz: http://extensions.openoffice.org/en/project/writers-tools

Burada Çoklu Biçimde Kaydetmek ilginizi çekebilir diye düşünüyorum, sadece bu işi yapan şu eklentiyi öneririm: http://forum.libreoffice.org.tr/viewtopic.php?f=12&t=474

———————-

Tedbirler böyleydi. Bu tedbirlerden biri veya birkaçını aldığınız takdirde büyük ihtimalle belge kaybı sorunu yaşamayacaksınız.  Şimdi de gelelim şayet böyle bir sorun yaşandığında yapılması gerekenlere.

Belge kaybı yaşanması durumunda öneriler.

1- Belge kaybınızın türü Belge Bozulması ise (Belgeniz açılırken ofis yazılımınız “Belge açılırken hata” veya “Belge açılamıyor” türü bir hata veriyor ise)

1.1. Belgenizin bir kopyasını bilgisayarınızda farklı bir dizine kaydedin.
1.2. Ofis yazılımınız belgelerinizin yedek kopyasını tutuyor ise yedeklerin tutulduğu dizine gidip yedek dosyasına ulaşmaya çalışın.

1.3 Yedek dosyasına ulaşamıyorsanız;

1.3.1 Dosya Türünüz Microsoft Office biçimleri(doc, xls, ppt vb) ise:
Yedek dosyası tutmuyor iseniz, ofis yazılımınızın geçici dosyaları tuttuğu (sisteminize göre tmp, temp, temporary diye adlandırılan) dizinleri bulun. LibreOffice’in varsayılan geçici dosya dizinini Menü ->Araçlar ->LibreOffice -Yollar altından öğrenebilirsiniz. Diğer bir ofis yazılımı kullanıyorsanız, ilgili yazılımın yardım merkezinden bu dizinleri öğrenebilirsiniz..

Geçici dosyalar, yazılımız o belge ile çalışırken kenarda tuttuğu dosyalardır, bu dosyalar genellikle yazılım kapandığında kaldırılır. Bazen ise sisteme göre tutulabilir. Burada bir veri kurtarma yazılımı(RecuvaTestDisk) ile geçici dosya dizinindeki silinmiş geçici dosyalar kurtarılabilir ve eski çalışan bir sürüm elde edilebilir. Bu yöntemle dosya kurtarılması biraz şans işi olssa da bunu başardığını iddaa eden kullanıcılar da mevcuttur.

1.3.2 Dosya Türünüz ODF(odt, ods, odp vb ise):

ODF biçimlerini kullandığınız için Gerçekten çok şanslısınız! Çünkü ODF açık bir standarttır ve dosyanın (teknik) yapısına erişme şansına sahipsiniz. Basitçe dosyanızı sıkıştırılmış bir dosya gibi düşünün… Oysa Microsoft Office’in dosya biçimleri kapalı standartta olduğundan, dosyanın içeriğine girme şansınız bulunmamakta ve bu türde kaydedilmiş ve bozulan dosyaları – hele bir kodlama ve biçem sorunu ise- içeriğine girerek kurtarma şansınız ortadan kalkmaktadır.

Açılmayan dosyanızın bir kopyasını alın
Bu kopyanın uzantısını .zip şeklinde değiştirin ve .zip uzantılı dosyayı bir dizine çıkartın.

Aşağıdaki resimde göreceğiniz üzere, ODF dosya türünün iç yapısını görebilmekteyiz. Belge içeriğiniz content.xml içerisinde tutulmakta, ve styles.xml içerisinde ise belge içindeki biçemleriniz tutulmakta.

ODF Dosya Yapısı - uzantı Zip olarak değiştirilip klasöre çıkartıldıktan sonra
ODF Dosya Yapısı – Uzantı zzip olarak değiştirilip klasöre çıkartıldıktan sonra içeriği gezebildirsiniz.

Hatalı dosyanızı açmaya çalıştığınızda verilen uyarı hatanın hangi bileşende olduğunu size gösterecektir. Biçemle ilgiliyse styles.xml içerisindeli hatalı XML etiketlerini ayıkladığınızda sorun hallolacaktır.  XML dilini bilmememiz normali bu sebeple yardımcı yazılımlar ile bu işi halledebilirsiniz. EMACS yazılımı hatalı XML etiketlerini işaretleyebiliyor diğer alternatifler ise Notepad+ http://notepad-plus-plus.org/ ve http://sourceforge.net/projects/npp-plu … L%20Tools/ önerilebilir*(http://forum.libreoffice.org.tr/viewtopic.php?f=6&t=202).

Diğer tercihiniz ise düz metin belgeleri ise, content.xml’in içeriğini basitçe kopyalayıp kurtarmak olabilir.

Bu yöntemle ODF biçimli dosyalarınızı çok büyük olasılıkla kurtaracaksınız.

2. Belge Kaybı türünüz silinme yokolma ise:

2.1 Ofis yazılımınız belgelerinizin yedek kopyasını tutuyor ise yedeklerin tutulduğu dizine gidip yedek dosyasına ulaşmaya çalışın.

2.2. Yedek dosyasına ulaşamıyorsanız;

2.3.1 Veri kurtarma yazılımları

Veri kurtarma yazılımları, sabit diskinizde silinen verileri geri kurtarmanıza yardımcı olur. Linux altında testdisk ve Windows altında Recuva ücretsiz veri kurtarma yazılımlarınıdır. Bu yazılımlardan yardım alarak silinen veya yok olan dosyalarınızı kurtarmayı deneyebilirsiniz.

2.3.2 Geçici dosyalar ve veri kurtarma
Yedek dosyası tutmuyorsanız, ofis yazılımınızın geçici dosyaları tuttuğu (sisteminize göre tmp, temp, temporary diye adlandırılan) dizinleri bulun. LibreOffice’in varsayılan geçici dosya dizinini Menü ->Araçlar ->LibreOffice -Yollar altından öğrenebilirsiniz. Diğer bir ofis yazılımı kullanıyorsanız, ilgili yazılımın yardım merkezinden bu dizinleri öğrenebilirsiniz..

Geçici dosyalar, yazılımız o belge ile çalışırken kenarda tuttuğu dosyalardır, bu dosyalar genellikle yazılım kapandığında kaldırılır. Bazen ise sisteme göre tutulabilir. Burada bir veri kurtarma yazılımı(Recuva-TestDisk) ile geçici dosya dizinindeki silinmiş geçici dosyalar kurtarılabilir ve eski çalışan bir sürüm elde edilebilir. Bu yöntemle dosya kurtarılması biraz şans işi olssa da bunu başardığını iddaa eden kullanıcılar da mevcuttur.

———————-

Epeyce uzun bir yazı oldu sanırım. Umarım işe yarar, ilk fırsatta yazılın “Belge” kısımlarını derleyip üslubu elden geçirerek LibreOffice Türkiye vikisine koymayı düşünüyorum: http://wiki.libreoffice.org.tr/Ana_sayfa

LibreOffice ve diğer özgür ofis yazılımları ile ilgili sorularınızı ve yaşadığınız sorunlar ile ilgili forumumuz(http://forum.libreoffice.org.tr) ve eposta listemiz(http://tr.libreoffice.org/get-help/) her daim hizmetinizdedir. Katkılarınızı da bekleriz.

Mutlu günler.

İyi Bayramlar!

0

Kampanya-2