Ekonomi Politik

Ana sayfa Ekonomi Politik
Ekonomi Politik

Yeni Kitabım Ölü İktisatçılardan Yeni Fikirler

1

Bir hediye… Özel bir hediye, çok çok özel birisinden, özel bir olay dolayısıyla bana alınan bir hediye.

Ölü İktisatçılardan Yeni Fikirler
Ölü İktisatçılardan Yeni Fikirler

Bu kıymetli hediye beni gerçekten çok mutlu etti 🙂 Teşekkürler B.B.

Kişisel önemini bir tarafa bırakırsak, bu kitaba kitapçıda ilk göz atığımda içeriği ve tanıtım yazısı ile çok olumlu bir ön izlenimim oldu. İçindekiler dizinine bakınca gerçekten güzel konulara değinilmiş.
Kitabın arkasındaki şu paragrafta ki “canlı ve zekice “ tanımları ile içindekiler indeksine bakarsak gerçekten tatmin edici bir kitaba benziyor.
Kitabı okudukça bölümler hakkındaki fikirlerimi yazmayı düşünüyorum.

Kitabın TBMM Kütüphanesindeki sayfasından içindekiler kısmının taranmış halidir
http://kutuphane.tbmm.gov.tr:8088/2006/200604028.pdf

“Bu kitapta, Todd G. Buchholz iktisadı şekillendiren büyük iktisatçıların
çalışmalarıyla iktisadın anahtar fikirlerine canlı ve zekice bir giriş yapmaktadır.
Standart iktisat ders kitaplarının odağı olan karmaşık şekiller ve biçimsel modeller yerine, Buchholz anlaşılır, matematiksel olmayan açıklamalar ve zamanımıza uygun
örnekler temin etmektedir. “

içindekiler
Önsöz /9
Gözden Geçirilmiş Baskıya Önsöz /13
Teşekkür /23

Bölüm I
Giriş: İktisatçının İçinde Bulunduğu Kötü Durum / 25
İktisadın Başlangıcı / 29
İktisatçıyı Gözardı Etmeli Miyiz? / 31
Notlar / 34

Bölüm II

Adam Smith’in İkinci Gelişi / 35
Filozof Olarak Smith / 39
Fizyokratlara ve Fransa’ya / 41
Milletlerin Zenginliği / 44
Piyasa Ekonomisi İş Başında / 47
İşbölümü / 50
Kasabalar ve Ülkeler Arasındaki İşbölümü / 54
Ortalama Bir İnsan İçin Tema / 58
Politikalar ve Uygulamalar / 60
İkinci Geliş / 67
Notlar/69

Bölüm III
Malthus: Nüfus Patlaması ve Kıyamet Habercisi / 71
Ütopya Balonunu Patlatış / 73
Korkutan Teori / 75
iyi Bir Falcı Mı?/82
Kıyamet Ertelendi Mi? / 85
Malthus ve Göçmenler / 92
Küresel Isınma: Malthus’un İntikamı Mı? / 95
Son Günleri / 97
Notlar/97

Bölüm IV
David Ricardo ve Serbest Ticaretin Gereksinimi /101
Hileli Ancak Muhteşem Bir Teori /104
Korumacılığa Karşı Verilen Mücadele /107
Gelecekteki Yol Ayrımı 113
Fazlalık ve Yöntem Konusunda Ricardo ve Malthus
Karşı Karşıya/121
Notlar/125

BölümV
John Stuart Mill’in Fırtınalı Beyni / 1 2 9
Jeremy Bentham: Haz, Elem ve Aritmetik /132
Düşünen Makine Arızalanır /136
Romantik Olarak Yeniden Doğuşu /137
Mill’in Yöntemi/140
Vergilendirme ve Eğitim /144
İleriye Bakış/150
Notlar/153

Bölüm VI
Kızgın Kahin Kari Marx’ı Çağırır/157
Gazeteci Olarak Genç Bir Adam /160
Materyalist Tarihçi /162
Sermaye ve Kapitalizmin Çöküşü /170
Marx’a Bakış/180
Notlar/191

Bölüm VII:
Alfred Marshall ve Marjinalist Zeka / 1 9 5
İlk Yıllar/198
Kademeli Yaklaşımı / 202
İktisadi Zaman-Kısa ve Uzun Dönem / 206
Marjinalist Tüketici / 212
Esnek Ekonomi / 216
Büyük Resim / 220
Notlar / 223

Bölüm VIII
Eski ve Yeni Kurumsalcılar / 227
Veblen ve Eski Kurumsalcılar / 228
Aylaklar Sınıfıyla Alay Edişi / 230
Mühendislerin Yaratma İstekleri / 234
Galbraith ve Reklamların Cazibesi / 238
Yeni Kurumsalcılar ve Hukuk İktisadı / 224
İhmal / 245
Mülkiyet / 247
Ceza/252
Şirket Finansmanı / 254
Notlar/257

Bölüm XI
Keynes: Bir Kurtarıcıya Göre İyi Yaşamasını Seven
Birisi / 261
Victoriyan Düşünceden Kaçış / 263
Savaş ve Tehlikeli Barış / 266
Büyük Buhran ve Klasik İktisadın Düşüşü / 268
Keynesyen Çözüm / 273
Geleceğe Bir Bakış / 283
Notlar / 285

Bölüm X
Keynes’e Karşı Parasalcı Mücadele / 287
Para Nedir?/288
Parasalcı Model ve Keynes Eleştirisi / 292
Milton Friedman ve Karşı Saldırı / 296
Zaferde Tevazuluk / 301
Paranın Dolanım Hızı Galipleri Kızdırır / 304
Bir Sentez ve Arz’a Bir Bakış / 306
Notlar / 308

Bölüm XI
Kamu Tercihi Okulu: İşletmecilik Olarak Politika / 311
Özel Çıkar Grupları Çelişkisi / 313
Regüle Edilen Regülatörleri Nasıl Kontrol Edebilir? / 317
Büyük Sözler, Şişkin Bütçeler ve Bürokrasiler / 319
Sosyal Güvenlik / 325
Kamu Tercihi Teorisini Neden Keynes Tahmin Etmedi? / 328
Keynes’in Hükümet Müdahaleleri İçin Tavsiyeleri / 329
Keynes Üzerindeki Kültürel ve Entelektüel Etkiler / 330
Politik Görünmez El / 336
Keynes İçin Karar / 340
Notlar/340

Bölüm XII
Rasyonel Beklentilerin Vahşi Dünyası / 343
Brokerler Da Dart Atışı / 345
İktisatçılar Wall Street’te / 349
Lucas Eleştirisi / 353
Ana Akım Karşılık Verir / 356
Notlar/ 362

Bölüm XIII
Karanlık Bulutlar, Gümüş Astarlar / 365
Notlar/376

Salt yazıdan çevrilmemiş,taranmış resimlerden oluşan pdflerden metin almak Pardus ile çok kolay, kpdf veya okular ile istediğimiz alanı seçiyoruz, çıkan seçenekte metin veya resim şeklinde panoya kopyalıyoruz işte bu kadar :)Yukarıdaki kısımları yaparken tek karakter hatası dahi olmadan tek seferde yapıştırdım.

Hızlı Tren ? Yüksek Hızlı Tren ?… Tren ?

0
Yüksek Hızlı tren
Yüksek Hızlı tren deneme sürüşünde

Yüksek Hızlı Tren ismi sizce ne kadar doğru ve altı dolu ? …. Küçüklüğümden beri özendiğim TGV benzeri hızlı trenlerin artık bizim ülkemizde de olmasıydı. Sürekli bu trenlerin haberlerini takip eder hevesle bulabildiğim birkaç kare resim veya televizyonda nadiren çıkan ilgili belgesellere bakardım…

Yıllar geçti trenler hız rekorları kırmaya başladı, buradan bakabileceğiz üzere demiryolu hız rekoru 574.8 km ile SNCF TGV POS trenine ait. Bu dudak uçuklatan hızın yanı sıra deneysel olarak yapılan yeni trenler ise bir o kadar heyecan verici gelmekte, Almanya’da ve Çin’de raylara temas etmeden giden tren üzerinde çalışmalar sürdürülmekte, manyetik alan ile itme sağlanıp ray sürtünmesi ve aşınması gibi sorunlara çözüm getirilmekte. Diğer taraftan Çin’de uzun mesafede hızlı tren seferleri yapılmakta. tıpkı dünyanın diğer gelişmiş ülkeleri gibi.
Böyle güzel gelişmeleri uzaktan da takip eden biri olarak günden güne hayal kırıklığı yaşamaktayım.  Hızlı trenimiz asla olmayacak çünkü…
Bu ülkenin en müsait coğrafyasında Ankara-Eskişehir hattı üzerinde ilk hızlı tren deneyimimizi yaşadık rakamlarla Bakalım :
  • Ankara Eskişehir Arası Hızlı Tren hattı Uzunluğu : 245 KM (197 Km’si yeni Yol)
    • Hızlı Tren yolculuğu Süresi : 1 saat 30 dakika
  • Ankara Eskişehir Arası Karayolu Mesafesi : 234 KM
    • Otobüs Yolculuğu Süresi : 3 saat
  • Ankara Eskişehir Arası Eski Tren hattı uzunluğu : 264 Km
    • Tren Yolculuğu Süresi : 3 saat 15 dakika

Hızlı tren aslında o kadar da hızlı değilmiş, ve bize ilk vaat edilen Eskişehir Ankara arası 1 saat olacak sözü ile pek de yakın değil. Ve üstüne üstük hattın 48 km si eski ! Birçok geçitte problem var ve birçok dava mahkemelerde !Ankara Eskişehir arası maliyet 720 milyon Euro (1,5 Milyar TL) ve ortada daha yapılmış bir istasyon bile yok  !( Mevcut Ankara garı ve Eskişehir garlarının hali malum…)
Geçen yıl  Hızlı Tren inşaatında bulunma ve yer alma fırsatım olmuştu, çok ucuza mal edildiği söylenen hat üzerinde müteahhitlerin taşörenleri neredeyse bedava(!) çalıştırılmıştı. Ayrıca raylar ile ilgili de çeşitli teknik/akademik kişilerin kaygıları bulunmakta.

Kabalama bakarsak, Hızlı Tren’in Eskişehir’in ardından hemen tamamlanması gereken Eskişehir-İstanbul hattında henüz hiçbir çalışma başlamadı ki çok zor bir etap. İstanbul sınırları içerisinde nasıl bir politika izleneceği ise doğrusu tahmini bile zor olan bir konu.  Konya hattı inşaat aşamasında, Sivas ve İzmir ise düşünülüyor.

Doğrusu temelde güzel ve kurgulanıyor ama uygulama kısmı pek oturmuyor. Elbette maddi imkanlar kısıtlı ama en azından altyapı ileride yapılacak yeniliklere ve daha hızlı  tren sistemlerine kolayca uygulanabilir şekilde yapılmış olsun.

Tren bugünkü gazetecilere özel seferde parkuru 1 saat 27 dakikada tamamladı, yani ortalama 164 km hızla seyir etmiş, azami olarak ise 253 km hıza ulaşmış. İlk denemeler öncesi 270 km hız hedefleniyordu, deneme sürüşlerinden sonra bu sürat 250 km hıza çekildi burada da tren hattının projeye uygunluğu ve kalitesi hakkında kuşkular uyanmakta, istenildiği gibi çıkmadığına göre yer tesliminden sonra denetimi tekrar gözden geçirmek lazım.

Yapılanlara kesinlikle karşı değilim destekliyorum ama dileğim projenin şimdiki halinden daha da iyi bir hale gelmesi. Bunca yıldır çile çektik daha iyisi hakkımız, bunu unutmayalım.

Pahalı Portakal, Ucuz Portakal?

2

Portakal yerken aklıma şu soru geldi;

-Pahalı portakal yemek mi daha emekçi-ırgat dostu yoksa ucuz portakal yemek mi?

Ne açıdan bakıldığına göre değişir, ama sanırım pahalı portakal yemek daha iyi. Nedeniyse şöyle;

Diğer şartların sabit olduğunu düşünelim. İki portakal çiftliği var, toprak yapısı çok büyük oranda birbirine benziyor, ağaçlar da aşağı yukarı aynı türdendir. Geriye üretim faktörlerinden bakım ve işçilik kalıyor.

-Toprağa iyi bakmak, ağaçlara iyi bakmak, hasatı hızlı yapmak vb gibi işgücü gerektiren unsurlar.

Bu emek gerektiren unsurların yeteri kadar yapılması demek maliyet demek. Daha iyi portakal üretebilmek için daha fazla emek gerek, bir çiftlik sözkonusuysa, bu bir kişinin emeği değil, toplu bir işgücü demek, yani istihdam.

İstihdam demek maliyet demek, maliyeti düşürmenin iki yolu var, ya ağaçlar daha çok portakal üretecek ya da işgücü maliyetini kısacaksınız. Daha çok üretim ancak daha fazla bakım ile mümkün olabilir, ağaçların da belli bir üretim kapasitesi olduğuna göre bakımın verimliliği artırması da bir yere kadar. Bu durumda devreye ancak hormon vb hileler girebilir… İkinci seçenek olan işgücünü azaltma yöntemindeyse, toprak bakımsızlaşır, ağaçlar bakımsızlaşır ve doğal kapasitesinin üzerinde bir ürün vermez, verdiği ürün de bakımlı ağaç kadar olamaz. Bu durumda çiftlik sahibi kar eder, bu portakalın kilosu iyi portakal kadar pahalı olmadığından daha düşük maliyetle yaklaşık aynı karda daha çok satacağından toplam gelir de daha fazla olacaktır.

Peki, bu ucuz portakalı kim alacak? Sizin benim gibi ekonomik yaşamaya çalışan insanlar. Biz portakalın kilosundan 2 lira tasarruf ederken, bu ucuz portakalı satan çiftçiyse, bu artan geliriyle yeni bir çiftlik alacak, bu çiftliğe de fazla bakmayacak ve yine aynı standarttaki portakalı daha ucuza daha çok satacak, ve yine bir çiftlik alacak… Böyle büyüyüp gidecek ve hep daha az işçi çalıştırarak rakiplerine göre daha fazla kazanç elde edecek. Tabi biraz daha vahşileşince elinde bulunan istihdam gücüyle işçilere de daha az ücret verecek ve daha da büyüyecek.

Yani fakirin sofrasına (kalitesiz)portakal sunan (fakir babası!) çiftlik sahibinin geliri arttıkça artacak…

Diğer tarafta da aslında zengine üretim yaptığını sandığımız iyi portakal üreten çiftçiyse, daha iyi portakal üretmek için daha fazla istihtamda bulunacak, daha fazla işçi iş sahibi olacak, işçi başına verimi artırmak içinse bu işçileri eğitecek uzun dönemde de işte tutarak uzmanlaşmayı artıracak, daha iyi çalışmaları için ücretlerini tatminkar seviyeye çıkaracak. Daha fazla kişi, daha iyi ekmek yiyecek.

Özetle, fakirseniz, fakirlere hitaben ürünler almanız aslında fakirlik ve işsizlik zincirini beslemeye neden olabilir. Mesela ucuz olduğu için Çin malı ürünleri tercih etmemiz gibi daha geniş bir perspektifte bakarsak, artıları ve eksileri daha iyi görebiliriz.

Tabi bu bir bakış açısı, bazı şeyler sabitken(ceteris paribus). Ama hayat çok daha dinamik.

Geçmişe Dönüş…

0

Rus askeri tatbikatı

Soğuk savaş her an patlak verebilir diye düşünürken ve taslak bir yazı yazmışken yayınlamakta geç kalmam üzerine sıfırdan yazmak durumundayım :
Rusya Federasyonu ve Batılı Devletler arasında “Soğuk Savaş” resmen başlamıştır.

Bu soğuk savaş, SSCB-ABD arasındaki soğuk savaştan farklı temellere dayanmakta ve hamleler dengeden öteye meydan okumaya yönelik durumdadır.

Geçmişe dönüp baktığımızda klişe iki kutuplu dünya, üçüncü dünya sınıflandırmasının kaynağı olan dünyaya fikri ve ekonomik hâkim olma mücadelesi kağıt üzerindeki soğuk savaş nedeni durumunda. Komünizm ve Kapitalizm, gücün dünya üzerinde hakimiyet kurması için gücün ihtiyaç duyduğu modeller olarak kağıt üzerinde fikri taraflar olarak yer almıştır. Tabi ki bu soğuk savaş sırasında uygulanan politikanın çıkarına uygun roldür, bu düşünce sistemlerinin temeli ve nihai amaçlarından bahsetmiyorum.

Dünya üzerindeki hakimiyet mücadelesini sona erdiren SSCB’nin dağılması ve Irak’ın işgalinde kesin olarak ispatlanan dünya üzerindeki Amerikan hakimiyeti, yine yeni dünya düzeninde enerjiye aç bir tüketim canavarı olarak yeni “Nemesis*”i Rusya Federasyonunu yarattı.

Öncelikle şunu kavramak gerekiyor. Bu yeni savaşta tarafların en azından Rusya’nın dünyaya hakimiyet isteği bir neden değil, bu soğuk savaşta Rusya’nın başlangıç noktası:  Rusya ve çıkarları…  Bu sefer Rusya’nın düşmanı ABD ve güdümündeki NATO değil; Rusya’nın çıkarları karşısında olan herkes !

Geniş bir coğrafyaya yayılan bu çıkar alanı, küresel enerji ve doğal kaynaklar pazarı ile bütün dünya ekonomisini de içine almakta. Spekülatif durumlarda fiyatı artan petrol ve türevleri gergin zamanlarda artmaya devam edecek ve Rusya daha da zengin olacaktır, bu zenginliği gerginliği yani yeni Soğuk Savaşı devam ettirmek için askeri harcamalarda kullanıp tam anlamıyla silahlanma, “Gear Up” denilen Askeri Vitesi büyüterek bölgesel çıkarları için korkutucu askeri gücünü kullanacaktır. Bu güç kullanma yeni gerilim,yeni gelir ve yeni güç döngüsünde Rusya’yı daha ileriye taşıyacaktır.

Şu anda Amerikan veya NATO müdahalesi kadar uzak olan tek bir şey görünüyor “Uzlaşma”.  Çarlık rejimi türevi kukla,kuklacı idaresinde ekonomik gücü devlet tarafından yönlendirilen ülke patronu zenginlerin elinde kurulu bu düzen gücünü bir ideolojiden değil kapitalizmin temeli olan paradan almakta. Teknik olarak Rusya’ya ekonomik bir yaptırım mümkün görünmüyor, sonuçları dünya pazarını yerle bir edebilecek kadar kötü böyle bir yaptırım tehdidi ise Türkiye’yi ekonomik bir krize sokacak kadar keskin olabilir.Ekonomik pokerde Rusya’nın eli gerçekten çok güçlü.

Askeri olarak 90’ların başında batan geminin mallarını olan askeri mühimmat ve ağır silahların (tank,top vs)

ton usulü Rus  komutanlar tarafından gizlice satıldığı, geride kalanların fiziki ömürlerini doldurduğu ve hatta kullanılabilir olan silahların eski nesil olduğunu bilen dünya Rusya’yı zayıf görmekte haklı idi. S.T.A.R.T anlaşması ve nükleer silahsızlanma dünyayı kıyamet senaryolarından uzaklaştırırken,en azından öyle görülürken Amerika’nın “Füze Kalkanı” projesi bir gökyüzü ittifakı olmak yerine nükleer kıyamet tehdidinin tetikleyicisi oldu.Eski depolar açıldı ve ardından Rusya kendi kaynakları ile zorlanmadan benzer bir sistem geliştirdi. Hali hazırda binlerce füzeye sahip olan Rusya, bu yeni zenginliğiyle elde ettiği askeri güç ile Gürcistan’a karşı yaptığı saldırıda kara ordusunun da modern şartlara uygun olduğunu hızlı ve acımasızca gösterdi. Rusya kasti olarak aşırı güç kullanarak, savaş alanı dışındaki saldırıları ile, tarihte dedelerimin yaşadığı Rus askeri vahşetini tipik Rus intikamı olarak dünyaya ve diğer eski Sovyet Cumhuriyetlerini iftiharla göstermiş bulundu.

Amerika’nın güçlü Gürcistan projesi, Rus tahriklerine kapılarak suya düşmüş ve bölgedeki Gürcü varlığı temelinden sarsılmış durumda bulunuyor.

Enteresan durum ise : Dünyayı yakıp yıkan G.Bush ve ekibinin Soğuk Savaş tecrübelerinin olmayışı ve aciz durumda olayları izlemeleridir. Azrail ile karşılaştırılan Rice,  I.Soğuk savaşın ardından geçen dönemdeki rafa kalkmış doktrinler ve siyasi hamlelerden habersiz ve duruma olabildiğince uzak kalmıştır. Dünyanın en güçlü hava kuvvetine sahip bir ülke, Gürcistan’a desteğini bugünlerde 2-3 gemiyi boğazlardan Ali Cengiz oyunları ile geçirmek yerine Rus saldırısının ilk günü Tiflis havaalanına dev kargo uçaklarını indirerek gösterebilirdi. Bu veya bunun gibi basit yöntemlerle en azından Rusya şimdiki kadar cesurca hareket edemezdi.

Şu anda herkesin gördüğü, Afganistan ve Irak’la oynayan insanların korktuğu, dünyaya mutlak güç olarak propaganda yapılmasında bu ülkelerin korkaklara malzeme olduğudur. Demek ki süper güç, dişini geçirebildiğine süper güç olmak durumundaymış.

Askeri ve ekonomik olarak masaya yatırdığımızda Amerika’nın mutlak üstünlüğü bulunmakta ve bu tartışılmayacak kadar açık. Fakat eli güçlü olan taraf ise Rusya.

Rusya ve çıkarları karşısında olanların arasındaki bu yeni “Soğuk Savaşın” kısa ve orta dönemdeki galibi bugünden Rusya’dır.

Amerikanın korkusunu belli etmesi ile Rusya cesaret toplamış ve gözünü bölgesindeki eski uydularına dikmiştir, sıradaki eski Sovyet Cumhuriyetleri fiziki olarak olmasa da görünmez olarak Rusya güdümüne girmeye zorlanmaya başlanacaktır. Bu görülür bir gerçek ve sıradaki büyük gerilimin adresi ise: Ukrayna’dır. Eski cumhuriyetlerden Rusya’ya karşı olan en güçlüsü olan Ukrayna, askeri olarak daha güçlü ve yüzünü batıya dönmüş durumdadır. Bu tehlike üzerine de zaten NATO’YA acil üyelik talebini yinelemiştir. Rusya’nın Sivastopol limanını kullanım hakkı su üzerinde görülen gerilim sebebi iken geçmişten gelen güdümden çıkma arzusu esas nedendir. Kötü senaryoda I.Dünya savaşında boğaza sığınan Alman gemilerinin bombaladığı Sivastopol, tekrar bu sefer NATO gemilerince bombalanıp yeni dünya savaşını çıkarması olabilir. Bu olmayacak bir durum değildir, gerilimin kaynağı olan yerde Rusya’ya verilecek en sert askeri yanıt, bir haddini bildirme olarak masaya yatırılan onlarca senaryodan biri olabilir.

Senaryolara fazla inmeden özetlersek, bu bir soğuk savaştır ve bütün dünyanın gözü önünde hamleler yapılmaya başlanmıştır. Umarım daha kötüye gitmez ve barış ortamı yeniden sağlanır. Kafamdaki soru ise bu küresel ekonomik durgunlukta böyle bir Soğuk Savaş ortamı acaba taraflara müşterek bir çıkar mı sağlamakta?

*Nemesis: Can Düşmanı, daimi en büyük düşman.2- http://tr.wikipedia.org/wiki/Nemesis

Kuzey Kutbu Kimin ?

1
Kuzey Kutbu
Kuzey Kutbu

Bugüne kadar faydasız görüldüğü ve aynı zamanda da doğal koşullara dayanabilmenin o zamanki şartlarla neredeyse imkansız olduğu için Kuzey Kutbu herhangi bir devlet tarafından sahiplenilmedi, istila edilmedi veya paylaşılmadı.

Kuzey Kutbu dev bir buz tabakasından oluşmakta ve hiç kara bulundurmamakta, ve bu sebeple üzerinde bir istasyon yapmak imkansız görünmekte.

Bu kalın buz tabakasının küresel ısınma yüzünden erimesi ve önümüzdeki süreçte de erimeye devam edecek olması dikkatleri buzun altında yatan, daha doğrusu yatması muhtemel olan kaynaklara çekmekte. Birtakım varsayımlara göre dünyanın petrol ve doğalgaz rezervlerinin dörtte biri bu buzun altında yatmaktaymış. Tabi diğer doğal zenginliklerin de bolca bulunması muhtemel.

Kuzey kutbunun Dibine Bayrak Dikilirken
Kuzey Kutbunun Dibine Bayrak Dikilirken

Konunun bu şekilde ekonomik ve stratejik önem kazanmaya başlaması ile tartışmalar da başladı. Bu tartışmaların sonucunda Rusya konuyu ileriye götürerek 2 Ağustos 2007 tarihinde 4631 metre derinliğe bayrağını dikerek ciddi bir adım atmış oldu. Öyle ki bu paslanmaz titanyum bayrak ile Rusya Kuzey Kutbunda hak iddia etmiş ve bu iddiasının da kalıcı olduğunu göstermişti. Karşılık olarak da bir diğer hak iddia eden devlet olan ABD bir denizaltısı ile buz tabakasını kırıp yüzeye çıkmıştı.Kuzey Kutbunda hak iddaa eden devletler yalnızca Amerika ile Rusya değil tam olarak altı ülke Kuzey Kutbunda hak iddia etmektedir : Rusya, ABD, Kanada, Norveç, İsveç, Danimarka. Bu ülkeler şu anda birleşmiş milletlerin tanıdığı 200 deniz mili (370km) çevresinde Ekonomik Etki alanı hakkına sahip bulunmakta. Uluslararası yasaya göre bu devletler her on yılda bir bu etki alanının genişlemesi için başvurma hakkına sahip bulunmaktalar ; Norveç 1996 ,Rusya 1997,Kanada 2003,Danimarka ise 2004 yılında bu başvurularını yapmış bulunmakta. Ve hepsinin bu hareketle nihai amacı kesin sınırlara sahip bölgeleri topraklarına katmak, ve bu bölgelerin zenginliklerinden faydalanmak.

Geçen gün Avrupa Birliğinin Kuzey kutbu ile İlgili bir stratejik belge yayımlaması ile dikkatimi çeken bu konuda bu HABER gayet açıklayıcı. Öyle ki tarafların netleştiğini görmekteyiz. Son müdahil Avrupa Birliği(Norveç) Rusya ve Amerikanın aksine konuya diplomatik ve örtülü( Çevre duyarlılığı) yaklaşarak hamlesini yapmış bulunmakta. Kutuba sınırı olan Avrupa Birliği ülkelerinin iddialarını sonuna kadar destekleyeceği şüphesiz, ve hatta uluslararası ortamda birliğin diğer üyeleri ve ortakları ile baskı kurması da ortak politika bağlamında neredeyse kesin.

Bu durumda tarafları tahtaya dizersek :

  • Rusya Federasyonu
  • Amerika Birleşik Devletleri
  • Avrupa Birliği

Karşımıza Dünya’nın en büyük üç ekonomik ve askeri gücü çıkmakta. geleceğe yönelik kaynak ihtiyacını göze alırsak tahmin edilen rezerv büyüklüğü ile gözü kara üç güç odağının arasında Kuzey Kutbu tam bir gerilim hattının içerisine düşmüş durumda. Daha önce benzer konumda olan yerlere göz atarsak Yeni keşfedilmiş Amerika ve Alsas-Loren güç kullanılması ve çatışma çıkması ihtimal dahilinde. Diğer ihtimal ise bu üç büyük gücün bir paylaşıma gitmesi veya kaynakların devletlerüstü bir idarenin hakimiyetine bırakılması olacaktır.

Dar ölçekte bu üç büyük gücün hakimiyet tartışması gibi görünse de, sahipsiz olan bu bölge ve yer altı zenginlikleri teoride bütün Dünya insanlarına ait olmalıdır. Fakat böyle bir rezerv söz konusu ise bu güçlerin asla başka devletlerle bir paylaşıma (hakça bir paylaşıma) gireceklerini düşünmüyorum, aksi durumda da geri kalan devletlerin bir baskı ve zorlama ile bu devletlere karşı koyma imkanının olduğunu da zannetmiyorum, makul oalrak diğer devletler bu üç büyüğün ekonomik ve siyasi çıkarlarına uygun olarak kendilerine en yakın hissettiğinin peşinden gidecek ve aktif olmasa da taraf olacak destek verecektir. En makul paylaşımda ise geride kalan devletlere ekonomik büyüklüklerine göre cüzi paylar verilecek aslan payı üç taraflı paylaştırılacaktır.

Frank Herbert’in Dune isimli romanını veya aynı adlı filmi izlemişseniz veya aynı adlı bilgisayar oyununu oynamışsanız bu senaryo size yabancı gelmeyecektir. Öyle ki üzerinde çok değerli kozmik serpinti (baharat olarak geçiyor) bulunan Dune isimli bir gezegen keşfedilir ve galaksinin üç büyük medeniyeti Atreid,Harkonnen,Ordo bu baharat için kıyasıya mücadeleye başlarlar. Sonuçta uzlaşma olmaz fakat çözüm tektir ve bu çözüm tek kurala dayanır ” Dune Üzerinde Hiçbir Kural Yoktur” ve böylece Dune üzerinde savaş başlar…

Elbette makul insanların yaşadığı yüzyılda sonuçları bu üç güç arasında sonuçları katastrofik olacak bir savaş en son ihtimaldir, fakat ihtimal dışı değildir bunu bize zaman gösterecek.